19 Temmuz 2026 Pazar

19 Temmuz Pazar

 Erkek Milli Voleybol Takımımız ilk kez VNL Finallerine gidecek. Bugün son maçlarını İran'la oynadılar. İran maça çok asıldı ve bizimkileri epey zorladı, neyse ki maçı 3 -1 bizimkiler aldı ve çocukların yüzleri güldü.
Dün gece oynanan Dünya Futbol Kupası 3. maçı neredeyse voleybol seti gibi sonuçlanmış, 6 - 4 İngiltere Fransa'yı yenmiş. Doğrusu maçı seyretseydim İngiltere'yi tutardım sanırım. Ve yine seyreder miyim emin değilim, seyredersem şampiyonluk için İspanya'yı tutarım sanki. 

Yazdıklarıma ara verdim, kızıma yardım için. Odasına yerleşme, değişiklik yapma işleri sürüyor. Abisinin odası iken, yıllar önce aldığımız jüt dokuma halı kısmen kütüphanenin ve masanın altında kaldığı için, açıkta kalan kısımları kesip biçerek çıkardı. Kalan açıklığa sevdiği bir kilimi sermeyi düşünüyor. Keyfine göre olur, dilerim.

Bu hafta pazardan Fransız fasulyesi denen aslında bizim taze börülce ile çok benzeyen fasulyeden almıştım, bugün pişirdim, soğanlı, bol sarımsaklı ve az domatesli, görünüşe göre  güzel oldu.



Afrika zambağı deniyormuş buncağızlara, 
Bu sıralar açıyorlar, sık sık gözüme ilişiyorlar.

18 Temmuz 2026 Cumartesi

18 Temmuz Cumartesi

 Dün gece, sanırım bu yaz ilk kez, sıcaktan veya rutubetten ya da benim vücudum öyle istediği için oldukça geç saatte uyuyabildim ve sık uyandım. Sonra sabah  her zamankinden geç uyanarak biraz dinlenmiş hissedebildim.

Threads diye bir şey çıkmış, intagramla bağlantılı, sanıyorum. Bir süredir önüme threads'a katıl çağrıları düşüyordu, ilgilenmiyordum. Bugün ilgileneceğim tuttu, yönergeleri takip ediyordum olacak gibi duruyordu, hem de aa kolaymış, instagramdan bağlanacak işte diye düşünmüştüm. Oysa, adı geçen şey "şifren yanlış" dedi durdu. İki üç kez denedim, sonra deli miyim, o da eksik kalsın dedim, çıktım.

Akşamüstü A Milli Erkek Voleybol takımının Slovenya maçını izledim. Erkek takımımız da son zamanlarda oldukça iyi gidiyorlardı, bugün yazık oldu ucundan kaçırdılar.



Apartmanın bahçesindeki akşam sefaları açmışlar.
Akşamüstü kısa bir yürüyüş yaptım, dönüşte seyrettim onları, şenlik gibiler.,

17 Temmuz 2026 Cuma

17 Temmuz Cuma

Sabah fizik tedavi sonrası pazara gittim, güya iki parça bir şey alıp dönecektim, olmadı.
Sarı kiraz çıkmış, gördüm aldım, geçende annem de istemişti, ona da aldım.
Yaban mersini pek bollaşmış, böğürtlen vardı. Reçel yaparım dedim, aldım.

Öğleden sonra böğürtlen reçel oldu, yaban mersinini çok az şekerle püre yaptım. 
İkisinin de suyu çoğaldı, kaynat kaynat acılaşmasın diye meyveleri süzdüm, sularını biraz daha kaynattım. Aklıma geldi, kardeşim geçende bir şey söylemişti, fazla kaynatmadan sulu reçeli koyulaştırmış, neydi diye düşünüyordum, kardeşim aradı. Bir kaşık toz jöleyi eritmiş, onunla biraz kaynatmış, koyulaşmış. 
Evde jöle yoktu, ben de birer kaşık buğday nişastasını suda erittim, onu ekledim, aynı sonuca ulaştım.

Sonra reçeli ve meyve püresini kavanozlara koydum, kaldırdım.
Ben reçellerle haşır neşirken oğlum mesaj yazdı, bir kaç gün önce hindi budu almıştı, onu nasıl pişirdiğimi sormuştu, anlatmıştım. Pişirmiş, sonuç iyi olmuş, haber veriyordu.

Akşamüstü biraz ayağımı uzattım, oturdum ve dünden beri aklımda olan bir filmi buldum, izledim; Öldürdüğün Şeyler. 
Filmin yönetmeni Kanada'da yaşayan İranlı Alireza Khatami, filmin tüm oyuncuları bizden, neresi olduğu bahsedilmemekle birlikte film Türkiye'de çekilmiş. Son sıralarda insanın kötücül taraflarını anlatan filmleri -güya fikren  kaçsam da- izler oldum. Bu filmin ana izleği baba oğul çatışması ve insanın iyi ve gölge tarafları üzerineydi. Pek çok uluslararası film festivaline katılmış ve mesela Sundance'den ödülle dönmüş.



Lafımızı ağız tadıyla sonlandıralım,
Senede bir kez, görünce aldığım meyvelerden,
Sarı kiraz.

16 Temmuz 2026 Perşembe

16 Temmuz Perşembe

Bu sabah itibarıyla havadaki rutubetin artışını ensemde hissettim, saçlarımın dibi ıslandı. Bu vakte kadar yaz havası bunaltmadan gidiyordu. Şimdiden sonrasına bakıciiz artık, umarım esinti eksik olmasın.

Bir tamirat işidir gidiyor evde, şimdi de kızımın yeni odasının kapı kilidinin değişmesi gerekti. Abisi evden ayrılalı beri az kullanılan bir oda olduğundan dili içine düşmüş kilidini kapatamayınca, kapı koluyla arasına bir şeyler sıkıştırıp idare ediyorduk,  kızım oraya taşınınca tamiri gerekli oldu. 
Sırada tepedeki ampule zarif bir şapka almak gereği var, haftaya  perdeler de takılırsa galiba yerleşme tamamlanacak.



Bu kitabı, Leylakcığım ve Sevdacığım beğenince, ne zamandır güzel öykü okumadım, bu sefer kısmet diyerek ısmarlamıştım.
İlk öyküyü bugün okudum ve çok beğendim, oysa yazarın daha önce okuduğum romanı Kazkafanın Kitabı, güzel başlayıp anlamsızca bitti gibi gelmişti, biraz hayal kırıklığı olmuştu.
Umarım öyküleri başladığı gibi iyi devam eder. 

15 Temmuz 2026 Çarşamba

15 Temmuz Çarşamba

 Dün fizyoterapistim "yarın dinlenin, perşembe yeni egzersizlere başlayacağız" demişti. 
Dinlenmek neymiş? 
Çarşaf değiştir, çamaşır yıka, çamaşır ve bulaşık makinelerini temizlemek için özel deterjanları kullan, temizliklerini yap, arada kalan meyvelerle azıcık azıcık reçel yap filan derken gün akşam oluverdi.

Akşamüstü Şulem'in "gözlük yaptırdım, almak için Kozzy'ye gideceğim, müsaitsen gel" teklifine atladım hemen. Geleneksel olarak Kahve Dünyası'na gittik. Saat benim için geç olduğu gerekçesiyle başlattığımız "kahve içmeyelim, dondurma yiyelim" uygulamasını yinelemek için fırsat bulduk, böylece.  
Hem de tavsiyeye uydum ve dinlenmiş oldum.

Tabii ki kısa buluşmada laf bitmedi, eve dönüş yolumuzu uzatarak, biraz daha konuştuk. 
Doğu Anadolu'da evden giden misafirin tam kapıdan çıkarken aklına geleni söylemesiyle uzayan kapı önü sohbetine hanek etmek derler. 
Biz de sokakta hanek ettik. 



Eve dönüş yolundan, 
Arka sokaktaki begonvil coşmuş...

14 Temmuz 2026 Salı

14 Temmuz Salı

 Sabah fizik tedavi seansı bitince biraz yürüyeyim dedim ve metroya doğru yollandım. Atlayıp metroya Kadıköy'e gideyim, deniz kenarında bir çay içeyim fikri düştü aklıma. 
Tam o sırada bir yağmur damlası, iki yağmur damlası derken tıpırtı artarken metro merdivenlerinden inmeye başladım.
Yolda karar değiştirdim, Ünalan'da indim ve Akasya'ya gittim. 
Yağmur yağarsa ıslanmayayım, kapalı yer olsun, ama insan kalabalığında olayım, günlerdir yaptıklarımdan farklı bir şey yapmış olayım, biraz içim açılsın gibi gibi düşünceler eşliğinde biraz dolaştım, vitrin baktım, bir yerde oturdum bir Türk kahvesi içtim ve eve döndüm.

Öğleden sonra patlıcanlı pilav yaptım, youtube'da bir iki haber, röportaj izledim, sonra bir kaç gündür yeniden seyredeyim düşüncesi aklımda olan filmin başına geçtim; Paramparça Aşklar Köpekler.
Film 1999 yılında yapılmış, muhtemelen 2000 yılında seyretmişimdir, o vakit çok etkilendiğimi hatırlıyorum. 
Film birbiriyle bir trafik kazası nedeniyle yolları kesişen insanların olduğu üç öyküyü anlatıyor. Filmi  izlemeyi az önce bitirdim ve şu an şaşkınım; ilk bölüm dışındaki hiç bir sahne ve olayları aklımda kalmamış. Filmi neredeyse tamamen kayıtlardan silmişim gitmiş. 
Sanıyorum, insanların bu kadar kötü, bencil, zararlı oluşları ve bu şekilde tasvir edilişleri bana ağır gelmiş olmalı. Köpeklerin ölümüne dövüştürüldüğü ilk bölümün sonunda tekrar gösterilen ve hikayedeki bağlantıyı sağlayan kazadan sonrasını hafızamı oluşturan nöronlar kabul etmemiş olmalı.
İnsan Habil ve Kabil'den beri birbirine düşman ve birbirinin kuyusunu kazmaktan adeta zevk alan bir canlı. Filmi ikinci seyredişimden bana kalan bu. 



Fotoğraf 5 sene önce tam bu gün,
Pandemideki bir nefes alma anında aylar sonra Bostancı'dan motorla Karaköy'e gidiyorken...

13 Temmuz 2026 Pazartesi

13 Temmuz Pazartesi

 Sabaha karşı bir ara tuvalete gittiğimde bizim Kontes kızın küvetin içinde uyuduğunu gördüm, orası daha serin mi geldi yoksa daha rüzgarsız mı, bilemedim.
Sonra sabah hızlı başladı; Kontes'in hadi uyanın miyavları, kızımın evden çalışma günü olduğu için odasındaki hareketlenmeler, benim egzersiz işlerim derken S. temizliğe geldi ve herkes kendi işini yapmaya koyuldu.

Fizik tedavi dönüşü mahallede bir iki iş hallettim ve eve döndüm, annem için gelen fizyoterapist işini yaparken ben de konuya maydanoz oldum, izledim.
Sonrasında öğle yemeği saati geldi, derken benim dizime buz koyma saatim geldi, ardından biraz internet bankacılığı işleri, biraz blog yazmak derken akşamüstüne dönüverdik.
Film seyretme projem yarına kalacak galiba, akşam yemeği hazırlıkları için mutfak beni bekler.



Bir ara sık sık önüme kırık dökük sandalyeler koltuklar çıkıyordu.
Bugün hastaneye giderken köşe başındaki çiçekçinin yaz mevsimi nedeniyle terk edilmiş tezgahı ve iki parça haline gelmiş sandalyesi gözüme ilişti.
Üzerinde çiçekler olmayınca nasıl da soluk duruyor o tahtalar...