Dün akşam uçaktan indikten sonra, kürkçü dükkanına döndüm yazmıştım ya, dönen bedendi sadece ruhum da aklımda Ege'de kaldı.
Bu günün çoğu zamanını orada olsam, o an ne yapıyor olacağımı düşünerek geçirdim.
Ama düşüncelere ne bakıyorsunuz, zihnim Ege'de iken, bedenim tüm gün çamaşır yıkamakta, eve adapte olmaya çalışmakta, eksikleri tamamlamak için alışveriş yapmaktaydı.
Dün akşamüstü ise uçakta pencere kenarındaki koltuğumda, o sırada nerenin üstünden geçtiğimizi anlamak için başımı cama yapıştırmıştım.
Bodrum Milas Havalanı'ndan kalktıktan sonra Güllük Körfezi ve Bafa Gölü üzerinden yükselerek, İç Ege üzerinden hızlıca İznik gölü üzerine geldiğimizde kaptanımız "az sonra alçalıyoruz" anonsunu yapmıştı bile ve eklemişti "Sabiha Gökçen'deki trafik yoğunluğuna göre vaktinde inebiliriz".
Anlaşılan alanda yoğun trafik vardı ki önce İzmit körfezinin üzerinden sonra Adapazarı, Sapanca gölü üzerinden geçtik, uzunca süre altımızdaki Bolu dağlarını seyrettik, (yemyeşildi, içim titredi) sonra Karadeniz'e çıktık, deniz üstünde büyükçe bir daire çizerek yeniden karaya ulaştık, alçaldık ve alanın yeni pistine indik.
Uzun zamandır böylesine yeryüzünü seyrederek yolculuk yapmamıştım. Şimdilerde uçaklar, kısa zamanda hızla yükseliyor ve iniş oldukça kısa sürüyor, çoğunlukla bulutlarla kaplı gökyüzünden dolayı aşağısı gözükmüyor bile. Bu defaki pek tadı damağımda kalan bir yolculuk oldu.
Şimdi begonvilin tam zamanı, sadece çiçekler ve yeşil yapraklar var, kuruyan sararan dökülen yok.
Işıkları yansıtıyor adeta.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hoşgeldiniz!