Yahu daha dün sabah denizden gelen fışır fışır dalga sesi eşliğinde kahvaltı ediyordum, bu sabah korna sesiyle uyanmak şart mıydı? Şarttı. Çünkü bu şehirde kaç milyon insan yaşıyor, sen biliyor musun?
Diyerek, iç sesimle konuşa konuşa, şehrin gerekliliklerine dalıverdim.
Gelecek haftanın randevularını ayarla, bugünün işlerini sıraya sok, pazara git gel, aldıklarını yerleştir, yemek hazırla derken akşamı bulduk.
Öğlende kardeşim uğradı, biraz onunla muhabbet ettik, anneme uğradım, siparişlerini ulaştırdım, bugün de böyle geçti.
Annem dün Eylül de bitti dedi diye itiraz etmiştim, daha bitmedi, bir hafta daha var demiştim. Günlerin geçiş hızına bakınca, anneme itirazım boşmuş, meğerse.
Ha bir de evin ışığı değişmiş, ben giderken yaz ışığı sürüyordu, şimdi evin içinde güz ışığı dolaşıyor.
Dün uçağın penceresine yapışmış, bulutların arasından aşağıda görünenlere bakıyordum, Sabiha Gökçen'e yaklaşırken alçaldık ve adaların üstünden geçtik.
Biraz puslu ama olsun, hayal gücünün yardımıyla bakarak ve Büyük, Heybeli, Burgaz, Kınalı diye uzandıklarını görmek, Anadolu kıyısında görünen silme beton yapılaşmanın yanında insana ferahlık veriyor.

