Sabahtan öğlene dek bazı resmi sayılabilecek evrak işleriyle meşguldüm. Eskiden olsa o kuruma git şu yazıyı al, bu resmi direye git öbür evrakı al işleri şimdi E devlet üzerinden hallolabiliyor.
İyi güzel de, bu defa E devlet bir işler çıkartıyor, yok şifreni değiştir, yok o şifre güçlü değil yenisini dene filan.
Neyse, bizim yaş grubu iyi kötü internet üzerinden iş görmeye aşina, fakat bizden beş yaş büyüklerin özellikle çalışma hayatı olmayanların işi zor. Onlar sanırım internetten bir iş yaptırabilmek için torun peşine düşüyorlar, mecburen.
Öğleden sonra Kadıköy'e gittim.
Hava güneşli ama ayaza çekmiş, buz gibiydi. İyi giyinmiştim, üşümedim.
Bu hafta geçen haftaki gibi bir vapur gezmesi için vaktim yoktu. Efendice gittim, 65 yaş üstü İstanbul kartımı aldım, çarşıda kısa bir tur attım, eve döndüm.
Metrodan çıkarken önümsıra yürüyen genç kız önce telefonunu düşürdü. İki üç kişi seslendik, duymadı, meğer kulaklığı kulağındaymış. Telefonunu aldı, yeniden önüme geçti, bu defa ruj ya da parfüm gibi bir eşyasını düşürdü. Yürüyen merdivenden çıkarken neredeyse kaşkolunu düşürüyordu, son anda yakaladı.
Artık kafası mı meşguldü, dikkati mi dağınıktı, bir halleri vardı.
Üç sene önce bugün benim gurbet kuşları yavrularımı havaalanından geçirmeye gitmişiz, aileler olarak. Önüme fotoğraflar çıkınca tarihi hatırladım, çocuklara gönderdim, onlar da geçen zamana inanamadı.
Hangimiz zamanı tutabiliyoruz ki?!
Haydarpaşa'ya, arkasındaki limana Kadıköy'den iskeleler hizasından bakarken...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hoşgeldiniz!