7 Ekim 2026 Çarşamba

7 Ekim Çarşamba

 Dünkü karşı kıyı gezmesinden sonra bugün evde daha çok mutfak ana başlığı altında çeşitli işler yaptım ve dünkü adım sayısının üçte birini ancak atmışken, çok daha fazla yoruldum. Demek ki ev işi yapmak sağlığa uygun değil. Nasıl mantık çıkarımı ama? 

Akşamüstü televizyon seyrederken Eczacıbaşı ve  Vakıfbak arasında oynanan AXA Kupa Finaline denk geldim, özetini seyrettim. Takımlar rüya gibi, uluslararası turnuvalardaki yıldızların hepsi bizim ligde oynuyor adeta. Çekişmeli ve zevkli bir maç oldu. Böyle giderse hızımı alamayıp bu sene bizim voleybol ligi maçlarını da seyredeceğim. 

Bugün Elektramın doğum günüydü, aradım konuştuk. Sonunda, yıllardır Şulem ile arasında espri ve çekişme konusu olan girilen yaş mı söylenir bitirilen yaş mı söylenir konusu da bir çözüme ulaşmış gibi gözüküyor; gülüştük biraz.



Dünkü sergilerden Cumhuriyetin Kamera Arkası başlıklı olanı beni daha çok etkilemiş, üzerinde düşününce anlıyorum.
Üstteki fotoğraflar 1929 Ocak ayındaki Tatavla yangınına ait. Tatavla, Kurtuluş semtinin eski adı. 
Yakın tarihimizden pek çok konuyu ne kadar eksik bildiğimizi bir kez daha düşündüm.

6 Ekim 2026 Salı

6 Ekim Salı

 Geçen hafta ertelenen diş provası için bugün Mecidiyeköy'e geçmişken, günün bonusu S.ciğimle buluşmak oldu. Konuşmaya daldığımız için yolu kaçırarak Mecidiyeköy civarında "ayy burası da neresi böyle" diye diye bir tur attıktan sonra, şaşırarak günü geçirmeye devam ettik. 
Önce arabayla geçtiğimiz Osmanbey, Taksim, Tarlabaşı hattında  sonra yürüyerek geçtiğimiz Taksim Pera Müzesi arasında "ne kadar değişti buralar" diye söylenerek günü tamamladık. 
Geçen hafta Sultanahmet'te bir sene yaşadığım yurt binasını bulamayışıma benzer şekilde, arkadaşımın babasının iş yerinin olduğu Santral Han'ı bulamayışımız güne damgasını vurdu. meğer, Santral Han artık yokmuş, yıkılmış, yerine kim bilir ne zaman ne yapılacak?

Hayal kırıklıklarını geçersek, günün hoş tarafı uzun uzun sohbet etmek, Hayvore'de hamsi tava yemek, Pera Müzesi'nde yeni açılan Frank Bowling / Yaratım ve Yıkım ve Cumhuriyet'in Kamera Arkası başlıklı sergileri gezmek oldu.
Özellikle Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç tarafından oluşturulan negatif arşivinden seçilenlerle, gazete sayfaları örnekleriyle oluşturulmuş ve bir çeşit 1920 - 1950 arası yılların panoraması gibi olan sergi ilgimizi çekti.



Dönüş yolunda Kabataş iskelesinden ayrılan motorun dümen suyunun köpüklerini seyretmekten zevkli ne olabilir ki?

5 Ekim 2026 Pazartesi

5 Ekim Pazartesi

 Bindiğim taksinin şoförü evlere şenlik cinsindendi. 
Gideceğimiz yeri söylediğimde önce duymadı ya da anlamadı (belki biraz ağır işitiyordu) sonra semti tanımlamak için artık yıkılan bir binada olan eski fırının adını söyledi. Orası yıkıldı, ama evet o tarafa gideceğiz dedim. 
Dönmemiz gereken sokağı geçince, itiraz ettim, şoför bey kendinden emin şekilde "ama sen oraya gidiyorum dedin" buyurdu. Kısmen haklı olabilir, çünkü bizim semtin diğer belirteci olan diğer binanın tarafına gideceğimi (yine burası da uzun süre önce yıkıldı ve arsa olarak duruyor) söyleseydim bu karışıklık olmazdı. 
Neyse, oluyor bazen böyle, ineceğime yakın köşede indim ve bu sayede yaz boyu uğramadığım ciğerciye uğradım, alışveriş yaptım.

"Sığınağım ve Fırtınam" geldi. 
Elimdeki kitabı (Saç Örgüsü) hemen bitirdim ve A. Roy'un roman akıcılığındaki anılarına başladım. Sanıyorum, şimdilerde bu kitabı okuyan ve daha önce Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okuyarak hayran kalmış olanlar gibi, ben de bu kitabı bitirince dönüp o romanı tekrar okuyacağım.



Bu sabah minibüs caddesine doğru yürürken, köşedeki apartmanın bahçesinde gördüğüm güzel çiçeğin adı pek hoş, güz çiğdemi ya da sarı çiğdem deniyormuş.
İlkbaharda açan beyaz çiğdem nasıl havanın bahara dönüşünü haber veriyorsa, sarı çiğdem de artık sonbahar geldi der gibi açarmış. 
 

4 Ekim 2026 Pazar

4 Ekim Pazar

Apartman toplantısı, komşumuzun taşınması, evdeki işler derken pazarın akışı  gayet hızlı  oldu. Neyse işte, bu ara böyle...

Arundhati Roy'un kitabı Sığınağım ve Fırtınam'ı merak ediyorum, sipariş verdim. 
O gelene dek elimdeki kitabı (Saç Örgüsü)  bitiririm, sanıyorum. Dünyanın üç ayrı ülkesinden üç kadının hikayeleri, sırayla anlatılmış, sonunda nerede bağlanacak, anlayacağım, umarım. 

Sinema Ekimi başladı, bilet almaya teşebbüs bile etmedim. Eskiden olsa, günler öncesinden çalışıp liste yapmış, film seçmiş olurdum.
Dijital platformlar mı tembelleştirdi bizi yoksa bende mi iş yok, emin değilim.



Akşamüstü elmalı kek yaptım, epeydir yapmamıştım, tarçın mis gibi koktu.
Tarçın mis gibi diyorum ama tarçın sevmeyen arkadaşlarım var, bazı kokular kimi insanlara iyi gelmiyor. 


3 Ekim 2026 Cumartesi

3 Ekim Cumartesi

Yaz aylarının mutfaktaki ve salondaki demirbaşları olan  iki vantilatörümüzü bugün söktüm, temizledim, yeniden monte ettim, sardım sarmaladım ve gelecek yaza kısmet diyerek çocukların yatak bazalarının altına yerleştirdim.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene vantilatörleri daha sonraki bir tarihte kaldırmıştım, bu sene on gündür yağmurla geçen günlerin ardından salondaki vantilatör gözüme komik bir unsur olarak gözükmeye başlamıştı, yahu nerdeyse kalorifer yanacak bu serinletme şeysi nedir, faslından.

Öğlene doğruydu, evi süpürmek ve diğer işler için enerji bulmaya çalışıyordum. Çocuklara mesaj attım, hoop hemen aradılar. Meğer kahvaltıyı bitirmiş, keyif çayı içiyorlarmış, tam sohbet zamanı oldu. Kedikız da kucağıma kuruldu, sohbete katıldı.
Meğer bugün iki Almanya'nın birleştiği günmüş ve tatilmiş. Marketler, dükkanlar kapalıymış, o nedenle dün herkes alışverişe hücum etmiş, kasa kuyrukları filan olmuş. Hepsi 1 gün ekstra tatil aslında, nasıl sistemleri varsa, aykırı bir şeyde panik oluyorlar, galiba.



Mahallede görüyorum, meleklerin borazanı açtı yine. 
Yazın açmışlardı, biraz ara verdiler, şimdi yine çiçeklendiler. 

2 Ekim 2026 Cuma

2 Ekim Cuma

 Sabah metroya doğru yürürken yağmur hızla indirdi, durağa gidene dek şemsiyeye rağmen epey ıslandım.
İlk gelen metro dörtlüydü ve hiç binilesi değildi. Ardından gelen metro sekizliydi ve ayakta rahatça durulabiliyordu.
Vapura mı gitsem, metrobüse mi tereddüt ettim, daha hızlı olur düşüncesiyle metrobüsü tercih ettim. Ünalan'da aktarma yaparken bulutlar yükselmeye başlamıştı. 
Bu durakta da ikinci sıradaki  aracı bekledim, şansım yaver gitti, neyse ikinci metrobüs tıklım tıkış değildi.
Zincirlikuyu'da boş bir taksi bulunca, oh dedim, toplantıya gecikmiyorum.

Toplantıdan sonra düşündüm, bu güvenilmez havada oyalanmadan karşıya geçmek en iyisi. Hem öğleden sonra yağmur yağmazsa pazara da giderim. 
Dönüşte hiç değilse deniz sefası yapmış olmak için Beşiktaş iskelesine gittim ve motora bindim, sonra yine metro. Çıkışta yine yağmur serpiştirdi, neyse bu defa eve ıslanmadan ulaştım.

Öğleden sonra pazar alışverişi, ayıklama, yerleştirme ve aralarda bir süredir görüşmediğim arkadaşlarla telefonlaşarak geçti. Güneş yine açtı, sonra yağmur yine indirdi.




Saat 09:15, köprü üzerinde, metrobüs penceresinden boğaza bakış,

1 Ekim 2026 Perşembe

1 Ekim Perşembe

 Geldik mi Ekim ayına? Geldik gerçekten! 
Yeni ay başladı, artık resmen sonbahardayız.

Bugünkü yağmurun bana armağanı, yoldan geçen bir arabının girdiği çukurdan sıçrayan sularla ıslanmam oldu. Sonuca bakınca, haliyle, "armağan" derken kinaye yaptığım anlaşılmıştır.
Pantalonuma yapışan ıslak ve soğuk histen kurtulmak için evde üstümü değişir değişmez çamaşır makinesini çalıştırdım.

Öğleden sonra yağmur bir hızlandı bir güneş açtı. İki yağmur arasında saçımı boyatmaya gittim. Deniz sonrası rengi açılan ve biraz da tarazlanan saçlarım hale yola girdi, nefes aldı adeta.



Nerdeyse bir haftadır aralıksız yağmur yağdığı için, ateş dikenlerinin kırmızı kırmızı parladıklarını ancak bugün güneş açınca görebildim.