1 Temmuz 2026 Çarşamba

1 Temmuz Çarşamba

 Mutfak masasından bildiriyorum:
Bugün çocukların oda değiş tokuşu işlerinin büyük bir aşamasını geçtik, dolapları elden geçirdik, atılacakları attık, pazarlık konusu olanlar için çözümler bulduk ve eşyaları yeni yerlerine yerleştirdik. 
Şu anda masa üstleri henüz dağınık olduğu için bana yazı yazacak yer kalmadı ve mutfak masasına sığındım, orada yazıyorum. 
Doğrusu bu işe İstanbul'un son zamanlardaki en sıcak gününde kalkışmamız da takdire şayan oldu. Ama olsun, havaya rağmen sonuç olumlu.
Bir de yatakların transferini tamamlayınca (onunla da bitmiyor gerçi, perde taşınması ya da yenisinin yaptırılması gibi konular var ufukta) oldu bitti maşallah diyeceğiz.

Sabah fizik tedavinin ilk seansına gittim, tatlı bir fizyoterapist benimle ilgileniyor. Adım Ceren dedi, ben de 96 doğumlu musunuz dedim. Zira yeğenim ve gelinciğim de Ceren ve onlar 96'lı. Meğer yeni Ceren 98'li imiş. Ceren isminin popülerliği bir kaç sene devam etmiş olmalı.

Akşamüstü dinlenirken Bambaşka Sohbetlerde Ceyda Düvenci'nin Sinan Canan'la yaptığı sohbeti izledim, iyi geldi. Sinan Canan kendi programında alıştığım hızından daha sakin tonda konuşuyordu, Ceyda Düvenci konuğundan daha çok konuşmuyordu, konu "anda olmak" güzeldi.



Günün renkleri sardunyadan geliyor...

30 Haziran 2026 Salı

30 Haziran Salı

Bugün son zamanlardaki en uzun yürüyüşümü yaptım çok şükür, dizim fazlaca rahatsız etmeden Şaşkınbakkal'a kadar gittim, döndüm. Yarın fizik tedavi başlıyor, sonuçlandığında yürümekten korkar hale gelmiş olmaktan kurtulmayı umuyorum.

Ne yemek yapayım diye düşünüyordum. Evde kabak, patlıcan vardı, fasulye yoktu, domates azalmıştı. Eve dönüş yolunda eksikleri tamamladım, sebzeleri sırayla ayıkladım, kestim doğradım ve tencereye gönderdim.
Önce kuşbaşı eti soteledim, üzerine soğan, sarımsak, bir kaşık biber salçası. Ardından taze fasulye suyunu salıp çekerken bir yandan çizgili soyduğum patlıcanı tavada az yağda yalandan çevirdim. Kapya kırmızı biber de tencereye girdi, ardından patlıcanlar. onları halka doğranmış kabaklar ve patates izledi. En son doğranmış domatesler, tuz, biber ve işte bu kadar.
Biraz harlı ateşte tıkırdadı ve sonra ocağı kısık ateşe getirdim, sebzeler yavaş yavaş piştiler, birbirinin tadını ve kokusunu aldılar.



30 Haziran 2018'de tam sekiz sene önce Moda burnundan denize bakarken,
Muhtemelen kız grubumuzla yemeğe gitmişiz, sonra çay içmeye terasa çıkmışız, adalara doğru bakarak...
 

29 Haziran 2026 Pazartesi

29 Haziran Pazartesi

Günün büyük kısmını oğlumun odasının tenha bir köşesinde saklı duran iki karton kutu dolusu evrakın on seneden eski olanlarını ayıklamak ve ne olur ne olmaz ortalığa tam boy saçılmasın düşüncesiyle, olabildiğince ufak ufak yırtarak geçirdim, sonunda sırtım tutuldu. 

Aslında bir kağıdı kapalı bir kutuya, klasöre, çekmeceye koyarken, onun "ya lazım olursa" ihtimalini düşünüyoruz. 
Bunca sene lazım olmamış evrak, resmi saklama süresini doldurunca, rahatlıyor ve  "aman boş ver, bunca sene lazım olmamış, at gitsin" diyoruz. 
Bir kaç kez başıma gelmişti, tam da artık gereksiz dediğim an çok gerekli oluveren kağıtlar olmuştu. Sanki, "buna gerek yok" dediğinde alınıyor ve "ben sana lüzumsuzu göstereyim" diyorlar. 
Hoşgörün, günün beş altı saatini kağıt yırtarak geçirince, biraz saçmalamak kaçınılmaz oluyor.

İki gündür hava sıcaklığı benim için yaz derecelerine ulaştı ve bunalmaya başladım. Karşılıklı açık camların esintisi yetişmez olunca, vantilatörler çalışıyor, artık. 
İş nedeniyle sık sık İsviçre'ye giden bir arkadaşım anlatıyordu, geçen hafta havaalanında dışarı çıkınca hamama girmiş hissi olmuş. Üstelik klima yokmuş, olanlar sadece hava üflüyormuş, soğutmuyormuş.
Yıllardır bazı bilim insanları, iklim krizi diyerek konuya dikkat çekmeye çalıştı, ama dinleyen olmadı ki...


Kontes hanımın vantilatörle imtihanı!
Önce aletin ayağını kokladı, etrafında döndü, sonra arka ayakları üzerinde dikilip merakla baktı, pati atmaya niyetlendi ama gözü yemedi.
Sonunda dönüşünü seyretmekle yetindi.

28 Haziran 2026 Pazar

28 Haziran Pazar

Bugün evin içinde bir harekettir gidiyor. Kızım daha büyük olan abisinin odasına taşınmaya karar verdi. Böyle olunca, oğlumun ve kızımın yataklarının bazalarındaki türlü çeşitli eşya odalara saçıldı. Kitaplıklar, dolaplar elden geçmeye başladı. 
Oğluma sorduk "size tam yetki veriyorum, bunca zamandır aramadığım şeyler, ne isterseniz yapın" dedi.
Yine de çocukluk oyuncaklarından bazıları için ne kadar acımasız olacağız, nasıl atacağız, emin değilim. Neyse, bakacağız.

Son günlerde Deniz Göktaş'ı izlemeyi keşfetmişken, bugün de Fatih Altaylı ile iki sene önce olan sohbetini ve Melikşah Altuntaş'la dört sene önce İş Sanat'ta yaptıkları sohbeti de izledim. 
Derken S.ciğim demesin mi Deniz benim oğlanların arkadaşı, çok tatlı çocuktur. Bak sen şu işlere...

Bugün de böyle geçiyor işte.


Geçen gün anneme gelen ortanca, lavanta buketi böyleydi.

27 Haziran 2026 Cumartesi

27 Haziran Cumartesi


Annem, kardeşim ve ben oturduk bahçeye karşı, teras püfür püfür esiyordu ve de elbirliği ile 10 kg bezelye ayıkladık.
Sonra kendimize ödül verdik, çay içtik, cicimama yedik. Bugün de böyle geçti.

Ha bir de dün Deniz Göktaş'ın bu seneki gösterisinin videosunu izledim, bugün ise 2023 gösterisindeyim, kaçırmayın derim.

26 Haziran 2026 Cuma

26 Haziran Cuma

Bugün dünyada herkesi ilgilendirecek bir dolu iyi, kötü, saçma, komik, üzücü, mutluluk verici olay oldu, olmuştur, haliyle; dünyamızın bir günüydü zira...

Benim için daha doğrusu bu blogun bu sayfası için olan ise bu satırların 2000. yazıyı oluşturması, yazıyla ikibininci diye ekleyeyim, belki daha etkili bir ifade ediş olur.

Günün diğer hoş notu, sevgili eski komşum E.cığımın kısa bir ziyaret için İstanbul'a gelmiş olması ve bana  uğraması, oturup sohbet etmemiz. Gerçi ben uyuz bir ev sahibi olduğum için kahve sohbetine gelmiş misafire kiraz ikram etmek gibi bir işe kalkıştım, ama maksat sohbet olunca ha kiraz ha kahve diyoruz, artık.

Bitirmeden önce son  not, bugün ben çok terliyorum. Hava rutubetli o nedenle mi, yoksa bugün saçımı boyattım, boyanın etkisi mi, anlamadım. Mutlaka bir bahane bulacağım, değil mi?



İki sene önce bu sıralar Prag'a gitmişim, geçmiş zaman olur ki...

25 Haziran 2026 Perşembe

25 Haziran Perşembe

Annemin iki haftadır yapmayı planladığı aile yemeği bugün hayat buldu.
En başta, büyük dayımın evden çıkıp anneme gelmesi için ikna edilmesi gerekti. Annem sana hangi Malatya yemeğini yapayım, ne özledin diyerek dayımı kandırmaya çalıştı. İ. dayım önce zahmet olmasın, ne gerek var diyerek yan çizmeye çalıştı, hatta annemi bir süre oyaladı bile diyebilirim. Sonra ben kendisiyle konuştum, hiç birimiz için zahmet olmayacağını, gelirse annemin çok sevineceğini söyledim ve böylece tarih kararlaştırıldı. 
Aksi tesadüf, meğerse kararlaştırılan tarihte küçük dayım O. ve eşinin kısa bir tatil planı varmış. İyi tesadüf, birlikte tatile gidecekleri arkadaşları grip olduğu için yola çıkamadılar ve bugün gelebildiler.
Annemlerin küçük kuzenleri Z. abla da gelirim deyince, ekip tamamlandı. 
Tabii ki kambersiz düğün olmaz, kardeşim ve ben annemin ekibinin ayrılmaz parçaları olarak, hazır ve nazırdık.  

Menünün ana yemeği sıkma köfte idi, bir bulgurlu yemek olan bu köfte, güneydoğuda yaygındır ve çeşitli isimlerle yapılır. 
Ana yemek öncesi çorbasız olmaz haliyle, o da başka bir memleket çorbası olan kulak çorbasıydı. Kulak da nedir derseniz, çorba adını içindeki küçük kare kesilmiş hamurlardan alıyor, kulak onlar.
Salata, zeytinyağlı taze fasulye, börek derken tatlı olarak da tam da bugün başlayan aşure ayını karşılayan aşure vardı. 
Yemekten sonra içilen çaylara Malatya'dan gelmiş un kurabiyeleri eşlik ediyordu, ama midelerde ancak yarım yarım yenecek kadar yer kalmıştı.  
Yemeyi ve yedirmeyi aşkla seven memleketimizin insanlarının eskileri ağız tadıyla anmak dileğiyle geçirdikleri bir gün işte böyleydi.



Günün yıldızı, annemin aşuresi,
Annem tabii ki yaptığı her yemek gibi buna da bir kusur buldu, şekeri az olmuş dedi.
Aslında bu bir tür övgü alma yöntemi, yaptığını eksikleneceksin, karşındaki hiç de öyle değil diyecek ve seni övecek.
Adet böyle...