yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Temmuz 2026 Çarşamba
29 Temmuz Çarşamba
Sabahtan kızımın odasının perdesinin montajı için bekliyordum, bir aksilik çıkmış öğlene doğru gelebildiler.
Perdeciyi beklerken Erkek A Milli takımının VNF'deki çeyrek final eleme maçının son setini izledim, nefes kesiciydi.
İkinci seti Slovenya'ya 35 - 33 vermişlerdi, üçüncüyü alsalar maç uzayacaktı; son seti 36 -34 verdiler, yazık oldu. Son derece çekişmeli ve güzel bir maçtı, tee Çin'e gitmişken bir tur geçseler ne iyi olurdu. Kısmet diyelim, gelecek sefere olur.
Öğlende kardeşim anneme geldi, küçük dayım ve yengem ise akşamüstüne doğru geldiler.
Annem gözleme hedefini pazar alışverişi sırasında belirlemişti. Ispanaklar kuzu dedikleri cinstendi, R.ciğim gözlemeyi yaptı, kardeşim ayran çırptı, afiyetle yedik. Dayımlar gelirken minik taze elmalar getirmişti, bir de incir çıkmış...
Yaşasın yaz meyveleri dememek elde değil.
Sahile daha yakın sokaklardan birinde eski usul alçak boylu bir apartmanın önündeki bu begonvile bakmaya doyamıyorum, almış başını gidiyor adeta...
24 Temmuz 2026 Cuma
24 Temmuz Cuma
Bugün yağmur bekleniyordu, en azından bizim tarafta yağmadı, karşıya yağmış diye duydum. Gün boyu kimi bulutlu kimi güneşli esintiliydi hava. Yarına kuvvetli yağmur gelecek diyorlar, bakalım ne gelecek?
Akşamın şu saatinde yorgun argın oturdum , iki satır yazayım niyetiyle.
Gün pazar seferleri ( annem ve bizim için ) ve ayıklama, yıkama, yerleştirme, yemek yapma ile geçti.
Biraz kendimi bilsem, canıma acısam ve bu kadar kendime yüklenmesem, ağırdan alsam iyi olacak, dizim sızlıyor yine.
Pazar hasadından, vişne...
Daha irilerini yemek için ayırdım, ufak ve açık renkliler reçel oldu.
Geçen hafta yaptığım yaban mersini püresini beğendim ve bugün biraz daha aldım, yaptım.
17 Temmuz 2026 Cuma
17 Temmuz Cuma
Sabah fizik tedavi sonrası pazara gittim, güya iki parça bir şey alıp dönecektim, olmadı.
Sarı kiraz çıkmış, gördüm aldım, geçende annem de istemişti, ona da aldım.
Yaban mersini pek bollaşmış, böğürtlen vardı. Reçel yaparım dedim, aldım.
Öğleden sonra böğürtlen reçel oldu, yaban mersinini çok az şekerle püre yaptım.
İkisinin de suyu çoğaldı, kaynat kaynat acılaşmasın diye meyveleri süzdüm, sularını biraz daha kaynattım. Aklıma geldi, kardeşim geçende bir şey söylemişti, fazla kaynatmadan sulu reçeli koyulaştırmış, neydi diye düşünüyordum, kardeşim aradı. Bir kaşık toz jöleyi eritmiş, onunla biraz kaynatmış, koyulaşmış.
Evde jöle yoktu, ben de birer kaşık buğday nişastasını suda erittim, onu ekledim, aynı sonuca ulaştım.
Sonra reçeli ve meyve püresini kavanozlara koydum, kaldırdım.
Ben reçellerle haşır neşirken oğlum mesaj yazdı, bir kaç gün önce hindi budu almıştı, onu nasıl pişirdiğimi sormuştu, anlatmıştım. Pişirmiş, sonuç iyi olmuş, haber veriyordu.
Akşamüstü biraz ayağımı uzattım, oturdum ve dünden beri aklımda olan bir filmi buldum, izledim; Öldürdüğün Şeyler.
Filmin yönetmeni Kanada'da yaşayan İranlı Alireza Khatami, filmin tüm oyuncuları bizden, neresi olduğu bahsedilmemekle birlikte film Türkiye'de çekilmiş. Son sıralarda insanın kötücül taraflarını anlatan filmleri -güya fikren kaçsam da- izler oldum. Bu filmin ana izleği baba oğul çatışması ve insanın iyi ve gölge tarafları üzerineydi. Pek çok uluslararası film festivaline katılmış ve mesela Sundance'den ödülle dönmüş.
Lafımızı ağız tadıyla sonlandıralım,
Senede bir kez, görünce aldığım meyvelerden,
Sarı kiraz.
7 Temmuz 2026 Salı
7 Temmuz Salı
Dün akşam kızımla konuşuyorduk, yeşil eriği bizim gibi tuzlayıp yiyen millet var mıdır acaba, diyorduk.
Ortadoğu'da yeniyor galiba dedi kızım, bir de İran'da. Yunanlı arkadaşlarıma sordum, onlar yemiyormuş, sadece Giritli arkadaşı, biz yeriz demiş.
Bence yeşil erik yemeyenler, ille de tuzlamayanlar çok şey kaybediyorlar.
Çocuklukta bir arkadaşım vardı, sadece eriği değil vişneyi de tuzlayarak yerdi. Önce garipsemiştim, sonra bir defa denedim, hoşuma gitmişti.
Bir de çocukken limonu keser, üzerine tuz döker, suyunu çıkara çıkara, dudaklarımın kenarı kızara kızara yerdim. Haliyle, büyüdüm ve bu alışkanlıktan vazgeçtim.
Yıllar sonra kızım da üstelik benden görmemişken, aynısını yapmaya, limonu tuzlayarak yemeye başladı. Kan mı çekiyor, genetik kodlar mı istiyor, bilemedim.
Geçende kızımla gittiğimiz mahalle kebapçısında biz adet olduğu üzere gavurdağı salatası istemişken, garson "sadece bu mevsim bulunuyor" diyerek yeşil erikli semizotu salatası önerdi.
Doğrusu pek lezzetliydi, ekşi seviyorsanız erikler kızarmadan ve semizotu bolken deneyin derim.
6 Temmuz 2026 Pazartesi
6 Temmuz Pazartesi
Bugün kızımın evden çalışma günüydü. Meğer kuzenleri E. ve C. de ayrı ayrı evden çalışıyormuş.
Kardeşim sabah aradı, araba varken anneme geleyim, alınacak edilecek var mı dedi. Annem karpuz diyordu, ötesini sorarız dedim.
Fizik tedaviden sonra eve geldim, öğlen için patatesli yumurta yaptım, yemekten sonra zeytinyağlı çalı fasulyeyi ocağa koydum. O sırada kardeşim geldi, kızımın yeni odasına baktı. Anneme çıktık, çay içtik, hasbıhal ettik.
Akşamüstü markete gittik, Adana karpuzları kocamandı, 8 - 9 kg karpuz annemle paylaşsak bile çok geliyor, yemesi uzun zaman alıyor. Çekirdeksiz karpuzlar daha küçüktü, birer tane aldık, diğer alış verişleri de yaptık, arabaya yükledik, eve getirdik.
Çiçeğimin mesaisi bitince mahallemizin perdecisine gittik. Perde tipleri ve fikirleriyle aldık verdik, en sonunda evde renklere bakmak ve karar vermek üzere iki kumaş kartelasını yanımıza aldık.
Eve dönmeden önce mahallemizin balıkçısına gittik, karnımızı doyurduk bir güzel. Yukarıda gördüğünüz sardalye ızgara aslında bir duvar süsü
30 Haziran 2026 Salı
30 Haziran Salı
Bugün son zamanlardaki en uzun yürüyüşümü yaptım çok şükür, dizim fazlaca rahatsız etmeden Şaşkınbakkal'a kadar gittim, döndüm. Yarın fizik tedavi başlıyor, sonuçlandığında yürümekten korkar hale gelmiş olmaktan kurtulmayı umuyorum.
Ne yemek yapayım diye düşünüyordum. Evde kabak, patlıcan vardı, fasulye yoktu, domates azalmıştı. Eve dönüş yolunda eksikleri tamamladım, sebzeleri sırayla ayıkladım, kestim doğradım ve tencereye gönderdim.
Önce kuşbaşı eti soteledim, üzerine soğan, sarımsak, bir kaşık biber salçası. Ardından taze fasulye suyunu salıp çekerken bir yandan çizgili soyduğum patlıcanı tavada az yağda yalandan çevirdim. Kapya kırmızı biber de tencereye girdi, ardından patlıcanlar. onları halka doğranmış kabaklar ve patates izledi. En son doğranmış domatesler, tuz, biber ve işte bu kadar.
Biraz harlı ateşte tıkırdadı ve sonra ocağı kısık ateşe getirdim, sebzeler yavaş yavaş piştiler, birbirinin tadını ve kokusunu aldılar.
25 Haziran 2026 Perşembe
25 Haziran Perşembe
Annemin iki haftadır yapmayı planladığı aile yemeği bugün hayat buldu.
En başta, büyük dayımın evden çıkıp anneme gelmesi için ikna edilmesi gerekti. Annem sana hangi Malatya yemeğini yapayım, ne özledin diyerek dayımı kandırmaya çalıştı. İ. dayım önce zahmet olmasın, ne gerek var diyerek yan çizmeye çalıştı, hatta annemi bir süre oyaladı bile diyebilirim. Sonra ben kendisiyle konuştum, hiç birimiz için zahmet olmayacağını, gelirse annemin çok sevineceğini söyledim ve böylece tarih kararlaştırıldı.
Aksi tesadüf, meğerse kararlaştırılan tarihte küçük dayım O. ve eşinin kısa bir tatil planı varmış. İyi tesadüf, birlikte tatile gidecekleri arkadaşları grip olduğu için yola çıkamadılar ve bugün gelebildiler.
Annemlerin küçük kuzenleri Z. abla da gelirim deyince, ekip tamamlandı.
Tabii ki kambersiz düğün olmaz, kardeşim ve ben annemin ekibinin ayrılmaz parçaları olarak, hazır ve nazırdık.
Menünün ana yemeği sıkma köfte idi, bir bulgurlu yemek olan bu köfte, güneydoğuda yaygındır ve çeşitli isimlerle yapılır.
Ana yemek öncesi çorbasız olmaz haliyle, o da başka bir memleket çorbası olan kulak çorbasıydı. Kulak da nedir derseniz, çorba adını içindeki küçük kare kesilmiş hamurlardan alıyor, kulak onlar.
Salata, zeytinyağlı taze fasulye, börek derken tatlı olarak da tam da bugün başlayan aşure ayını karşılayan aşure vardı.
Yemekten sonra içilen çaylara Malatya'dan gelmiş un kurabiyeleri eşlik ediyordu, ama midelerde ancak yarım yarım yenecek kadar yer kalmıştı.
Yemeyi ve yedirmeyi aşkla seven memleketimizin insanlarının eskileri ağız tadıyla anmak dileğiyle geçirdikleri bir gün işte böyleydi.
Günün yıldızı, annemin aşuresi,
Annem tabii ki yaptığı her yemek gibi buna da bir kusur buldu, şekeri az olmuş dedi.
Aslında bu bir tür övgü alma yöntemi, yaptığını eksikleneceksin, karşındaki hiç de öyle değil diyecek ve seni övecek.
Adet böyle...
20 Haziran 2026 Cumartesi
20 Haziran Cumartesi
Kaç gündür mesajlarıma, maillerime "Leyla The Band" konseri bildirimleri gelip duruyordu. Küçükçiftlik Parkı'nda olmasa -ayakta izlemek gerekiyor- gitmek isterdim, doğrusu. Bugün düşen videolardan güzel bir konser olduğu anlaşılıyor.
Şuraya 13 sene öncesinden bir "Yokluğunda" ekleyeyim, konserde dinleyiciler Ali Atay'la bir ağızdan söylüyorlardı.
Bugün okuduğum bir haberde, Ukraynalı bir savaş esirinin 4 sene süren esareti sırasında çevresindeki düğer tutsaklara Harry Potter serisinin tüm kitaplarını ezberden anlatarak, nasıl hem kendisinin hem diğerlerinin hayata tutunmasını sağladığını anlatıyordu. Yakın zamanda Harry Potter serisini önce dinlemiş, sonra izlemiş olduğum için bir tür duygudaşlık hissettim. Haberin tamamı burada, okumak isterseniz.
Mahalledeki bir bina daha kentsel dönüşüme giriyormuş. Alt kattaki dükkanlar, binanın tam köşede olması nedeniyle mahallenin en çok iş yapan yerleri. Eczane ve baharatçı/kuruyemişçi yakınlarda yer bulmuş. Bakalım tuhafiyeci ve henüz bu kış açılmış kahvaltıcı nereye gidecek?
Sabah erken uyandım, hemen buzdolabındaki mayalı hamuru kontrl ettim. Yeterince kabardığını görünce, fırını yaktım, pişirdim, fena kabarmadı.
8 Haziran 2026 Pazartesi
8 Haziran Pazartesi
Sabah, apartmanımızın whatsapp grubundaki heyecanlı yazışmalarla başladı.
Birisi otoparkta bir şey yaptırmak istiyor, bir başkası ona karşı çıkıyor.
Birbirine selam vermekten kaçınan komşular "apartmanın çıkarı"nı savunmak üzere kulis faaliyetine başlıyor.
Öğlende yol gösteren, ara yolu bulan yazışmalar sonucu işler sakinleşti, gibi duruyor. En azından şimdilik...
Haftasonu dizime buz koyma işini biraz ihmal ettim, biraz da ayakta fazla durdum. Sen misin dikkatsiz davranan? Dizim hemen mızımaya başladı.
Bugün kendisine saygıyla davranmaya, buzunu eksik etmemeye çalışıyorum. Bir de bazı mutfak işlerini oturarak yapmak gerektiğini anladım, aksi halde vücut itirazı basıyor.
Kızım bugün evi süpürüyordu, dedi ki şarjlı süpürge almak bu sene yaptığımız en iyi alet yatırımı.
Haklı gerçekten, çocukluğumuzun gırgır süpürgesi gibi, temizlik konusunda gayet pratik bir çözüm oluyor.
Yarın anneme sabah kahvesine üst kat komşusu gelecekmiş, benden kek yapmamı istedi.
Ben de evde ne varsa buluşturdum, muzlu, balkabaklı, cevizli kek yaptım.
23 Mayıs 2026 Cumartesi
23 Mayıs Cumartesi
Dün pazardan ham incir almıştım. Ham incir dediğim, reçellik olarak soyulmuş olmamış incir.
Sanki aklımda kalan, yıllar önce bir kez incir reçeli yapmıştım.
Bloga baktım, tarif bulamadım. Gül reçeli yapmışım onu buldum.
Neyse, internete bakındım, okuduklarım içinde aklıma yatan bir tanesini -şeker ölçüsünü biraz azaltarak- uyguladım.
Önce incirleri bıçağın sivri ucuyla bir kaç yerinden deldim.
Sonra kaynamakta olan suya incirleri attım, beş dakika kaynattım.
Beş dakikanın sonunda incirleri süzdüm ve içinde soğuk su olan bir kaba aldım.
Soğuduktan sonra incirleri tek tek sıktım ki içindeki acılık çıksın.
Sıkılınca buruşuk muşmula formuna dönen incirleri yeniden içinde su kaynayan bir tencereye aldım, beş dakika daha kaynattım.
İkinci defa içinde soğuk su olan tencereye kevgir yardımıyla incirleri aktardım.
Tenceredeki su ılınınca döktüm, yeniden soğuk suda yarım saat beklettim.
Bu süre sonunda incirleri tekrar sıktım ve süzgece aldım.
İncirleri haşlamadan önce tartmıştım, 300 gr gelmişti, bu ölçü için 3 su bardağı şeker ve 3 su bardağı suyu bir tencereye aldım.
İçine karanfil ve tarçın kabuğu ekledim, şurup kaynadıktan sonra incirleri koydum.
Yaklaşık bir saat kaynadıktan sonra yarım limonun suyunu ekledim, biraz daha kaynadı.
Kıvamına baktım, şurubu koyulaşmış görünce, ocağı kapattım.
Soğuduktan sonra kavanozlara aktaracağım.
Nasıl oldu derseniz, görünüşe göre oldu, tadına yiyenler karar verecek.
Mutfakta geçen zamandan sonra balkona çıkmıştım,
Gri ve bulutlu havada günün sürprizi açıvermiş kaktüs saksısını görmek oldu.
Echinoptismiş adı, Arjantin'den gelmiş.
17 Mayıs 2026 Pazar
17 Mayıs Pazar
Şimdi dışarıda yeniden güneş parlıyor, oysa yarım saat önce büyük bir gümbürtü eşliğinde yağmur hızla yağmaya başlamıştı.
Gök gürültüsünü duyan Kontes hanım da şaşırdı, ayakucumda kıvrılıp uyukladığı pufun üzerinden kalktı, pencereye koştu, dışarıya baktı, cama düşen damlalara diliyle dokunup dokunamayacağını anlamaya çalışır gibiydi. Şimdi, "tamam bişey yok, olaysız dağılalım" denmiş gibi, yeniden uyukluyor.
Öğlende dışarı çıkıp yürüdüğümde esinti vardı ama güneş güzel ısıtıyordu. Bugün tam kırkikindiler usulü yağdı yağmur.
Yürüyüş sonrası annemle yemek yedik, annemin sevdiği dibek kahvesinden içtik.
Annem kitap dinlemeye başladığında ben de yemek yapmak üzere eve döndüm.
Enginar ve bezelyeli bahar pilavı yaptım, aslında biraz eksiği var, bol dereotu yakışıyor, bu hafta pazarı kaçırdım, dün marketten dereotu almayı unutmuşum; olsun varsın bu defalık sadeli olsun.
Bugünkü yürüyüşten, alt sokaktaki bir bahçe duvarının üstünden sarkan filbahriler,
Baharın en sevdiğim çiçeklerinden, hafifçecik parfümlü kokularına hayranım.
20 Nisan 2026 Pazartesi
20 Nisan Pazartesi
Bugüne yağmur sesiyle başladık. Hava karanlık, hava 4 derece ve rüzgar nedeniyle 1 derece hissediliyor.
Çocuklar diyor ki tipik Hamburg işte. Onlar bir sene yasadiktan sonra sehrin havasına alışmaya-degilsede de kabullenmeye- başladı. Oysa benim değil böyle bir kabulüm, havanın 20 dereceden bu şekilde dönüşmesine hazırlığım bile yok, baharlık giyinmiş gelmişim, hava kış oldu.
Neyse, olana çare yok, yağmur durduktan sonra çıkıp bir iki üst baş alayım dedim.
Biz evde oyalanırken yağmur durdu ve gelinciğimle istasyona ulaştığımızda güneş açtı, haydi bakalım...
Günün kalanı güneşin verdiği enerjiyle geçti, akşam yemeğini bir Portekiz tapas restoranında yedik ve böylece bana ayrılan sürenin sonuna geldim.
4 Nisan 2026 Cumartesi
4 Nisan Cumartesi
İki seneden fazla oldu, annem Balkan lutenitsasına düştü. İlk kez Makendonya gezisinden dönerken almıştım, çok hoşuna gitti. Bitince üzüldüğünü görünce, "ne var canım, yaparım bunu" dedim ve o gün bu gündür, yapıyorum, kavanozluyorum ve annem sabah kahvaltısında ekmeğine sürüyor, yiyor.
Genellikle yaptığım tarif şöyle; önce kırmızı kapya biber ve patlıcan közleniyor, sonra ince doğranmış soğan ve sarımsağı zeytinyağında çeviriyorum, blenderda çektiğim biberleri ve patlıcanı ekliyorum, en son domates püresi ve tuz, karabiber, kırmızı biber ekliyorum, suyunu çekince sıcakken küçük kavanozlara koyuyorum, kapakları kapatıyorum. Buzdolabında, kapakları açılana dek en az dört haftaya kadar sapasağlam duruyor.
Bugünlerde geceleri Harry Potter serisini dinlemeye devam ediyorum, Ateş Kadehi'ne geldim.
Sadece yatmadan önce kitap okumaya fırsat buluyorum, gün içinde internetten haber okumak dışında kitap okumaya fazla bir zaman bulamıyorum.
Bugünlerde okuduğum kitap, Dr. Talat Kırış'ın yelkencilik ve yolculuk anıları, Başucumda Deniz.
Okuduklarımdan çıkardığım sonuç şu, yelkencilik gerçekten zor iş, sahiden gönül vermeden yapmak mümkün değil, diye düşündüm.
29 Mart 2026 Pazar
29 Mart Pazar
Dünden daha soğuk ve yağmurlu bir gün gibiydi.
Gibiydi dedim çünkü bugün sokağa çıkmadım, annem ve bizim ev arasında in çık halindeydim.
Çay, çorba, kahve sohbeti fasıllarının dışında evde yemek yaptım, boş oturdum, dizi baktım, gün bitti.
Bugün bir üzücü haber aldım, uzaktan tanıdığım bir insan vefat etmiş, yaşı bize yakındı, genç ölüm, üzüldüm. Dünya geçici, unutmamak lazım.
Televizyonda seyredecek program arıyorduk, annemle. Bir kanalda Urfa'nın yemekleri ve efsaneleri anlatılıyordu. O sırada duydum, sadece o yörede yetişen bir tür narenciye varmış. Halfeti ve Birecik'te yetişen bu ağacın adı kebat imiş. Bu bitki bergamotun atası kabul edilirmiş, genellikle reçel, marmelat, şekerleme yapılırmış.
Bu da bu günün yeni bilgisi oldu.
Ramazanda pide tercih ediliyor ya, bir süredir evde ekmek yapamadım.
Ama arşivde yapılmışı var nasıl olsa, 2024'den...
26 Mart 2026 Perşembe
26 Mart Perşembe
Bugünkü günü latif ve zarif bir hava ile geçirdik, güneş vardı, arada sırada hafifçe esen rüzgar da cabası, mamafih biraz pus vardı, olacak o kadar dedik.
Tahmine göre yarın hava yine ılık olacakmış ve fakat yağmur bekleniyormuş.
Akşamüstü gurbet kuşumdan "Hamburg'a dolu yağıyor" konulu bir video geldi, havalar her yerde bir garip...
Bugün bir arkadaşımızın doğum günüydü, (bizim kızlar böyle birer ay arayla doğmuş gibiler, bahardan sonra kışa kadar bir ara var) sakin bir yerde oturup yemek yemek ve sohbet etmek artık en güzel kutlama şekli bizim için.
Bu defa bir Uzakdoğu yemekleri lokantasında oturduk, yediklerimiz güzeldi, sohbet tatlıydı.
Sigara içenler rahat etsin diye dış mekanı tercih etti bizimkiler ve fakat bu defa kedi milleti yakınlarda dolandı durdu, içimizden kedi korkusu olan üç kişi zıp zıp zıpladı, bendenize masaya yaklaşan kedileri yavaşça savuşturmak görevi düştü.
Bir Ege mezesinin adı "balık uçtu", duymuşsunuzdur.
Bol soğanlı, domatesli ama adının aksine içinde balık bulunmayan bir mezedir.
Hani balık nerde denince de balık uçtu ya işte diye tanımlanır.
İşte o hesap, bu tabak da dondurma uçtu!
Tabakta kızarmış dondurma ve küp kesilmiş meyveler vardı, biz onları yedik bitti ve dondurma uçtu oldu.
25 Mart 2026 Çarşamba
25 Mart Çarşamba
Bu sabah bir haftadan sonra güneşle başladı, akşamüstü bulutlar yeniden arttı ve hava ılıktan soğuğa doğru döndü, ama olsun; güneş moral veriyor insana.
Bugün kendimce önemli, biraz da gözümde büyüttüğüm bir iki işi hallettim.
Kızımın izin günüydü, kaç günden sonra birlikte kahvaltı yapabildik.
Kardeşim geldi, annemde oturduk, çay içtik, börek yedik.
Akşamüstü kardeşimi geçirmeye çıktığımda biraz onunla yürüdüm, biraz kendim adımlarımı saydım.
En sonunda saat 19'daki Eczacıbaşı - Vakıfbank voleybol kupası maçını seyretmek için televizyonun karşısına geçmek üzere kendime sandviç hazırlarken, ton balığı konservesi kutusu açma çalışmam sırasında parmağımı kestim, güne nazar boncuğu olarak...
Baharın başlıca ayak seslerinden birisi değişen meyve çeşitleri,
Çilek bu mevsim meyvelerinde başı çekiyor...
17 Mart 2026 Salı
17 Mart Salı
Karabuğday unlu krik krakları çeşnilendirmeyi düşünmüştüm güya, mesela zeytinli yapacaktım. Bugün yine otomatiğe bağlamışım ve lor peynirli, baharatlı şekilde yapmışım. Neyse olsun, gelecek defa denerim.
Bugün uzun yürüyüş yapmadım, mahallede bir tur ile yetindim. Hava düne göre daha yumuşaktı.
Bridgerton'ın 4. sezonundan sonra Zeytin Ağacı'nın 2. sezonunu da bitirdim. Bridgerton bir külkedisi masalı gibiydi, hafifçecik, keyifliydi. Zeytin Ağacı ilk sezona göre daha zayıftı sanki.
Asıl niyetim bu hafta Kurtuluş filmini sinemada izlemek ya, bakalım ne zaman kısmet olacak.
Asıl önemli notu unutmayayım, bugün M. B. grubu kızlarıyla görüntülü muhabbet eyledik, pek güzeldi, özleşmişiz, iyi geldi.
Apartman bahçesindeki erik ağacı çiçeklenmiş, gelin gibi duvağını takınmış.
16 Mart 2026 Pazartesi
16 Mart Pazartesi
Bugün ilk kez Arnavut ciğeri pişirdim ve güzel oldu, başardım.
Bir süredir aklımdaydı, bugün mahallemizin 30 yıllık ciğercisine gittim, sordum; dana mı alayım, kuzu mu? Ne bakımdan soruyorsunuz dedi. İlaçlı, antibiyotikli olmayanını soruyorum dedim. O zaman kuzu dedi. Yaprak mı alayım, Arnavut ciğeri mi dedim. Yaprak pişirirseniz kuruyabilir, diğeri daha garantili dedi.
Sonra 600 grlık bir parçayı zarını çıkarıp, güzelce ayıklayıp, lokma lokma kesti, ellerine sağlık gerçekten çok lezzetli oldu.
Bendeki cahil cesaretine bakar mısınız, internete baktım, aklıma yatan bir tarif buldum, yaptım, oldu.
Arnavut ciğerini oldum olası severim, ancak son yıllarda sakatattan oldukça uzaklaştık, çocukluğumda yediklerimizin yanına bile yanaşmaz olduk.
Dün Teke Tek Sağlık'ta Fatih Altaylı ile Dr. Deniz Şimşek'in sohbetini dinleyince aklıma koydum, ciğer alıp yapacağım. Netekim, iyi de oldu.
Hem kaç zamandır annemin de canı çekiyordu, kızım da beğendi, daha ne olsun?
Geçen sene balkondaki latin çiçeklerim (tohumları C.ciğimin armağanıdır) Mart başında açmıştı, bile.
Bu sene ancak yeni yeni yaprakları yeşerdi, henüz çiçek yok.
16 Şubat 2026 Pazartesi
16 Şubat Pazartesi
Çocuklarla yazışıyorduk, kızım Kontes hanımın uyurken çektiği komik bir pozunu göndermiş.
Dedim, bakmayın siz onun bu masumiyet timsali duruşuna, uyumadığı zaman neler yapıyor neler.
Çiçeğim hemen korumasına almış yavruyu, benim için "perdesine iki pati attı, ondan sinirli" yazmış.
Yaa işte böyle! Kuzguna yavrusu anka gözüküyor, her zaman olduğu gibi.
Kızım bir salata yaptı, pek güzel oldu.
Maş fasulyesini haşladı. Yeşil soğan, dereotu, elma, mor lahana, peynir kırığı, ceviz ekledi, zeytinyağı, limon ilavesiyle işlemi tamamladı.
Öneririz.
Bugün ayı ortalamış olarak yeni haftaya başladık.
Yarın güneş tutulması varmış, ama bizim coğrafyadan görülemeyecekmiş.
Dün dinlediğim podcastlardan birinde insanın yanında cep telefonu bulunduğunda, bakmasa bile, dikkatinin % 10 düştüğünden söz ediyordu. Ne akıl çeldirici bir nesne bu cep telefonları ve onlardan akan diğer dünya, yahu!
Bu ayva baharının önünden haftada bir iki geçiyorum.
Neredeyse bir aydır "açtım, açıyorum" havasındaydı.
Dünkü bahar havasında dayanamamış ve bir güzel açmış, sonunda.
6 Şubat 2026 Cuma
6 Şubat Cuma
Günün tarihi çok çok çok üzücü anılara denk gelen bir gün. Yakınlarını, can insanlarını kaybedenlere sabırlar dilemek bile ağır acı veriyor.
Söyleyecek sözler boğazda tıkanıp kalıyor, böyle zamanlarda.
Birkaç gündür aklımdaydı, karabuğday unlu krik krak (ya da galeta da diyebiliriz) yapsam diyordum, olur mu? İki gün önce karabuğday (greçka) unu aldım, dün tariflere baktım ve bugün denedim; sonuç hiç de fena olmadı.
Pazar işleri, ev işleri, evdeki yavrucuğun alışma halleriyle gün geçti gitti.
Bugünün el ürünleri,
Malzemesini yazayım:
-2 bardak greçka unu,
-1 bardak pirinç unu,
- 2/3 bardak zeytinyağı, tereyağ karışımı,
- 2 yumurta,
- 2 kaşık yoğurt,
- 4 kaşık labne,
- 1/2 bardak rende kaşar,
- Kabartma tozu
- Karabiber, kırmızı biber, kekik, kimyon, zerdeçal
Şöyle yaptım:
Önce sıvıları karıştırdım, sonra unları ekledim, sıkı bir hamur oldu.
Parmak büyüklüğünde parçalar kopardım, zira daha uzun olunca parçalanıyor, kopuyor.
Tepsiye dizdim, 180 derecede yarım saat kadar pişirdim.
Denerseniz, afiyet olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















