güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2026 Perşembe

30 Temmuz Perşembe

 Rüzgar epey sert esti gün boyunca; bazen evdeki açık  pencereleri pat pat çarptı, bazen bulutları önüne kattı götürdü, güneşi kapattı.  Hissedilen sıcağı düşürdüğü için şahsen şikayetim yok bu durumdan. 
Dün Londra'da yaşayan yeğenimle konuşuyorduk, küresel ısınmayı destekliyorum, bu sene iliğim kemiğim ısındı, deyiverdi. 

Akşamüstü  okuduğum bir haberde ise şöyle diyordu, bu sene Avrupa'daki çok fazla sayıdaki orman yangınları nedeniyle orman köylüsünün ormanda koyun ve keçi otlatmasını desteklemek gündeme gelmiş. Zira küçük baş hayvanlar ormanlardaki kuru otları ve yer hizasındaki diğer bitkileri yedikleri için ormanın temizlenmesini sağlayarak yangınların çıkmamasına da neden oluyorlarmış. 
Eyy insanoğlu, doğaya uyum sağla, doğayı kendin için çekip çevirme diyoruz da kime diyoruz, duyan yok.

İki gündür aklımda Kayahan'ın ilk şarkısı dolaşıp duruyor, "İstanbul'da bir güzel İstanbul kadar güzel". Dinlemek isterseniz, burada. 



Bir çeşit zambak, adı turuncu güngüzeli imiş.

29 Temmuz 2026 Çarşamba

29 Temmuz Çarşamba

 Sabahtan kızımın odasının perdesinin montajı için bekliyordum, bir aksilik çıkmış öğlene doğru gelebildiler.
Perdeciyi beklerken Erkek A Milli takımının VNF'deki çeyrek final eleme maçının son setini izledim, nefes kesiciydi. 
İkinci seti Slovenya'ya 35 - 33 vermişlerdi, üçüncüyü alsalar maç uzayacaktı; son seti 36 -34 verdiler, yazık oldu. Son derece çekişmeli ve güzel bir maçtı, tee Çin'e gitmişken bir tur geçseler ne iyi olurdu. Kısmet diyelim, gelecek sefere olur.

Öğlende kardeşim anneme geldi,  küçük dayım ve yengem ise akşamüstüne doğru geldiler. 
Annem gözleme hedefini pazar alışverişi sırasında belirlemişti. Ispanaklar kuzu dedikleri cinstendi, R.ciğim gözlemeyi yaptı, kardeşim ayran çırptı, afiyetle yedik. Dayımlar gelirken minik taze elmalar getirmişti, bir de incir çıkmış... 
Yaşasın yaz meyveleri dememek elde değil. 



Sahile daha yakın sokaklardan birinde eski usul alçak boylu bir apartmanın önündeki bu begonvile bakmaya doyamıyorum, almış başını gidiyor adeta...

28 Temmuz 2026 Salı

28 Temmuz Salı

 Hareketli bir sabahın ardından yanan beynimi sakinleştirmek ve bir kaç aydır görüşemediğimiz N.ciğim ile biraz muhabbet etmek içi soluğu Üsküdar'da Marmaray çıkışında aldığımda 13:15 olmuştu. 
Bu kadar net saat veriyorum, zira tam o sırada Üsküdar meydanındaki camilerden  öğlen ezanı okunmaya başladı. 
Ezanın iki ayrı camiden ve birbirini takip eder şekilde okunması 350 senelik bir Osmanlı geleneği imiş. 
Daha önce Sultanahmet meydanında da benzer şekilde karşılıklı ezan okunduğuna tanık olmuştum, bu defa Üsküdar'da denk geldim. 

Bugün hava dünden sıcaktı, ya da rutubet daha fazlaydı sanki.
Bizim Kontes kız yine banyoda küvetin içinde oturmaya başladı. Çocuk tüylü, ancak serin zeminde ferahlıyor, ne yapsın?



N.ciğimle öğlen yemeği için  Kanaat Lokantasına gittik, galiba kışın gitmiştim en son. 
Sonra da meydanı tepeden gören, denize uzaktan bakan bir kafede oturduk kahve içtik, sohbete devam ettik.


27 Temmuz 2026 Pazartesi

27 Temmuz Pazartesi

Satırlarıma başlarken, yazdıklarımızı kafasına göre gecikerek yayın akışlarımızda gösteren blogspota en içten hörmetlerimi sunmak istiyorum. 
Ekmekcikız'a yazdığım son yazı 3 gün sonra tedavüle çıktı, bu blogun son yazısı bir önceki yazı olarak gözüküyor. 
Bi titre de kendine gel sayın blogroll, öbür mecralar gibi saniyesinde görünür olmak derdinde değiliz de, okuyucudan yazılmış yazıları gizlemesen eyi olcek, aksi halde başımı alıp gidesim var.
Bilmem anlatabildim mi?

Bugün sebze ayıklarken, dünkü final maçının özetlerini izledim dersem, kafayı voleybolla bozmuş olduğum düşünülebilir, ama çok zevkliydi, ne yapayım?
Bir de Yüksel Aksu'nun son filmi Bak Postacı Geliyor'u seyrettim. Tatlı bir filmdi, bir buçuk saat eski zaman nostaljisi içinde hoş vakit geçirdim, iyi geldi.



Bu fotoğrafı daha önce en az iki kez yayınlamış olmalıyım, yine karşıma çıktı, yine anıları yâd ettim, buraya da eklemek istedim.
Hem bugün için daha anlamlı, eski büromuzun balkonundan görülen bu manzaranın fotoğrafını, tam on sene önce 27 Temmuz 2016'da çekmişim.
bugün 

26 Temmuz 2026 Pazar

26 Temmuz Pazar

 Ohh! Şampiyon oldular! Yaşasın! 
Kızlar bugün VNL Şampiyonu oldu, dişe dişe bir mücadele ile Brezilya'yı 3 - 1 yendiler.
Heyecanlandık, güldük, ağladık, hop oturup hop kalktık. 
Şimdi sıra erkek takımında, onlardan da derce bekliyoruz, çıta yükseldi.

Şampiyonluk sevincini bir yana, akşamüstü saatlerini evin fiberoptik internet bağlantısı ve televizyon, bilgisayar arasındaki uyum sorununu çözmek için çeşitli müşteri hizmetleriyle konuşarak geçirdim, başıma ağrılar girdi, şu anda kafamda bir çember var sıkıyor.

Oysa sabah ne güzeldi, neredeyse iki ay aradan sonra sahile yürüdüm ve dünkü yağmurdan sonra pırıl pırıl olmuş denize ve adalara baktım, nefes aldım.
Neyse, akşamüstü internet stresi için, merkür retrosunun son marifeti diyelim, geçelim.



Bu sabah, Suadiye sahilinden...


25 Temmuz 2026 Cumartesi

25 Temmuz Cumartesi

Günün heyecanı VNL yarı finalinde kadın milli takımımızı izlemek ve Çin'e karşı alınan 3 - 0'lık galibiyetle mutlu olmaktı.

Bir de neredeyse gün boyu bazen hızlı bazen daha sakin yağmur yağdı, hava epeyce serinledi.
Akşamüstü yağmurun hafifleyeceğini umarak biraz yürümek istedim. Tabii ki şemsiyemi aldım ve yine de biraz ıslandım. Olsun, yaz yağmur ferahlattı.
Gerçi pek çok yerde fazla yağmış ve su basmış, üzücü...



Mevsimin güzelliklerinden ortancalar,
Geçen senelerden birinden arkadaşımın bahçesinden,

24 Temmuz 2026 Cuma

24 Temmuz Cuma

 Bugün yağmur bekleniyordu, en azından bizim tarafta yağmadı, karşıya yağmış diye duydum. Gün boyu kimi bulutlu kimi güneşli esintiliydi hava. Yarına kuvvetli yağmur gelecek diyorlar, bakalım ne gelecek?

Akşamın şu saatinde yorgun argın oturdum , iki satır yazayım niyetiyle.
Gün pazar seferleri ( annem ve bizim için ) ve ayıklama, yıkama, yerleştirme, yemek yapma ile geçti.
Biraz kendimi bilsem, canıma acısam ve bu kadar kendime yüklenmesem, ağırdan alsam iyi olacak, dizim sızlıyor yine.



Pazar hasadından, vişne...
Daha irilerini yemek için ayırdım, ufak ve açık renkliler reçel oldu.
Geçen hafta yaptığım yaban mersini püresini beğendim ve bugün biraz daha aldım, yaptım.
 

23 Temmuz 2026 Perşembe

23 Temmuz Perşembe

 Dün park gezmesini anlatma işine dalınca, sabah radyoda dinlediğim bir klasik müzik parçasını eklemeyi unutmuşum. Şimdi hemen baştan ekleyeyim; Borodin'in  Prince Igor operasından Poloveç dansları. 

Bu sabah evin günlük telaşesi, temizlik işleri, yemek yapma faaliyeti arasında azıcık gecikerek de olsa kadın voleybol takımımızın VNL çeyrek finalinde Kanada ile yaptıkları maçı seyrettim. 
İlk setten sonra açıldılar bizimkiler, heyecanlı bir maç oldu ve yarı finale kaldılar. 

Günün diğer faaliyetleri biraz egzersiz, biraz mahallede yürüyüş yapmak oldu. Sahi, bir de bizim evin ve arkadaşımın evinin çiçeklerini suladım.




Müziğimiz gibi fotoğrafımız da dünden,
Fenerbahçe parkından, sarmaş dolaş gövdeleriyle ılgınlar.

22 Temmuz 2026 Çarşamba

22 Temmuz Çarşamba

Annem bir süredir söylüyordu, biraz açık havada  vakit geçirelim, parkta bahçede oturalım diyordu.
Bizim ekibin toplanması için gerekenler var; önce kardeşimin arabası serbest olacak, sonra evlerin temizlik günü olmayacak,  hava uygun olacak... Benim fizik tedavi araya girince projenin gerçekleşmesi biraz ertelendi, haliyle. 

Dün kardeşimle konuştuk, son zamanlarda hep Maltepe parkına gittik, epeydir yolumuz düşmüyor acaba Fenerbahçe parkına mı gitsek? Gidelim de oradaki taşlarda tekerlekli sandalyeyi yürütmek zor olur, ne yapsak?
Aslında Özgürlük parkı da olabilir, rahmetli Neşe teyzeyle gittiğimizden beri oraya da gitmemiştik, hem orada gözleme yapıyorlardı, annem sever. Tamam öyleyse, Özgürlük parkına gidelim.



Planladığımız vakitte toparlandık, yola çıktık. Özgürlük parkının arka kapısına ulaştık. Annemi tekerlekli sandalyeye oturttuk, ön kapıya doğru gölgelerden geze geze gittik. Oradan sol taraftaki tahta köprüye yönlendik, gel gör ki oturmak istediğimiz ağaç altı açık hava kahvesi yerinde yok. Hoppala!
Sorduk soruşturduk efendim, orada tadilat varmış, Eylül başında açılacakmış, şimdilik sadece girişe yakın ağaçlık alandaki büfede çay, kahve, tost filan varmış. 

Ehh, oturalım bari dedik, yerleştik, çay, ayran ve tost ısmarladık, sonra vakit gelmiştir dedik, Bezgin Bekir kılıklı iki delikanlının her söyleneni üç kez tekrar ettirdikleri büfeden siparişlerimizi aldık, oturduk. Oturduk oturmasına da bu defa ısıran sinekler huzur vermedi, kaşındık durduk.
Baktık olacak gibi değil toparladık, bindik arabaya ve ver elini Fenerbahçe parkı.



Fenerbahçe park bildiğimiz gibi, en azından. Yirmi otuz sene önceki zarif kent parkı havasından eser olmamakla, o güzelim açık hava kahvelerinin yerinde yeller esmekle ve o güzelim Romantika'nın kendi de adı da gitmiş olmakla birlikte, en azından bol yeşillik, ağaç altı ve deniz manzarası var.
Deniz kenarındaki ılgınların altında bir banka yerleştik, annemi çimenin üstünde konuşlandırdık. Biz kardeşimle kahvelerimizi höpürdetirken, annem ve R. gazozlarını içti. 
Denize sakince bakarak ılgın altında püfür püfür oturmanın keyfini çıkardık, annemin gönlünü yaptık; kısa günün kârı. 

21 Temmuz 2026 Salı

21 Temmuz Salı

 Fizik tedavi bugün bitti, dizlerimin eklemine aradaki sıvıyı artıracak ya da destekleyecek iğneler yapıldı ve son günlerdeki rutinim bitti. Bir iki gün egzersiz yapmayın dedi doktor, sonra başta günlük diz çevresi kaslarını güçlendirecek egzersizler olmak üzere çalışmaya başlayabilecekmişim. Bir ay öncesindeki halime  bakarak bugüne şükrediyorum.

Bugün hava dünden daha sıcak olacak sanıyordum, doğrusu gün boyunca o kadar fazla hissetmedim, bakalım gece nasıl geçecek? Dün gece yatmadan önce soğuk suyla duş yaptım, ferahladım, uyudum.
Son senelerde hava durumu konusunda abartmak eğilimi var gibi geliyor bana. Aman şöyle bir kar fırtınası gelecek, aman böyle şiddetli yağmur yağacak, yok çöl sıcakları geldi, yok yaz ortasında gece battaniye gerekecek. 
Yahu ne var? Yaz günü gece serin gelirse pencereni örter uyursun...



Bahçedeki güllere böcek dadanmıştı, çareyi hepsini budamakta buldular.
Nihayet kendine gelen güller şimdilerde yeniden açmaya başladılar.

20 Temmuz 2026 Pazartesi

20 Temmuz Pazartesi

 Bugün havanın sıcaklığının arttığını, sabah erken saatte Aile Hekimliğine doğru yürürken bile hissettim. Oysa dün akşamüstü gurbet kuşlarımla mesajlaşırken,  havanın serinlediğini, önceki gece eve dönerken hissettikleri havaya soğuk bile denebileceğini söylediler, mevsim normallerine dönmüşler.

Aile Hekimimizle konuşurken, izne ne zaman çıkıyorsunuz demiş bulundum. O da Ağustos başı memlekete annemi görmeye gideceğim deyince, klasik soruyu sordum, "memleket nere hemşerim?" ve gerçekten hemşeri çıktık. Meğer Malatya'da doğmuş büyümüş, annesi depremden sonra Elazığ'a gitmiş, şimdi orada yaşıyormuş.

Bir de sabah apartman kapısında kardeşime ve bana yıllar önce ( ama neredeyse 30 sene önce ) temizliğe gelen İ. Hanımla karşılaştım. Ben ona kapıdan geçsin diye yol vermeye çalışırken, o bana adımla hitap edince şaşırdım. Kendisini tanıtınca kapı önünde epey bir konuştuk, yıllar içinde çok değişmiş, benim görsel hafızamdaki resmin bugünkü gerçekle ilgisi kalmamış. Meğer bizim apartmana yeni taşınan bir tanıdığa yardıma geliyormuş. İlginç bir tesadüf oldu.



Pencereden dışarı bakmayı seviyor Kontes hanım,
Güneş çekildikten sonra pervaza çıkıp  telin önünde durup kuşları seyrediyor.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

18 Temmuz Cumartesi

 Dün gece, sanırım bu yaz ilk kez, sıcaktan veya rutubetten ya da benim vücudum öyle istediği için oldukça geç saatte uyuyabildim ve sık uyandım. Sonra sabah  her zamankinden geç uyanarak biraz dinlenmiş hissedebildim.

Threads diye bir şey çıkmış, intagramla bağlantılı, sanıyorum. Bir süredir önüme threads'a katıl çağrıları düşüyordu, ilgilenmiyordum. Bugün ilgileneceğim tuttu, yönergeleri takip ediyordum olacak gibi duruyordu, hem de aa kolaymış, instagramdan bağlanacak işte diye düşünmüştüm. Oysa, adı geçen şey "şifren yanlış" dedi durdu. İki üç kez denedim, sonra deli miyim, o da eksik kalsın dedim, çıktım.

Akşamüstü A Milli Erkek Voleybol takımının Slovenya maçını izledim. Erkek takımımız da son zamanlarda oldukça iyi gidiyorlardı, bugün yazık oldu ucundan kaçırdılar.



Apartmanın bahçesindeki akşam sefaları açmışlar.
Akşamüstü kısa bir yürüyüş yaptım, dönüşte seyrettim onları, şenlik gibiler.,

17 Temmuz 2026 Cuma

17 Temmuz Cuma

Sabah fizik tedavi sonrası pazara gittim, güya iki parça bir şey alıp dönecektim, olmadı.
Sarı kiraz çıkmış, gördüm aldım, geçende annem de istemişti, ona da aldım.
Yaban mersini pek bollaşmış, böğürtlen vardı. Reçel yaparım dedim, aldım.

Öğleden sonra böğürtlen reçel oldu, yaban mersinini çok az şekerle püre yaptım. 
İkisinin de suyu çoğaldı, kaynat kaynat acılaşmasın diye meyveleri süzdüm, sularını biraz daha kaynattım. Aklıma geldi, kardeşim geçende bir şey söylemişti, fazla kaynatmadan sulu reçeli koyulaştırmış, neydi diye düşünüyordum, kardeşim aradı. Bir kaşık toz jöleyi eritmiş, onunla biraz kaynatmış, koyulaşmış. 
Evde jöle yoktu, ben de birer kaşık buğday nişastasını suda erittim, onu ekledim, aynı sonuca ulaştım.

Sonra reçeli ve meyve püresini kavanozlara koydum, kaldırdım.
Ben reçellerle haşır neşirken oğlum mesaj yazdı, bir kaç gün önce hindi budu almıştı, onu nasıl pişirdiğimi sormuştu, anlatmıştım. Pişirmiş, sonuç iyi olmuş, haber veriyordu.

Akşamüstü biraz ayağımı uzattım, oturdum ve dünden beri aklımda olan bir filmi buldum, izledim; Öldürdüğün Şeyler. 
Filmin yönetmeni Kanada'da yaşayan İranlı Alireza Khatami, filmin tüm oyuncuları bizden, neresi olduğu bahsedilmemekle birlikte film Türkiye'de çekilmiş. Son sıralarda insanın kötücül taraflarını anlatan filmleri -güya fikren  kaçsam da- izler oldum. Bu filmin ana izleği baba oğul çatışması ve insanın iyi ve gölge tarafları üzerineydi. Pek çok uluslararası film festivaline katılmış ve mesela Sundance'den ödülle dönmüş.



Lafımızı ağız tadıyla sonlandıralım,
Senede bir kez, görünce aldığım meyvelerden,
Sarı kiraz.

16 Temmuz 2026 Perşembe

16 Temmuz Perşembe

Bu sabah itibarıyla havadaki rutubetin artışını ensemde hissettim, saçlarımın dibi ıslandı. Bu vakte kadar yaz havası bunaltmadan gidiyordu. Şimdiden sonrasına bakıciiz artık, umarım esinti eksik olmasın.

Bir tamirat işidir gidiyor evde, şimdi de kızımın yeni odasının kapı kilidinin değişmesi gerekti. Abisi evden ayrılalı beri az kullanılan bir oda olduğundan dili içine düşmüş kilidini kapatamayınca, kapı koluyla arasına bir şeyler sıkıştırıp idare ediyorduk,  kızım oraya taşınınca tamiri gerekli oldu. 
Sırada tepedeki ampule zarif bir şapka almak gereği var, haftaya  perdeler de takılırsa galiba yerleşme tamamlanacak.



Bu kitabı, Leylakcığım ve Sevdacığım beğenince, ne zamandır güzel öykü okumadım, bu sefer kısmet diyerek ısmarlamıştım.
İlk öyküyü bugün okudum ve çok beğendim, oysa yazarın daha önce okuduğum romanı Kazkafanın Kitabı, güzel başlayıp anlamsızca bitti gibi gelmişti, biraz hayal kırıklığı olmuştu.
Umarım öyküleri başladığı gibi iyi devam eder. 

15 Temmuz 2026 Çarşamba

15 Temmuz Çarşamba

 Dün fizyoterapistim "yarın dinlenin, perşembe yeni egzersizlere başlayacağız" demişti. 
Dinlenmek neymiş? 
Çarşaf değiştir, çamaşır yıka, çamaşır ve bulaşık makinelerini temizlemek için özel deterjanları kullan, temizliklerini yap, arada kalan meyvelerle azıcık azıcık reçel yap filan derken gün akşam oluverdi.

Akşamüstü Şulem'in "gözlük yaptırdım, almak için Kozzy'ye gideceğim, müsaitsen gel" teklifine atladım hemen. Geleneksel olarak Kahve Dünyası'na gittik. Saat benim için geç olduğu gerekçesiyle başlattığımız "kahve içmeyelim, dondurma yiyelim" uygulamasını yinelemek için fırsat bulduk, böylece.  
Hem de tavsiyeye uydum ve dinlenmiş oldum.

Tabii ki kısa buluşmada laf bitmedi, eve dönüş yolumuzu uzatarak, biraz daha konuştuk. 
Doğu Anadolu'da evden giden misafirin tam kapıdan çıkarken aklına geleni söylemesiyle uzayan kapı önü sohbetine hanek etmek derler. 
Biz de sokakta hanek ettik. 



Eve dönüş yolundan, 
Arka sokaktaki begonvil coşmuş...

14 Temmuz 2026 Salı

14 Temmuz Salı

 Sabah fizik tedavi seansı bitince biraz yürüyeyim dedim ve metroya doğru yollandım. Atlayıp metroya Kadıköy'e gideyim, deniz kenarında bir çay içeyim fikri düştü aklıma. 
Tam o sırada bir yağmur damlası, iki yağmur damlası derken tıpırtı artarken metro merdivenlerinden inmeye başladım.
Yolda karar değiştirdim, Ünalan'da indim ve Akasya'ya gittim. 
Yağmur yağarsa ıslanmayayım, kapalı yer olsun, ama insan kalabalığında olayım, günlerdir yaptıklarımdan farklı bir şey yapmış olayım, biraz içim açılsın gibi gibi düşünceler eşliğinde biraz dolaştım, vitrin baktım, bir yerde oturdum bir Türk kahvesi içtim ve eve döndüm.

Öğleden sonra patlıcanlı pilav yaptım, youtube'da bir iki haber, röportaj izledim, sonra bir kaç gündür yeniden seyredeyim düşüncesi aklımda olan filmin başına geçtim; Paramparça Aşklar Köpekler.
Film 1999 yılında yapılmış, muhtemelen 2000 yılında seyretmişimdir, o vakit çok etkilendiğimi hatırlıyorum. 
Film birbiriyle bir trafik kazası nedeniyle yolları kesişen insanların olduğu üç öyküyü anlatıyor. Filmi  izlemeyi az önce bitirdim ve şu an şaşkınım; ilk bölüm dışındaki hiç bir sahne ve olayları aklımda kalmamış. Filmi neredeyse tamamen kayıtlardan silmişim gitmiş. 
Sanıyorum, insanların bu kadar kötü, bencil, zararlı oluşları ve bu şekilde tasvir edilişleri bana ağır gelmiş olmalı. Köpeklerin ölümüne dövüştürüldüğü ilk bölümün sonunda tekrar gösterilen ve hikayedeki bağlantıyı sağlayan kazadan sonrasını hafızamı oluşturan nöronlar kabul etmemiş olmalı.
İnsan Habil ve Kabil'den beri birbirine düşman ve birbirinin kuyusunu kazmaktan adeta zevk alan bir canlı. Filmi ikinci seyredişimden bana kalan bu. 



Fotoğraf 5 sene önce tam bu gün,
Pandemideki bir nefes alma anında aylar sonra Bostancı'dan motorla Karaköy'e gidiyorken...

13 Temmuz 2026 Pazartesi

13 Temmuz Pazartesi

 Sabaha karşı bir ara tuvalete gittiğimde bizim Kontes kızın küvetin içinde uyuduğunu gördüm, orası daha serin mi geldi yoksa daha rüzgarsız mı, bilemedim.
Sonra sabah hızlı başladı; Kontes'in hadi uyanın miyavları, kızımın evden çalışma günü olduğu için odasındaki hareketlenmeler, benim egzersiz işlerim derken S. temizliğe geldi ve herkes kendi işini yapmaya koyuldu.

Fizik tedavi dönüşü mahallede bir iki iş hallettim ve eve döndüm, annem için gelen fizyoterapist işini yaparken ben de konuya maydanoz oldum, izledim.
Sonrasında öğle yemeği saati geldi, derken benim dizime buz koyma saatim geldi, ardından biraz internet bankacılığı işleri, biraz blog yazmak derken akşamüstüne dönüverdik.
Film seyretme projem yarına kalacak galiba, akşam yemeği hazırlıkları için mutfak beni bekler.



Bir ara sık sık önüme kırık dökük sandalyeler koltuklar çıkıyordu.
Bugün hastaneye giderken köşe başındaki çiçekçinin yaz mevsimi nedeniyle terk edilmiş tezgahı ve iki parça haline gelmiş sandalyesi gözüme ilişti.
Üzerinde çiçekler olmayınca nasıl da soluk duruyor o tahtalar...

12 Temmuz 2026 Pazar

12 Temmuz Pazar

 Sabah annemle mutfakta kahvaltı yaparken telefonun küçük ekranından Tayland'la oynayan  kadın voleybolcularımızı izlemeye çalıştım. Kahvaltımız bitince hemen televizyonu açtım, maçın kalanını rahatça izledim. Bu etabın son maçını da gayet güzel aldı bizimkiler. Sıra iki hafta sonraki final maçlarında, arada da erkek millilerin maçları var. Eskiden erkekleri izlemiyordum ama bu sene hiç değilse maç özetlerine bakıyorum. 60'ımdan sonra bir çeşit spor fanatiği oldum, sanki. 

Uzun zamandan sonra ilk kez sadece yürümek amacıyla sokağa çıktım. Eskiden sık sık yaptığım sıradan yürümek eylemini  özlemiştim, fizik tedavi sürerken .fazla zorlamamak için sadece mahallede yavaş tempolu bir tur attım. O bile iyi geldi.

Zamanında seyrettiğim ve çok sevdiğim filmlerden biri "Paramparça Aşklar Köpekler"  MUBİ'ye gelmiş. Bakalım aradan geçen zamandan sonra film hakkında ne düşüneceğim?



Mahallemizdeki çiçekleri tanıyoruz serimiz devam ediyor, zakkumun beyazından sonra begonvilin beyazına geldik.
Daha önce bu cins begonvili Bodrum'da görmüştüm ve arkadaşım adına gelin duvağı denildiğini söylemişti. 
Çiçekler bembeyaz değil, uçlarına doğru uçuk pembeleşiyor, çok zarifler.

11 Temmuz 2026 Cumartesi

11 Temmuz Cumartesi

 Sabahın köründe bizim kedi hanımın yaramazlıkları nedeniyle uyandım. 
Daha doğrusu, Kontes hanım oyun saatinin geldiğine karar verdi, zira martılar  yavru uçuşma mevsimi şenlikleri  heyecanıyla, çatılarda bağrış çağrış halindeydiler, 
Dolayısıyla bizim kedi de heyecanlanmış, kızım uyku sersemi kedisini koridora atmış kapıyı kapatmış, bizimki ille içeri geleceğim diyor, kapıyı tırmalıyor, filan falan... Bir cümbüş ki sormayın.
Neyse işte, olan benim uykuma oldu, uykum kaçtı, erkenden kalktım.

Kalkmışken egzersizimi yaptım, sonra kahvaltıya oturdum. Erkenden pastaneye gittim, annem için minik bir pasta aldım. Öğlene doğru kardeşim geldi, bizi kendilerine götürdü. 
Bizim çekirdek çiğdem aile; üç onlar, üç biz derken partimizi yaptık. Standart kısır, börek menüsüne bu defa kinoalı kısır ve kuru börülce salatası da eklendi. 
Karnımızı doyurduktan sonra annem pastasının üzerindeki mumları üfledi, sağlık dilekleriyle pastayı kestik ve keyifle yedik çok şükür.

Bütün bu hareketlilik arasında bacım ve ben  çok merak ettiğimiz Japonya maçına arada sırada baktık, daha doğrusu göz attık ve birbirimize skor bilgisi verdik. 



Pastanın fotoğrafını mumları üflenip çıkardıktan sonra çektik, üzerindeki delikler ondan ötürü. 

10 Temmuz 2026 Cuma

10 Temmuz Cuma

 Sabah erken uyandım, VNL'de bizim takımın bu etap maçları çok erken saatlerde oynanıyor zira. Yarınki maç öğlen saatinde olacak hiç değilse. 
Çekişmeli bir maçtı ve bizim voleybolcular karar setini kaybettiler ve ABD'ye 3 - 2 yenildiler. Neyse, sağlık olsun, çekişmeli ve seyri heyecan verici bir maçtı.

Maç sonrası kahvaltımı yaptım, sonra fizik tedaviye gittim. Eve dönüşte anneme uğradım, kuzenim T. gelmişti, biraz sohbet ettik.
Ardından pazara gittim, önceki hafta sapı yapılsın diye tamirciye verdiğim cezveyi ve de kardeşimin istediği elektrik süpürgesi toz torbasını almak üzere tekrar pazarın yolunu tuttum. Bu arada markete uğradım ve annemin istediği kıymayı da aldım. 

Evdeki işler malum; ayıkla, yıka, yerleştir şeklinde akıyor.
Bu hafta aldığım bezelye geçen hafta aldığımdan daha iriydi ve hiç boş çıkmadı.
Bu hafta vişne daha boldu, muhtemelen haftaya da olur ve sonra kaybolur, meyve suyu fabrikaları alıyor diyorlar. Aslında ne gerek var, tazesini yesek ya...



Pazarda taze nohut da vardı, bir demet aldım.
Her sene  rastlayınca bir kere aldığım şeyler var, taze nohut da onlardan, çocukluğumu hatırlatıyor.