4 Ekim 2026 Pazar

4 Ekim Pazar

Apartman toplantısı, komşumuzun taşınması, evdeki işler derken pazarın akışı  gayet hızlı  oldu. Neyse işte, bu ara böyle...

Arundhati Roy'un kitabı Sığınağım ve Fırtınam'ı merak ediyorum, sipariş verdim. 
O gelene dek elimdeki kitabı (Saç Örgüsü)  bitiririm, sanıyorum. Dünyanın üç ayrı ülkesinden üç kadının hikayeleri, sırayla anlatılmış, sonunda nerede bağlanacak, anlayacağım, umarım. 

Sinema Ekimi başladı, bilet almaya teşebbüs bile etmedim. Eskiden olsa, günler öncesinden çalışıp liste yapmış, film seçmiş olurdum.
Dijital platformlar mı tembelleştirdi bizi yoksa bende mi iş yok, emin değilim.



Akşamüstü elmalı kek yaptım, epeydir yapmamıştım, tarçın mis gibi koktu.
Tarçın mis gibi diyorum ama tarçın sevmeyen arkadaşlarım var, bazı kokular kimi insanlara iyi gelmiyor. 


3 Ekim 2026 Cumartesi

3 Ekim Cumartesi

Yaz aylarının mutfaktaki ve salondaki demirbaşları olan  iki vantilatörümüzü bugün söktüm, temizledim, yeniden monte ettim, sardım sarmaladım ve gelecek yaza kısmet diyerek çocukların yatak bazalarının altına yerleştirdim.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene vantilatörleri daha sonraki bir tarihte kaldırmıştım, bu sene on gündür yağmurla geçen günlerin ardından salondaki vantilatör gözüme komik bir unsur olarak gözükmeye başlamıştı, yahu nerdeyse kalorifer yanacak bu serinletme şeysi nedir, faslından.

Öğlene doğruydu, evi süpürmek ve diğer işler için enerji bulmaya çalışıyordum. Çocuklara mesaj attım, hoop hemen aradılar. Meğer kahvaltıyı bitirmiş, keyif çayı içiyorlarmış, tam sohbet zamanı oldu. Kedikız da kucağıma kuruldu, sohbete katıldı.
Meğer bugün iki Almanya'nın birleştiği günmüş ve tatilmiş. Marketler, dükkanlar kapalıymış, o nedenle dün herkes alışverişe hücum etmiş, kasa kuyrukları filan olmuş. Hepsi 1 gün ekstra tatil aslında, nasıl sistemleri varsa, aykırı bir şeyde panik oluyorlar, galiba.



Mahallede görüyorum, meleklerin borazanı açtı yine. 
Yazın açmışlardı, biraz ara verdiler, şimdi yine çiçeklendiler. 

2 Ekim 2026 Cuma

2 Ekim Cuma

 Sabah metroya doğru yürürken yağmur hızla indirdi, durağa gidene dek şemsiyeye rağmen epey ıslandım.
İlk gelen metro dörtlüydü ve hiç binilesi değildi. Ardından gelen metro sekizliydi ve ayakta rahatça durulabiliyordu.
Vapura mı gitsem, metrobüse mi tereddüt ettim, daha hızlı olur düşüncesiyle metrobüsü tercih ettim. Ünalan'da aktarma yaparken bulutlar yükselmeye başlamıştı. 
Bu durakta da ikinci sıradaki  aracı bekledim, şansım yaver gitti, neyse ikinci metrobüs tıklım tıkış değildi.
Zincirlikuyu'da boş bir taksi bulunca, oh dedim, toplantıya gecikmiyorum.

Toplantıdan sonra düşündüm, bu güvenilmez havada oyalanmadan karşıya geçmek en iyisi. Hem öğleden sonra yağmur yağmazsa pazara da giderim. 
Dönüşte hiç değilse deniz sefası yapmış olmak için Beşiktaş iskelesine gittim ve motora bindim, sonra yine metro. Çıkışta yine yağmur serpiştirdi, neyse bu defa eve ıslanmadan ulaştım.

Öğleden sonra pazar alışverişi, ayıklama, yerleştirme ve aralarda bir süredir görüşmediğim arkadaşlarla telefonlaşarak geçti. Güneş yine açtı, sonra yağmur yine indirdi.




Saat 09:15, köprü üzerinde, metrobüs penceresinden boğaza bakış,

1 Ekim 2026 Perşembe

1 Ekim Perşembe

 Geldik mi Ekim ayına? Geldik gerçekten! 
Yeni ay başladı, artık resmen sonbahardayız.

Bugünkü yağmurun bana armağanı, yoldan geçen bir arabının girdiği çukurdan sıçrayan sularla ıslanmam oldu. Sonuca bakınca, haliyle, "armağan" derken kinaye yaptığım anlaşılmıştır.
Pantalonuma yapışan ıslak ve soğuk histen kurtulmak için evde üstümü değişir değişmez çamaşır makinesini çalıştırdım.

Öğleden sonra yağmur bir hızlandı bir güneş açtı. İki yağmur arasında saçımı boyatmaya gittim. Deniz sonrası rengi açılan ve biraz da tarazlanan saçlarım hale yola girdi, nefes aldı adeta.



Nerdeyse bir haftadır aralıksız yağmur yağdığı için, ateş dikenlerinin kırmızı kırmızı parladıklarını ancak bugün güneş açınca görebildim.

30 Eylül 2026 Çarşamba

30 Eylül Çarşamba

 Öğlene doğru, Suadiye'de iki adımlık yerde, aniden bastıran ve çok hızlanan sağanakla neredeyse suya düşmüş gibi ıslanmak üzereydim. Geçmeyecek bu, kararını verdim ve en yakın mağazaya sığındım. İyi bir karar oldu, zira on dakika şiddetle yağmaya devam etti, sonra sakinledi. O sırada mağazanın sonbahar kış koleksiyonunu gözden geçirdim, fikir sahibi oldum. 
Düşündüm, eskiden bu ve benzeri mağazalara ne çok girer çıkar, alış veriş yapardım; kendim için daha az ama çoğunlukla kızım ve biraz da oğlum için.

Öğleden sonra o yağmur hiç yağmamış gibi, kaç günden sonra pırıl pırıl güneş açtı. Tam zamanına denk geldi, annem kaç gündür saçını kestirmek istiyordu. Yavaş yavaş yürüyerek çapraz karşı apartmanın altındaki kuaföre gittik, pamuk saçlar kısaltıldı.

Kedikıza ölçülü mama veriyoruz artık. Kızım veterinerle konuşmuş, yetişkin mamasına geçelim, ama onu da fazla yemesin kararına uygun davranmaya karar vermiş.
Şimdi beni mutfakta her gördüğünde acıklı bir miyav sesi çıkartıyor ve mama istiyor. Ne kadar miyavlasa nafile, şımarmasın, her sefer mama vermeyelim dedi kızım. Göriciiz.



Dünkü yağmurlu günde, iskelede vapur beklerken, karşıdaki iskeleler ve gemiler,

29 Eylül 2026 Salı

29 Eylül Salı

Nasıl gri bir sabahtı, değme kış sabahına taş çıkartır, üstelik soğuk denecek kadar serin. Sanırım yıllardır ilk kez bu mevsimde kalınca bir pardesü giydim.
Yağmur sabahki kadar kuvvetli değildi, yine de rüzgâr zaman zaman şemsiyeyi ters çeviriyordu.
Peki bu havada neden dışarı çıktım ve hatta karşıya geçtim dersiniz.

Bugün tatil arası verdiğim diş tedavisinde ölçü alma günüydü. Sevgili diş doktorumuz rahmetli babasıyla ilgili hikayeleri anlatırken (babası O. amca da diş hekimiydi ve aslında sert mizaçlı bir kişiydi) beni ve yardımcısını gülmekten iki büklüm hale getirdi. Esasen o sırada diş için ölçü alınıyordu ve zaman nasıl geçti anlamadım bile.

Eve dönüş yolunu biraz uzattım, itiraf ediyorum.
Önce efendi gibi Şişli'den metroya bindim, Şişhane'de indim, Tünelle Karaköy'e geçtim. 
Derken alt geçitte vapur iskelesine gitmek yerine tramvay durağına gitmek fikrine kapıldım ve kendimi Sultanahmet'e götürdüm.



Yukarıdaki vapura eve dönüş yolunda Eminönü iskelesinde bindim ve Kadıköy'e geçtim.

28 Eylül 2026 Pazartesi

28 Eylül Pazartesi

 Yağmurlu hava benim tahminlerden anladığımdan daha erken geldi. Dün gece nasıl şakır şakır yağdı, değil mi? Bu sabah da hatırı sayılır ölçüde yağmur vardı. 

Gün içinde iki kez taksiye bindim. İkisinde de taksi şoförleri  "sigarayı şimdi yakmıştım, rahatsız olursanız söndüreyim" dediler. Dedim ki camımı açıyorum, siz de açın, bitirin sigaranızı. Sigara dediğin pahalı bir meret, at desem söndür desem parası iyice ziyan olacak. Gerçi sağlığa zararlı ya, o da ayrı dert.

Annemin sevdiğini ve bittikçe ajvar ya da lutenitsa (balkan usulü, köz biberli, patlıcanlı ezme) yaptığımı daha önce yazmış olmalıyım. Bugün yine yapıyordum, kızım mutfağa geldi (bugün evden çalışma günü) ohh mis gibi kokmuş, bize de ayırır mısın biraz dedi. Ayırırım ayırmasına da ana malzeme (közlenmiş biber ve patlıcan) annemden biraz ayırsam onun ölçüsü şaşacak. Ben sana sonra yaparım dedim.
Öğleden sonra eczane ve markete gitmek gerekince ve market rafında hazır közlenmiş biber ve patlıcanı görünce neden olmasın dedim. Aldım, eve gelince ikinci fasıl pişirdim, içim rahat etti.



Geçende kurduğum domates turşusu, artık buzdolabına girmeye hazır, biraz da orada olgunlaşacak.