16 Eylül 2026 Çarşamba

16 Eylül Çarşamba

Bugün hava sabahberi kapalı, durgun ve ılık.
Yağmur geliyor haberini alınca,  ilk düşünce deniz sefası yalan mı oldu idi. Olmamış. Deniz  çok güzeldi, kadife örtü hissi veriyordu.


İki ayrı kare ile çektiğim fotoğrafları bitleştirince, akşamüstü denize baktığımız açıdan karşıdaki yağmur bulutları  böyle gözüküyordu.
Solda Datça yarımadası üzerinde başlayıp, bize doğru Yalıçiftlik üzerine gelen yağmur bulutu, sağda uzakta Kos adası üzerindeki yağmurun görüntüsü.
İstanbul'da böyle geniş ufukla denize bakmak o kadar ender yapabildiğimiz bir eylem ki bugün burada bulutlara karşı oturmak şenlik gibiydi.

15 Eylül 2026 Salı

15 Eylül Salı


Bu sayfaya geldiyseniz, göreceğiniz ve okuyacağınız üzere, gayet istikrarlı bir şekilde "bir süre yazmayacağım" sözümün arkasında durmuyorum. 
Amann, zaten üç beş kişi okurdu, varsın şimdi de iki üç kişi okusun.  Neyse, konu o değil aslında.

Bugün rüzgar öğleden itibaren esti savurdu, nihayet akşamüstü lök gibi bulutları tepemize getirdi. Olsun. Sabah denize girmiştim, yani karpuz mevsimi biterken kabuğu suya düşmüş oldu.
Öğleden sonra denizin içi dışarıdan ılıktı, sudan çıkınca rüzgâr üşütüyordu.
Yarına bir ihtimal yağmur varmış, bakalım artık, hayırlısı.

Unutmuştum yazayım, fotoğraf akşamüstüne doğru rüzgârın nimetinden yararlanan bir grup sörfçü, kitecı ve yelkenliden yakalayabildiğim bir grubu gösteriyor.
Denizin üstünde öyle hızlı idiler ki...

14 Eylül 2026 Pazartesi

14 Eylül Pazartesi

Ilgınların altında denize karşı oturduk,
Ayın ılgınların arasından doğuşunu seyrettik,
Merhaba sarı yaz,
Merhaba Gökova körfezi,


13 Eylül 2026 Pazar

13 Eylül Pazar

Yazdığım yazılar 4 gündür blog listelerinde gözükmüyorken inatla yazmaya devam etmek saçma oluyor.

Bugün bir arkadaşımız sevgili kızının bu sene girdiği üniversitede yerleştiği yurt odasının videosunu göndermişti, gayet hoş ve konforluydu, gruptaki hepimiz çok sevindik.
Kızımın on sene önce bu vakitler ODTÜ yurdunda yerleştiği oda aklıma geldi, bizimki minnacıktı. Amannn, öyle ya da böyle geçiyor zaman.

Şimdi ilk paragrafa bağlanıyorum tekrar. Bu olumsuz  blog koşulları sıkıcı oldu. Bir süre yazmayacağım, bakalım bu arada neler olacak ya da düzelme olacak mı?
Görüşmek dileğiyle...
Sevgiler.

On sene öncesinden, Ankara'ya sonbahar gelmeye niyetlenmiş...

12 Eylül 2026 Cumartesi

12 Eylül Cumartesi

 Az önce oturdum, uzun uzun blogların yeni yayınların görünmemesi konusunda araştırma yaptım, önerilen yöntemleri kullanarak ara bellekte oluşmuş olabilecek sorunların giderilmesi için -güya- temizlik yaptım. Ve fakat sonuç sıfıra sıfır, elde var sıfır durumunda.

Sanırım buradan ayrılacağım ve wordpresste yıllar önce yedekleme amacıyla açtığım, ancak bir süre sonra yedeklemeye üşendiğim için öylece durup duran bloga taşınacağım. Umarım malikanem beni sorunsuz kabul eder ve bunca zamandır neredeydin yollu arıza çıkarmaz.

Neredeyse bir ay süresince, fırsat buldukça okuduğum ve çok zevk aldığım  Yiyun Li'nin "Mutluyken Başka Adlarımız Vardı" başlıklı öykü kitabını dün bitirdim.
Başka memlekette yaşamaya ve tutunmaya çalışma, eskiye dair anımsananlar, kayıplar ve onların kültürel karşılıklarının farklı oluşu üzerinde düşünmeme neden olan, kısmen hüzünlü bir kitaptı.



Dragos sahilinden Büyükada'ya bakış, iki gün öncesinden...

11 Eylül 2026 Cuma

11 Eylül Cuma

 Kontes kızın ev içindeki esrarengiz maceraları devam ediyor. 
Esrarengiz maceraların kapsamındaki ana konumuz  hangi nesneyi, ne zaman, nereye kaçıracağını bilememek. Geçenlerde mutfak tezgahı üzerinde duran kuru soğanı kaçırmış, kabuğunu ayrıca kenarda tutmuş ve kalanını yatağımın altına tıkalamıştı. Bir de mürdüm eriği kaçırmıştı, iki tanesini salonda ve koridorda bulmuştum, meğer bir tanesini de kızımın yatağının altına zulalamış. 

O zulayı nasıl keşfettiğim ise ayrı bir konu.
Geçende veteriner ziyaretine götürülmüş ve aşı olmuştu. Aşı onu 24 saat süreyle biraz halsiz ve hareketsiz kılmıştı. Nekahat dönemi geçince, biraz da öç alırcasına, zıp zıp zıplamaya çeşitli yaramazlıklar yapmaya başladı.

Dün sabah  Kontes ev içinde koşturup sabah egzersizleri niyetine yaramazlıkları yaparken, ben de salonda diz egzersizlerimi yapıyordum. İçerden tıkır pıkır sesler geldi ama aldırmadım, kendi işime devam ettim.
Sonra kahvaltımı yaptım, sokağa çıkmak üzere hazırlanıyorken çantamın yanına koyduğum yakın gözlüğümün yerinde olmadığını anladım.

Ara tara, gözlük ve kutusu yok. Zaten hafif bir gözlük ve plastik bir kutuydu. Kolayca patilemiş, çantanın yanından düşürmüş ve bir yere tıkmış, belli ki.
En yakın ihtimal yatak altı diye düşündüm, telefonun fenerini açtım, baktım, göremedim. Diğer yatakların altına baktım, göremedim. Ben bunları ararken Kontes hanım toz olmuş, hiç bir yerde gözükmüyor, sesleniyorum, sesimin tonundan anladı kızdığımı, ortaya çıkmıyor.
Nihayet halıyı kaldırdım, yatağı çektim ve gayet başarılı şekilde saklamış olduğu yerde gözlük kabını buldum.



Bunlar ise yatak altı araştırmaları esnasında kızımın yatağının altından çıkan zula,
Bir adet oyuncak maskot ve bir adet kuru erik.

10 Eylül 2026 Perşembe

10 Eylül Perşembe

 Annemin doktor kontrolleri ve tahlilleri evden dışarıya çıkmasına vesile oluyor. 
Oluyor olmasına da kardeşimle aramızda taktığımız isimle doktor gezmesi yapmak gerçek gezmenin yerini tutmuyor, haliyle. Ne var ki annemin çok rahat hareket edememesi de gerçek gezmede biraz sınırlı kurallı olmamamıza yol açıyor. 
Bu nedenle, bir kez dışarı çıkabilmişsek, doktor için de olsa, genellikle devamına biraz hava almak imkanı yaratacak bir faaliyet eklemeye çalışıyoruz.

Bu sabah hastaneye gidip doktorumuzun değerleri kontrol etmek için istediği tahlilleri verdikten sonra, güzel havayı değerlendirelim istedik. Anneme nereye gitmek istediğini sorduğumuzda, eskiden rahmetli ortanca dayımla gittikleri Dragos İBB sosyal Tesislerini söyledi. Haydi bakalım dedik, yola koyulduk.

Daha önce bu tesislerin hemen yanında olan Belturda oturmuşluğumuz vardı, yer  bulsak yine orada açık havada oturacaktık, ama masalar doluydu. Bunun üzerine lokantaya yöneldik ve kapıda yer gösteren birisi yerine rezervasyon yapan bir bilgisayarla karşılaştık. QR kod okutup rezervasyon yaptık, sıra numarası aldık ve beklemeye başladık. 

Yarım saatin sonunda, artık beklemekten sıkılan annemin sabrının iyice sonuna gelmişken, içeri girebileceğimiz mesajı telefonuma düştü. Annemin çabucak sıkılması konusu, ilginç bir çelişki aslında, vakitten bol hiç bir şeyi yok annemin, bir yere yetişmesi gerekmiyor filan, ama eski sabrından eser kalmadı ve her şey bir an önce olsun bitsin istiyor. Neyse, bundan sonrası Büyükada manzaralı bir parkın hemen arkasındaki lokantada yemeklerimizi yerken, kahvelerimizi içerken sohbet ederek güzelce geçti.


Yemek sonrası içtiğimiz kahvenin fincanını yapay zekadan suluboya tablo gibi yapmasını istemiştim, 
Beyaz fincanı rüyamsı bir fonla renklendirmiş,
Öyleyse annemin zamanında abisiyle orada bulunmasına atfen, bu kahve dayımın ruhuna değsin.