6 Kasım 2026 Cuma

6 Kasım Cuma

 Canım Küçük Jo, blogundaki son postunda şunları yazmıştı:

"Akşam yemeği için internette hiç tanımadığım bir doktorun yarım yamalak tavsiyesi ile bir şeyler attım fırına. Açıkçası, yenmeyecek kadar kötü olacağını sanmıştım ama o kadar değildi. Belki biraz un ister. Ya da yulaf ezmesi. Tutması için. İçi yer yer ıslaktı. Oysa ekmek tarifi verdiğini söylüyordu ki zaten olacak iş değildi. Brokoli ekmeği. Daha da içine soğan ve peynir de kattım kendimden. Biraz da havuç. Belki yoğurdunu fazla koydum. Aslında bir daha sefere bak şöyle bir şey yapılabilir, kiş gibi bir şey olsun diye: dibine tereyağı ve rondoda çekilip un haline getirilmiş yulaf ezmesi. Üstüne de yoğurt, sıvı yağ, yumurta, brokoli, havuç, peynir, soğan, tuz karabiber. Kabartma tozu da istemez. Tabanı bir posta pişirip, ıslak kalmaması için sonra üstüne yoğurtlu karışımı eklenebilir. Fırına." 

Bir yerlerde "ekmek" sözü geçince hemen konuya müdahil olmam şart ya, yorumda tarifin kaynağındaki kişiye cevabı döşendim:

O tarife ben de rastladım. Tarif veren insanların önlerine gelen her şeye "ekmek" demesi saçma, bence. Ekmek, mayalı bir hamurdur, fırında ya da sıcak taşta veya ocakta tavada pişer ve bizim kültürümüzde genellikle yemek eşlikçisi ya da katıkla yenen bir besindir. 
 O önerilen sebzelerle bir şeyleri birleştirmek, evet Fransız usulü kiş olabilir ya da Balkanlarda pırasa ile yapılan şekliyle, Karadenizde pazı ile yapılan şekliyle pleçka ya da kaygana olur. Dur ben bu konuda blogda iki kelam edeyim, en iyisi.

Gerçekten de insanları ekmek yemekten veya en azından fazla ekmek yemekten sakınmaları için uyarıp, örnek verirken biraz mutfak kültürüne uygun hareket etmek, biraz uyduruktan kaçınmak daha doğru olmaz mı?
Zaten gelenekse mutfaklarda yapılan pek çok sebze yemeğimiz ve şahane bir yemek kültürümüz varken, sağlıklı beslenme korkutmasıyla insanlara uydurma tariflerle oyalamak olacak şey değil. 
Demem o ki "brokoli ekmeği" adını verdiğin yiyeceği yaptıysan, denediysen ve beğendiysen insanlara önerirsin, yaptım olduculuk fazlaca kolaya kaçmak, bence.



İki hafta önceki Haliç seferlerinden bir an, Haliç'te kürek çekenler,

5 Kasım 2026 Perşembe

5 Kasım Perşembe

 Günün havaiyattan olayı, havanın İstanbul'un kış havası olan 12 - 13 dereceye düşmesi ve buz gibi hissedilmesiydi. 
Bu sene böyle, sonbahar aniden geldi, kış aniden geldi, hayırlısı...

Benim için günün olayı yıllar sonra E.ciğim ile yüz yüze görüşmemiz, uzun uzun sohbet etmemizdi.
E. yıllar önce blogundan tanıdığım ve sonra şahsen tanıyınca çok sevdiğim arkadaşlarımdan. Araya yıllar, uzun yollar, memleketler girince görüşemez olmuştuk.
Bu yaz "dönüyorum, görüşürüz" diye mesaj attığında çok sevinmiş, ancak denk düşürüp hoş geldin diyememiştim.
Hareket yine E.ciğimden geldi ve öyle mi yapalım, böyle mi yapalım derken, bu sabah kahve vakti Büyükada'da buluştuk. Aradaki zamanı kapatmak mümkün değilse de akşamüstüne dek epey yol aldık.

Bu arada söylemeliyim ki, adayı seven her havada adaya gider diyen bir arkadaşımın kulaklarını çınlattım, çok haklı. Adalar, herkesin adaya gitmeyi pek de tercih etmediği bugünkü gibi havalarda çok daha güzel. 



Ada yürüyüşümüzden bir an, daha doğrusu konuşmaktan fırsat bulup çekebildiğim diyeyim, ünlü köşklerden birisi, 1880 yılında yapılmış, Con Paşa Köşkü.
 

4 Kasım 2026 Çarşamba

4 Kasım Çarşamba

 Bugün yapmayı tasarladığım bazı işleri yapamadım, onların yerini sürpriz bazı işler aldı.  
Sonuçta, on gün aradan sonra kardeşimi gördüm, yeğenimden haberler aldım, akşam yemeği için gelen taze balıkları pişirdim ve annemlerle yedik.

Bir de yine bol bol yağmur yağdı; sabah pilatese giderken yağmurun sağanak zamanına rastladım ve  şemsiyeye rağmen ıslandım. 



Geçen sene bu zamanlar bu kaktüs çiçeği güzelce açmıştı.
Bu sene hava muhalefetinden olsa gerek, tomurcuktan çiçeğe bir türlü dönemedi, garipcik.

3 Kasım 2026 Salı

3 Kasım Salı

 Dün gece Han Kang'ın romanı Çocuk Geliyor'u bitirmeye niyetlendim önce, sonra yarın bitiririm dedim bıraktım, ancak uzunca süre uyuyamadım. 
Kitabın yoğun ve üzücü ve de kimi halleriyle memleketimizin olaylarına benzeyen konusundan etkilenmiş olmam sebebiyle mi yoksa uykumun kaçacağı varmış, o nedenle mi uyuyamadım, pek anlayamadım.
Sabah biraz geç hareket ettim ve yataktan kalmadan kitabı bitirdim.

Bu gün hastaneye kırık kol kontrolüne gittik, şükür R.ciğim iyileşiyor, kaynama başlamış, on gün sonra tekrar kontrol var. Tünelin ucundaki ışık görünür olmaya başladı.

Öğlende terziye verdiğim tamiratı almaya giderken, annemin vatkasını çıkardığı için omuzunda tadilat gereken hırkasını götürdüm. Bakalım, yapılınca annemin gönlüne göre olur, umarm.

Öğleden sonrası çoğunlukla mutfakta geçti, yine bir kez işe başlayınca onu da yapayım, bunu da pişireyim kafasına girdim ve sonuçta hayli yoruldum. 
Bu hamle sırasında on gündür beni bekleyen "mor lahanayı doğrama ve tuzla ovup kavanoza tepme" işini de aradan çıkartmış oldum. 



Okuduğum Han Kang kitapları, hepsi usta işi yazan bir romancının eserleri,
Eylül Görmüş'ün kitaplar hakkındaki yorumları (burada, tık lütfen) benim de katıldığım düşünceler.

2 Kasım 2026 Pazartesi

2 Kasım Pazartesi

 Hava bugün de oldukça ılıktı, sabah biraz yağmur serpiştirmiş, yerler ıslaktı.
Bayan E. aradı, benimle Tuzla'ya gelir misin dedi, pilatesten sonra bir iki ufak işi var, sonra gelirim dedim. Sözleştik ve saat 1'i geçiyorken yola çıktık. 

Trafik yoktu gerçi ama bir yandan da sohbet muhabbet yolun nasıl geçtiğini anlamadık.
Sahilde bir yerde balık yedik, sonra tersanelere tepeden ve uzaktan bakan bir siteye gittik, arkadaşım orada bir görüşme yaptı.
İşimiz bitince yine tıngır mıngır mahallemize, evimize döndük.



Ön plandaki silme sıvama bina manzarasını görmezden gelirsek, kıyıda tersaneler ve arkada pusların arasından görünen Büyükada hoş duruyor.

1 Kasım 2026 Pazar

1 Kasım Pazar


Kaç zaman olmuş bizim sahile inmeyeli hatırlayamadım, sonra bloga baktım,  en son 4 Ağustos'ta gitmişim.
Başka kıyılar başka sahiller bir yana, bizimkine inmek adalara bakmak bir yana.

Bugün deniz mavi, bulutlar uçuş uçuş, hava biraz puslu ve hafif esinti ile ısıtan güneş ılıktı. 
Kasım ayı böyle başladı işte...


31 Ekim 2026 Cumartesi

31 Ekim Cumartesi

 Bugün kapı dışarı çıkmadım, dersem yalan olur. Ev kapısından çıktım, anneme gittim, apartman kapısından çıkmadım.

Annemin evinde ve bizim evde vaktimin çoğunu mutfakta geçirdim, yemekler yaptım; başka da pek bir şey yapmadım.

Bugün yaptığım ekmeğin hamuru, fırına girmeden önce biraz fazla beklediğinden olsa gerek, istediğim gibi kabarmadı. Neyse ki tadı yerindeydi.



Dokuz sene önce 2017'de tam bugün P.ciğimle Galata'dan başlamış, Süleymaniye'de bitirmiş, epey bir gezmişiz. 
Serde gençlik varmış, hava da pek güzelmiş.