25 Ekim 2026 Pazar

25 Ekim Pazar

 Bugün yine bir Haliç yolculuğu yaptım, baro seçimlerinde oy kullandım, döndüm.
Giderken yol boyu bir yandan denizi seyrederken diğer yandan erken giden, geç gelecek olan arkadaşlarla görüşebilir miyiz konulu mesajlaştık ve sonunda vakitler denk düşmedi, yüz yüze görüşemedik. 
Ben bu satırları yazarken sonuç belli olmuştu bile. Eski dönemlerde ( 2010 - 2016 arasında) başkanlık yapmış Ü. Kocasakal başkan seçildi, hayırlısı olsun.

Dünkü arada yüzünü gösteren güneş, bulutların hışmına uğramış gibiydi, gökyüzü oldukça gri suratlıydı. 
Haliç'te kürek çekenleri seyretmek zevkliydi. Karabataklar görev yerlerinde, mesela  köprü ayaklarında sıralanmışlardı.
Sığırcıklar gelmeye başlamışlar. O güzelim danslarıyla salınacak kadar çoklu gruplar görmedim ama küçük gruplar halinde uçuşuyorlardı.

Dönüşte Üsküdar motoru önce gelince fazla beklemeyeyim diye düşündüm, dönüşü Üsküdar'dan yaptım. Motorun yanaştığı Eminönü Karaköy iskelesi ile diğer uçtaki Beşiktaş iskelesi arasında oy kullanmak için bir sonraki motoru bekleyen meslektaşlar yürü yürü sonu gelmez uzunlukta bir kuyruk oluşturmuşlardı. İyi ki erken gitmişim dedim, içimden.



Haliç Kongre Merkezinin hemen yanındaki tarihi yapı, sonradan onarılan eski Sütlüce Mezbahası,
Haliç'in kürekçileri ve martısı da kadraja girmiş.

24 Ekim 2026 Cumartesi

24 Ekim Cumartesi

 Bugün Kadıköy'den bindiğim deniz motoru Haliç Kongre Merkezi'nin rıhtımına yanaştığında, arkadaş, tanıdık kimleri görebileceğimi düşünüyordum.
O kadar büyük kalabalık vardı ki, üç eski çalışma arkadaşımı ve bir üstadı gördüm diye kendimi şanslı saydım. Bürodaki son dönem çalışma arkadaşlarımdan ikisi erken gelmiş, çabuk dönmüş, birisi daha geç saatte gelebilecekmiş. 
İstanbul Barosu'nun Genel Kurulu'nun ikinci haftasının ilk günündeydik, yarın yeni başkanımızı seçmek için oy kullanacağız. Baroya kayıtlı 67 bin küsur avukat var, geçen sene seçime katılım oranı % 40 civarında olmuş. Bakalım bu sene daha çok ilgi olacak mı?

Öğleden sonra köyümüzde bahardan beri görüşemediğimiz bir küçük grup arkadaşımızla buluştuk. Birşeyler yedik, sohbet ettik, bol bol güldük. 
Bu buluşma ruhuma ilaç gibi geldi.



Haliç Kongre Merkezi'nin rıhtımında dönüş için Kadıköy motorunu beklerken, Beşiktaş motoru iskeleden ayrılmış, manevra yapıyor. 
Arka planda Eyüp mezarlığının olduğu yamaç, tepelerde bir yerde Piyer Loti Kahvesi var.


23 Ekim 2026 Cuma

23 Ekim Cuma

 Harala gürele geçen, çalışması bol bir gündü. 
R.ciğimin kırığı için doktor kontrolü, iki evin pazar alışverişi, yemek hazırlığı, arkadaşlarla buluşmak için plan yapma çalışmaları, evden çalışma günündeki kızımın arada çıkan öf pöf bitmiyor sesleri, kardeşimin evinden bizim eve benzer durumlarla ilgili haberler derken akşamı bulduk işte.

Pazarda palamut boldu yine. Öyle ki yanında başka balıklar pahalı duruyordu.
Akşama sofrada palamut var kısacası. 

Akşamüstü hava iyice kapattı, yağmur gelecek galiba. Oysa öğlende gayet ılıktı hava. Dün akşam ve bu sabah ise gayet durgun ve kötü kokuluydu.



Bugün de ağaca bakalım biraz, ferahlık versin...

22 Ekim 2026 Perşembe

22 Ekim Perşembe

 Yeni bir (hatta iki) taksi şoförü gözlemim oldu, bugün. 
Rica edeceğim, taksicilere taktı demeyiniz, zira pandemiyle başlayan süreçte önce tabanvaycı olmuş ve sonrasında buna toplu taşımacılığı eklemiştim. Şimdilerde "aman dizim yorulmasıncı" oldum ve  bütçemi zorlayarak da olsa rahat ulaşım için yeniden taksiye binmeye başladım. 

Minibüs caddesine kadar yürüdüm, sonra yetişemeyeceğim galiba, endişesiyle boş bir taksiye el ettim, bindim. Direksiyondaki bey, omuzlarında hafif kırlaşmış saçlarıyla rock star etkisi veriyordu. Diğer yandan burnunun üzerindeki yakın gözlüğü "emekli" rock star olduğunu düşündürüyordu. 
Gayet kibar şekilde buyurun dedi, gideceğim yeri sordu, yola revan olduk.

Şoför bey, bir yandan araba kullanıyor, diğer yandan telefonundaki telsiz programından kendisine "başkanım" diye hitap eden durak arkadaşlarını işlere yönlendiriyor, öte taraftan bana trafik ve yol durumuyla ilgili düşüncelerini söylüyordu. 
Zaten yolumuzun değildi, bu eğlenceli yolculuk bitti.

Dönüş yolunda yeniden taksi avına çıktım, bu defaki taksici gençten biri, gideceğim yere navigasyondan baktı ve "iyi, uzak değilmiş" dedi ve telefon konuşmasına devam etti. Mecburen duyduğuma göre -ki konuşma bitince kendisi beni bilgilendirerek teyit etti- taksi almak ve ödemek konusunda konuşuyorlardı.

Konuşma bitince sordum, taksi mi alıyorsunuz, plaka mı?
Cevap şöyle geldi, "teyze, o paraya plaka alınır mı, taksi alacağız".
Plakalar ne kadar dedim, 12 milyonmuş, ooo ev parası dedim, valla paran varsa alırsın, beni de evlat edinirsin, sana gül gibi bakarım demez mi? Devam etti, evladın var mı, var şükür dedim, bak onlar sana bakmaz, ben çalışır bakarım dedi.
Bu evlat edinme konusuna nasıl geldik, hiç anlamadım ama neyse ki ineceğim yere geldik ve gül gibi evlatlarım daha fazla bahtı kara geleceğimin konusu olmadı, indim taksiden.



Terk edilmiş sandalyeler yeniden önüme çıkmaya başladı.
Bu defaki kaldırımın köşesine atılmıştı,  adeta yolun karşısına geçmek için bekleyen birisi için bekliyormuş gibi gibi...

21 Ekim 2026 Çarşamba

21 Ekim Çarşamba

 Dün annemle konuşmuştuk ve bu güne dair program yapmıştık; sabah bozuk rezervuar için tamirci gelecek, sonra markete gideceğim gerekenleri alacağım, sonra yemek yapacağım, öğleden sonra  ise annemin banyosuna yardımcı olacağım.

Oysa, anneme markete gidiyorum başka şey lazım mı demek için aramışken banyoya girmek üzere olduğunu öğrendim. Nasıl yani? Hani konuşmuştuk, program yapmıştık! Anam büyük bir özgüvenle "ben hallederim, sen işine bak" diyor. 
Nasıl bakayım işime? Bir tane tek elini kullanamayan kadıncağız, bir tane yıllardır ancak yardımla banyo yapan yaşlı insan ve ben onları bırakacağım, onlar işlerini halledecek!
Hani bir fıkra vardı ya, diye konuyu bağlamak isterdim ama olmadı, oluşabilecek tehlikeyi göze alamadım, kalktım gittim, banyo konusunu hal yoluna ulaştırdık.

Asıl komiği şu, banyo işleri bitti, annem giyindi filan ve o an dedi ki "aa! bugün çarşamba mıydı, ben perşembe sanmıştım".
Meğer, dün akşamki konuşma buhar olmuş uçmuş ve annem sabah kalkınca günü perşembe sanarak (çünkü perşembe onun banyo günü) işe girişmiş.

Bütün program tepe taklak olunca sonuç şu oldu, tüm öğleden sonrayı annemler ve bizim ev için yemekler yaparak geçirdim, sonunda mecalsiz kaldım. 



Fotoğraf geçen seneden, Fenerbahçe Parkında çekmiştim,
Bu mevsimin süslülerinden bu, saz püskülü / pampas otu.

20 Ekim 2026 Salı

20 Ekim Salı

 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü, Koreli yazar Han Kang'ın kitabı "Çocuk Geliyor"a başladım. 
Bu roman da "Veda Etmiyorum" gibi geçmişte yaşanan acı bir olayı anlatıyor, arka kapaktan kopya çektiğim kadarıyla. Han Kang'ı okumak romanlarında anlattığı olayların etkisi nedeniyle zor, ancak edebi zevki yüksek. Bakalım, bu kitap nasıl?

Bugün bindiğim bir taksinin şoförü, minibüs caddesindeki asfalt çalışması nedeniyle tıkandığını söylediği trafikten başladı ve devamla belediyeler için seçim yapılmasının gereksizliği, zira belediye işlerinin özel şirketlere verilmesi halinde herşeyin hallolacağı, çünkü mesela futbol kluplerinde bunun örneğinin olduğu gibi bağlantılarla beni serseme çevirdi, en son arabadan inerken de başınızı şişirdiysem kusura bakmayın deyiverdi.
Epey zamandır böylesine "gerçek" bir taksiciye denk düşmemiştim, ilginçti.

Öğleden sonra, eczane ve marketten aldıklarımı bırakmak üzere anneme uğradığımda, mutaden biraz da ağrı sızı konusu dinledim. Sonra eve gelip yemek yaptım ve az önce akşam ezanı okundu bile.



Apartmanın bahçesindeki yenidünya ağaçlarının çiçekleri tomurcuklanmaya başlamış bile.
Yakında açar, mis gibi kokarlar.
O zamana kadar balkondaki saksıda yaşayan reyhanın çiçeğiyle yetiniyoruz.

19 Ekim 2026 Pazartesi

19 Ekim Pazartesi

 Çoklu hareketlerle dolu bir gündü. 
Sabah Aile Hekimi; ilaçlar yazdırıldı, aşı ne olacak sorusuna cevap olark "eczaneden aşı var bilgisi alırsanız aşı yazalım" tavsiyesi alındı.
Öğlen civarı evde; çorba kaynadı, reçe fokurdadıl, yemek pişti.
Öğlenden hemen sonra; butik AVM'mizde blue kızları buluşması, önce kahveler, sohbet devam ederken tatlılar, ardından küçük alışverişler ve veda vakti, iyi ki buluştuk.
Akşamüstü kuzene sorduğum "nasılsınız, Fransa karışmış, annem sizi merak etti" sorusunun cevabı olarak, yarım saatlik açıklamalı telefon konuşması daha doğrusu dinlemesi.



Çöp konteyneri  bekçisinin çalışma mekanı, diye ad versem bu fotiye... 
Olur herhalde, ne dersiniz?