13 Eylül 2026 Pazar

13 Eylül Pazar

Yazdığım yazılar 4 gündür blog listelerinde gözükmüyorken inatla yazmaya devam etmek saçma oluyor.

Bugün bir arkadaşımız sevgili kızının bu sene girdiği üniversitede yerleştiği yurt odasının videosunu göndermişti, gayet hoş ve konforluydu, gruptaki hepimiz çok sevindik.
Kızımın on sene önce bu vakitler ODTÜ yurdunda yerleştiği oda aklıma geldi, bizimki minnacıktı. Amannn, öyle ya da böyle geçiyor zaman.

Şimdi ilk paragrafa bağlanıyorum tekrar. Bu olumsuz  blog koşulları sıkıcı oldu. Bir süre yazmayacağım, bakalım bu arada neler olacak ya da düzelme olacak mı?
Görüşmek dileğiyle...
Sevgiler.

On sene öncesinden, Ankara'ya sonbahar gelmeye niyetlenmiş...

12 Eylül 2026 Cumartesi

12 Eylül Cumartesi

 Az önce oturdum, uzun uzun blogların yeni yayınların görünmemesi konusunda araştırma yaptım, önerilen yöntemleri kullanarak ara bellekte oluşmuş olabilecek sorunların giderilmesi için -güya- temizlik yaptım. Ve fakat sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır durumunda.

Sanırım buradan ayrılacağım ve wordpresste yıllar önce yedekleme amacıyla açtığım, ancak bir süre sonra yedeklemeye üşendiğim için öylece durup duran bloga taşınacağım. Umarım malikanem beni sorunsuz kabul eder ve bunca zamandır neredeydin yollu arıza çıkarmaz.

Neredeyse bir ay süresince, fırsat buldukça okuduğum ve çok zevk aldığım  Yiyun Li'nin "Mutluyken Başka Adlarımız Vardı" başlıklı öykü kitabını dün bitirdim.
Başka memlekette yaşamaya ve tutunmaya çalışma, eskiye dair anımsananlar, kayıplar ve onların kültürel karşılıklarının farklı oluşu üzerinde düşünmeme neden olan, kısmen hüzünlü bir kitaptı.



Dragos sahilinden Büyükada'ya bakış, iki gün öncesinden...

11 Eylül 2026 Cuma

11 Eylül Cuma

 Kontes kızın ev içindeki esrarengiz maceraları devam ediyor. 
Esrarengiz maceraların kapsamındaki ana konumuz  hangi nesneyi, ne zaman, nereye kaçıracağını bilememek. Geçenlerde mutfak tezgahı üzerinde duran kuru soğanı kaçırmış, kabuğunu ayrıca kenarda tutmuş ve kalanını yatağımın altına tıkalamıştı. Bir de mürdüm eriği kaçırmıştı, iki tanesini salonda ve koridorda bulmuştum, meğer bir tanesini de kızımın yatağının altına zulalamış. 

O zulayı nasıl keşfettiğim ise ayrı bir konu.
Geçende veteriner ziyaretine götürülmüş ve aşı olmuştu. Aşı onu 24 saat süreyle biraz halsiz ve hareketsiz kılmıştı. Nekahat dönemi geçince, biraz da öç alırcasına, zıp zıp zıplamaya çeşitli yaramazlıklar yapmaya başladı.

Dün sabah  Kontes ev içinde koşturup sabah egzersizleri niyetine yaramazlıkları yaparken, ben de salonda diz egzersizlerimi yapıyordum. İçerden tıkır pıkır sesler geldi ama aldırmadım, kendi işime devam ettim.
Sonra kahvaltımı yaptım, sokağa çıkmak üzere hazırlanıyorken çantamın yanına koyduğum yakın gözlüğümün yerinde olmadığını anladım.

Ara tara, gözlük ve kutusu yok. Zaten hafif bir gözlük ve plastik bir kutuydu. Kolayca patilemiş, çantanın yanından düşürmüş ve bir yere tıkmış, belli ki.
En yakın ihtimal yatak altı diye düşündüm, telefonun fenerini açtım, baktım, göremedim. Diğer yatakların altına baktım, göremedim. Ben bunları ararken Kontes hanım toz olmuş, hiç bir yerde gözükmüyor, sesleniyorum, sesimin tonundan anladı kızdığımı, ortaya çıkmıyor.
Nihayet halıyı kaldırdım, yatağı çektim ve gayet başarılı şekilde saklamış olduğu yerde gözlük kabını buldum.



Bunlar ise yatak altı araştırmaları esnasında kızımın yatağının altından çıkan zula,
Bir adet oyuncak maskot ve bir adet kuru erik.

10 Eylül 2026 Perşembe

10 Eylül Perşembe

 Annemin doktor kontrolleri ve tahlilleri evden dışarıya çıkmasına vesile oluyor. 
Oluyor olmasına da kardeşimle aramızda taktığımız isimle doktor gezmesi yapmak gerçek gezmenin yerini tutmuyor, haliyle. Ne var ki annemin çok rahat hareket edememesi de gerçek gezmede biraz sınırlı kurallı olmamamıza yol açıyor. 
Bu nedenle, bir kez dışarı çıkabilmişsek, doktor için de olsa, genellikle devamına biraz hava almak imkanı yaratacak bir faaliyet eklemeye çalışıyoruz.

Bu sabah hastaneye gidip doktorumuzun değerleri kontrol etmek için istediği tahlilleri verdikten sonra, güzel havayı değerlendirelim istedik. Anneme nereye gitmek istediğini sorduğumuzda, eskiden rahmetli ortanca dayımla gittikleri Dragos İBB sosyal Tesislerini söyledi. Haydi bakalım dedik, yola koyulduk.

Daha önce bu tesislerin hemen yanında olan Belturda oturmuşluğumuz vardı, yer  bulsak yine orada açık havada oturacaktık, ama masalar doluydu. Bunun üzerine lokantaya yöneldik ve kapıda yer gösteren birisi yerine rezervasyon yapan bir bilgisayarla karşılaştık. QR kod okutup rezervasyon yaptık, sıra numarası aldık ve beklemeye başladık. 

Yarım saatin sonunda, artık beklemekten sıkılan annemin sabrının iyice sonuna gelmişken, içeri girebileceğimiz mesajı telefonuma düştü. Annemin çabucak sıkılması konusu, ilginç bir çelişki aslında, vakitten bol hiç bir şeyi yok annemin, bir yere yetişmesi gerekmiyor filan, ama eski sabrından eser kalmadı ve her şey bir an önce olsun bitsin istiyor. Neyse, bundan sonrası Büyükada manzaralı bir parkın hemen arkasındaki lokantada yemeklerimizi yerken, kahvelerimizi içerken sohbet ederek güzelce geçti.


Yemek sonrası içtiğimiz kahvenin fincanını yapay zekadan suluboya tablo gibi yapmasını istemiştim, 
Beyaz fincanı rüyamsı bir fonla renklendirmiş,
Öyleyse annemin zamanında abisiyle orada bulunmasına atfen, bu kahve dayımın ruhuna değsin.

9 Eylül 2026 Çarşamba

9 Eylül Çarşamba

 Bugün yine bir domates sosu yapma günüydü.
Sabah annemin ilaçlarını yazdırmaya giderken aklıma geldi,  "işim bitince ben neden blenderı alıp kardeşime gitmiyorum?"
Kardeşimi arayıp söyledim, "ısmarladığım blender bugün gelecek ama saati belli değil, gecikebilir, sana zor olmasın gelmek?"
Dedim atlar taksiye gelirim, zor olmaz. Netekim, doktordan hemen sonra eve uğradım, blenderı aldım, taksiyi aradım ve yola çıktım, yaklaşık yarım saat sonra görev yerine ulaşmıştım.

Önce birer kahve içtik, sonra domates yıkama, doğrama, bızzzttt yapma ve kaynatma işlerine başladık. Derken hızımızı alamadık gittik 5 kg domates daha aldık ve toplam 20 kg domatesi kışa hazırlamış olduk.
Olayda ana görevli kardeşimdi, benim işim domatesleri kesmek ve bızzttlanacak hale hazırlamakla sınırlı kaldı.

Eve döndükten sonra akşam yemeği için patlıcanlı pilav pişirdim, salata yaptım.
Arada sen neden Bodrum'a gelmedin, neredesin sorularına cevap olarak S.ciğim ve M.ciğim ile konuştum, gelişmeleri aktardım, dedim bekleyin geliyorum, azzz kaldı.



Fotoğraf dünden, biraz ayrıntı görebilmek için büyütmeniz gerekebilir.
Sağda Çamlıca Kulesinden solda Ortaköy Camiine uzanan arka planda boğaz köprüsü uzanan bol bulutlu İstanbul manzarası.

8 Eylül 2026 Salı

8 Eylül Salı

 Bugün yine karşının taksisi seferindeydim. 
Burada bir parantez açayım, en son geçen hafta bindiğim bir taksici bu meşhur İstanbul cümleciğini kullandı. Eskiden bir taksiye bindiğinizde şoför yolu bilmiyorsa, "karşının taksisiyim, yolu tarif eder misiniz" derdi. Adamcağız "karşının taksisiyim, yolu tarif eder misiniz" dedikten sonra "yoksa navigasyonu mu açayım" dedi. 
Teknolojik gelişme çağı bu, demek isterdim ama türlü türlü teknolojik gelişmeler bir yandan da hepimizi bağımlı hale getiriyor, endişem var. Şimdi parantezi kapatıyorum.

Diş doktoruna gitmek, eskiyen implantın tamir edilmesi ve sonra optisyenden gözlüklerin teslim alınması işlerini Mecidiyeköy ve Taksim güzergahında seri şekilde hallettim. 
Dedim kendime, bu defa Tünel'e yürümeyeyim, değişiklik yapayım, dolmuşla Beşiktaş'a ineyim, oradan vapur veya motor hangisine yetişirsen karşıya öyle döneyim. 



Kadıköy Beşiktaş hattında kural şudur; aaat başlarında ve buçuklarda motor, saate çeyrek kala ve çeyrek geçe vapur kalkar.
İkisi farklı iskelelerdedir, koşturarak beş altı dakikada gidersiniz. Oysa bu kuralı bilince koşturmaya gerek yoktur, zaman hangisine yakınsa doğrudan o iskeleye yollanırsınız. 

Yukarıda motorun üst yan güvertesindeyim, motor Beşiktaş iskelesinden ayrıldı, Kadıköy'e burnunu çevirmek üzere manevra yapıyor.
Uzakta arka planda, ufukta nokta büyüklüğünde Kız Kulesi beklemekte.



Artık yolculuğu yarılamışız, boğaz ve  köprüsü  geride kalmış, Kız Kulesi açıklarından Haydarpaşa limanına yaklaşıyoruz, biraz daha sonra Kadıköy mendireğine ulaşıp, iskeleye yanaşacağız.


7 Eylül 2026 Pazartesi

7 Eylül Pazartesi

 Dün gece geç vakte kadar Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonu olan takımımıza ait görüntüleri ve maçın yorumlarını izledikten sonra geç vakit uyudum, keyifli bir uykuya dalmış olmalıyım. 

Sabah pilatese giderken gözlük reçetemi de yanıma almıştım. Öğlen civarında metrobüsle karşıya geçtim, Taksim'e ulaştım. Yıllardır gözlüklerimi yapan optisyene gittim, derdimi anlattım. O da bana seçenekleri gösterdi ve sonuçta bir yakın bir uzak gözlüğü ısmarladım. Şimdi heyecanla yarını bekliyorum; yeni gözlüklerle nasıl göreceğim ve kolay alışacak mıyım?

Meydandaki işim bittiğinde İstiklal Caddesinde Tünel'e doğru yürümeye başladım.
Önce döviz bürosundaki tatlı genç kadına selam verdim. Son defa geldiğimde yoktunuz diye belirttim. Bu tarafa geldikçe uğrayın dedi. Tanışlık, göz aşinalığı böyle olmalı, yıllar içinde simalarımız değişse bile, insanların birbirine olan iyi duyguları değiştirmiyor, demek ki. 

Hayvore'ye epeydir uğramamıştım. Sokağın önünden geçerken acıktığım aklıma geldi. Kasada duran E. hanım içeriye girdiğimi görünce gülümseyerek karşıladı. Ayaküstü sohbet ettik, yemek yiyecek misiniz dedi, Pazılı kaygana ve hamsi buğulamayı gözüme kestirmiştim bile, tabii ki dedim ve yemeğin keyfini çıkardım.



 Metrobüs penceresinden Boğaziçine doğru bakış,
Bugün gökyüzü çalışkan bir hallacın köpürttüğü bulutlarla doluydu.