2 Ekim 2026 Cuma

2 Ekim Cuma

 Sabah metroya doğru yürürken yağmur hızla indirdi, durağa gidene dek şemsiyeye rağmen epey ıslandım.
İlk gelen metro dörtlüydü ve hiç binilesi değildi. Ardından gelen metro sekizliydi ve ayakta rahatça durulabiliyordu.
Vapura mı gitsem, metrobüse mi tereddüt ettim, daha hızlı olur düşüncesiyle metrobüsü tercih ettim. Ünalan'da aktarma yaparken bulutlar yükselmeye başlamıştı. 
Bu durakta da ikinci sıradaki  aracı bekledim, şansım yaver gitti, neyse ikinci metrobüs tıklım tıkış değildi.
Zincirlikuyu'da boş bir taksi bulunca, oh dedim, toplantıya gecikmiyorum.

Toplantıdan sonra düşündüm, bu güvenilmez havada oyalanmadan karşıya geçmek en iyisi. Hem öğleden sonra yağmur yağmazsa pazara da giderim. 
Dönüşte hiç değilse deniz sefası yapmış olmak için Beşiktaş iskelesine gittim ve motora bindim, sonra yine metro. Çıkışta yine yağmur serpiştirdi, neyse bu defa eve ıslanmadan ulaştım.

Öğleden sonra pazar alışverişi, ayıklama, yerleştirme ve aralarda bir süredir görüşmediğim arkadaşlarla telefonlaşarak geçti. Güneş yine açtı, sonra yağmur yine indirdi.




Saat 09:15, köprü üzerinde, metrobüs penceresinden boğaza bakış,

1 Ekim 2026 Perşembe

1 Ekim Perşembe

 Geldik mi Ekim ayına? Geldik gerçekten! 
Yeni ay başladı, artık resmen sonbahardayız.

Bugünkü yağmurun bana armağanı, yoldan geçen bir arabının girdiği çukurdan sıçrayan sularla ıslanmam oldu. Sonuca bakınca, haliyle, "armağan" derken kinaye yaptığım anlaşılmıştır.
Pantalonuma yapışan ıslak ve soğuk histen kurtulmak için evde üstümü değişir değişmez çamaşır makinesini çalıştırdım.

Öğleden sonra yağmur bir hızlandı bir güneş açtı. İki yağmur arasında saçımı boyatmaya gittim. Deniz sonrası rengi açılan ve biraz da tarazlanan saçlarım hale yola girdi, nefes aldı adeta.



Nerdeyse bir haftadır aralıksız yağmur yağdığı için, ateş dikenlerinin kırmızı kırmızı parladıklarını ancak bugün güneş açınca görebildim.

30 Eylül 2026 Çarşamba

30 Eylül Çarşamba

 Öğlene doğru, Suadiye'de iki adımlık yerde, aniden bastıran ve çok hızlanan sağanakla neredeyse suya düşmüş gibi ıslanmak üzereydim. Geçmeyecek bu, kararını verdim ve en yakın mağazaya sığındım. İyi bir karar oldu, zira on dakika şiddetle yağmaya devam etti, sonra sakinledi. O sırada mağazanın sonbahar kış koleksiyonunu gözden geçirdim, fikir sahibi oldum. 
Düşündüm, eskiden bu ve benzeri mağazalara ne çok girer çıkar, alış veriş yapardım; kendim için daha az ama çoğunlukla kızım ve biraz da oğlum için.

Öğleden sonra o yağmur hiç yağmamış gibi, kaç günden sonra pırıl pırıl güneş açtı. Tam zamanına denk geldi, annem kaç gündür saçını kestirmek istiyordu. Yavaş yavaş yürüyerek çapraz karşı apartmanın altındaki kuaföre gittik, pamuk saçlar kısaltıldı.

Kedikıza ölçülü mama veriyoruz artık. Kızım veterinerle konuşmuş, yetişkin mamasına geçelim, ama onu da fazla yemesin kararına uygun davranmaya karar vermiş.
Şimdi beni mutfakta her gördüğünde acıklı bir miyav sesi çıkartıyor ve mama istiyor. Ne kadar miyavlasa nafile, şımarmasın, her sefer mama vermeyelim dedi kızım. Göriciiz.



Dünkü yağmurlu günde, iskelede vapur beklerken, karşıdaki iskeleler ve gemiler,

29 Eylül 2026 Salı

29 Eylül Salı

Nasıl gri bir sabahtı, değme kış sabahına taş çıkartır, üstelik soğuk denecek kadar serin. Sanırım yıllardır ilk kez bu mevsimde kalınca bir pardesü giydim.
Yağmur sabahki kadar kuvvetli değildi, yine de rüzgâr zaman zaman şemsiyeyi ters çeviriyordu.
Peki bu havada neden dışarı çıktım ve hatta karşıya geçtim dersiniz.

Bugün tatil arası verdiğim diş tedavisinde ölçü alma günüydü. Sevgili diş doktorumuz rahmetli babasıyla ilgili hikayeleri anlatırken (babası O. amca da diş hekimiydi ve aslında sert mizaçlı bir kişiydi) beni ve yardımcısını gülmekten iki büklüm hale getirdi. Esasen o sırada diş için ölçü alınıyordu ve zaman nasıl geçti anlamadım bile.

Eve dönüş yolunu biraz uzattım, itiraf ediyorum.
Önce efendi gibi Şişli'den metroya bindim, Şişhane'de indim, Tünelle Karaköy'e geçtim. 
Derken alt geçitte vapur iskelesine gitmek yerine tramvay durağına gitmek fikrine kapıldım ve kendimi Sultanahmet'e götürdüm.



Yukarıdaki vapura eve dönüş yolunda Eminönü iskelesinde bindim ve Kadıköy'e geçtim.

28 Eylül 2026 Pazartesi

28 Eylül Pazartesi

 Yağmurlu hava benim tahminlerden anladığımdan daha erken geldi. Dün gece nasıl şakır şakır yağdı, değil mi? Bu sabah da hatırı sayılır ölçüde yağmur vardı. 

Gün içinde iki kez taksiye bindim. İkisinde de taksi şoförleri  "sigarayı şimdi yakmıştım, rahatsız olursanız söndüreyim" dediler. Dedim ki camımı açıyorum, siz de açın, bitirin sigaranızı. Sigara dediğin pahalı bir meret, at desem söndür desem parası iyice ziyan olacak. Gerçi sağlığa zararlı ya, o da ayrı dert.

Annemin sevdiğini ve bittikçe ajvar ya da lutenitsa (balkan usulü, köz biberli, patlıcanlı ezme) yaptığımı daha önce yazmış olmalıyım. Bugün yine yapıyordum, kızım mutfağa geldi (bugün evden çalışma günü) ohh mis gibi kokmuş, bize de ayırır mısın biraz dedi. Ayırırım ayırmasına da ana malzeme (közlenmiş biber ve patlıcan) annemden biraz ayırsam onun ölçüsü şaşacak. Ben sana sonra yaparım dedim.
Öğleden sonra eczane ve markete gitmek gerekince ve market rafında hazır közlenmiş biber ve patlıcanı görünce neden olmasın dedim. Aldım, eve gelince ikinci fasıl pişirdim, içim rahat etti.



Geçende kurduğum domates turşusu, artık buzdolabına girmeye hazır, biraz da orada olgunlaşacak. 

27 Eylül 2026 Pazar

27 Eylül Pazar

 Sabah çok hafif yağmur serpiştirmişti, hava durumu raporlarına göre asıl yağmurlu günler yarından sonra başlayıp hafta boyunca devam edecekmiş. 
Kızım dün gece yorgana geçti, annem ve ben nevresime battaniye geçirdik.
Bu ara mevsim böyle, nezle grip salgını ve vücut ağrılarının artması havanın soğumasıyla bağlantılı.
Öğlene doğru dışarı çıktım, ev içinde hırkayla dolaşıyordum, dışarıda terledim; içeriler dışarıdan serin oluyor.

Öğleden sonra yemek yaptım, bir süre. Hava soğuyunca can çorba çekiyor. Mercimekli hamur çorbası yaptım, içimiz ısındı.

Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Klavuzu'nun son 50 sayfasını bugün okudum, bitirdim. Tatildeyken tamamlayamamışım. Şükür, çeşitli badireler atlatıldı, sonunda Kuzgun ve Serçe Ege'de bir Yunan adasında kavuştular, rüya gibi, masalsı ya da...

 

Dün topladığım, mevsimin ilk  at kestaneleri, 

26 Eylül 2026 Cumartesi

26 Eylül Cumartesi

 Saçmalıklar devam ediyor pek muhterem bloggerda; günlerce yerinden oynamayan akış, bir kaç gün önce hareket etti şükür, ancak mesela benim kendi öz blogumun bağlantısında diğer blogumda hiç yeni yazı yokmuş gibi yenilenmemiş gibi bir duruş var.
Amannn! Nihan ol didemdemden blogger, ya da çek git uzaklara yapay zeka, bizi bizimle bırak giderken.
Ne diyeyim daha başka?

Hafta sonunun ilk gününü turşu kurarak değerlendirdim; önce yeşil domates, sonra pancar turşusu kurdum.
Arada bir de ekmek hamuru yoğurdum, umarım yokluğumda biraz yaşlanan mayamı canlandırmayı başarmışımdır ve piştiğinde ekmek güzelce kabarır. 

Ev içinde üşüyoruz ya,  bu mevsimin şöyle bir güzelliği var, sokağa çıkınca ısınıyor insan, tabii ki güneş varsa. Bir de at kestanelerinin meyveleri olmuş ve yerlere düşmeye başlamış, bir dolu toplarım yine.



Bizim metro durağının asansöründeki kediye bakar mısınız?
İnen çıkan, bavulunu sürükleyen filan umurunda değil, uykusuna devam ediyor, bir güzel.