3 Kasım 2026 Salı

3 Kasım Salı

 Dün gece Han Kang'ın romanı Çocuk Geliyor'u bitirmeye niyetlendim önce, sonra yarın bitiririm dedim bıraktım, ancak uzunca süre uyuyamadım. 
Kitabın yoğun ve üzücü ve de kimi halleriyle memleketimizin olaylarına benzeyen konusundan etkilenmiş olmam sebebiyle mi yoksa uykumun kaçacağı varmış, o nedenle mi uyuyamadım, pek anlayamadım.
Sabah biraz geç hareket ettim ve yataktan kalmadan kitabı bitirdim.

Bu gün hastaneye kırık kol kontrolüne gittik, şükür R.ciğim iyileşiyor, kaynama başlamış, on gün sonra tekrar kontrol var. Tünelin ucundaki ışık görünür olmaya başladı.

Öğlende terziye verdiğim tamiratı almaya giderken, annemin vatkasını çıkardığı için omuzunda tadilat gereken hırkasını götürdüm. Bakalım, yapılınca annemin gönlüne göre olur, umarm.

Öğleden sonrası çoğunlukla mutfakta geçti, yine bir kez işe başlayınca onu da yapayım, bunu da pişireyim kafasına girdim ve sonuçta hayli yoruldum. 
Bu hamle sırasında on gündür beni bekleyen "mor lahanayı doğrama ve tuzla ovup kavanoza tepme" işini de aradan çıkartmış oldum. 



Okuduğum Han Kang kitapları, hepsi usta işi yazan bir romancının eserleri,
Eylül Görmüş'ün kitaplar hakkındaki yorumları (burada, tık lütfen) benim de katıldığım düşünceler.

2 Kasım 2026 Pazartesi

2 Kasım Pazartesi

 Hava bugün de oldukça ılıktı, sabah biraz yağmur serpiştirmiş, yerler ıslaktı.
Bayan E. aradı, benimle Tuzla'ya gelir misin dedi, pilatesten sonra bir iki ufak işi var, sonra gelirim dedim. Sözleştik ve saat 1'i geçiyorken yola çıktık. 

Trafik yoktu gerçi ama bir yandan da sohbet muhabbet yolun nasıl geçtiğini anlamadık.
Sahilde bir yerde balık yedik, sonra tersanelere tepeden ve uzaktan bakan bir siteye gittik, arkadaşım orada bir görüşme yaptı.
İşimiz bitince yine tıngır mıngır mahallemize, evimize döndük.



Ön plandaki silme sıvama bina manzarasını görmezden gelirsek, kıyıda tersaneler ve arkada pusların arasından görünen Büyükada hoş duruyor.

1 Kasım 2026 Pazar

1 Kasım Pazar


Kaç zaman olmuş bizim sahile inmeyeli hatırlayamadım, sonra bloga baktım,  en son 4 Ağustos'ta gitmişim.
Başka kıyılar başka sahiller bir yana, bizimkine inmek adalara bakmak bir yana.

Bugün deniz mavi, bulutlar uçuş uçuş, hava biraz puslu ve hafif esinti ile ısıtan güneş ılıktı. 
Kasım ayı böyle başladı işte...


31 Ekim 2026 Cumartesi

31 Ekim Cumartesi

 Bugün kapı dışarı çıkmadım, dersem yalan olur. Ev kapısından çıktım, anneme gittim, apartman kapısından çıkmadım.

Annemin evinde ve bizim evde vaktimin çoğunu mutfakta geçirdim, yemekler yaptım; başka da pek bir şey yapmadım.

Bugün yaptığım ekmeğin hamuru, fırına girmeden önce biraz fazla beklediğinden olsa gerek, istediğim gibi kabarmadı. Neyse ki tadı yerindeydi.



Dokuz sene önce 2017'de tam bugün P.ciğimle Galata'dan başlamış, Süleymaniye'de bitirmiş, epey bir gezmişiz. 
Serde gençlik varmış, hava da pek güzelmiş.

30 Ekim 2026 Cuma

30 Ekim Cuma

 Sabah gelen mesajlara ancak akşamüstü fırsat bulup cevap yazabildiğim bir gündü. Böyle koskoca şirket yöneten CEO gibi meşgul insan lafları etmek bir yandan garibime gidiyor, diğer yandan da sahiden koşturup duruyorum.

Dünden beri yeni dünya ağaçlarının çiçekleri iyiden iyiye mis kokularıyla sokaklarımızı şenlendiriyorlar. Yağmur yağınca kokular biraz maskeleniyor, ama olsun, var olduklarını bilmek bile güzel.

Storytel'de  John Steinbeck'in Cennetin Doğusu romanını dinlemeye başladım, tam bir nehir roman, akıyor gidiyor. 



Yenidünya ağacında çiçeklerimiz, mis kokulularımız...

29 Ekim 2026 Perşembe

29 Ekim Perşembe

 Annemle Cumhuriyet bayramı hakkında konuşuyorduk, dedi ki çocukken törene giderken saçımıza mutlaka kurdele takardık, kocaman fiyonk şeklinde bağlanırdı. Kurdelenin kumaşının adı organtin imiş, parlak beyaz olurmuş.

Öğleden sonra çocuklarımın babannesi ve halası annemi ziyarete geldiler. S. hanım snede bir İstanbul'a geldiğinde annemi ziyaret etmeyi ihmal etmez, sağolsun. 
Çiçeğim de evdeydi, hep beraber çay içtik, kek börek yedik, sohbet ettik.

Akşamüstü, misafirleri gönderdikten sonra çıkıp mahallede bir tur attım. Güya sahile inecektim, yağmur mu yağacak vehmine kapıldım, mahallede tur atıp döndüm. Dün anlattığım "postacıya izin vermişler, mahallede gezmiş" hikayesi gibi oldu, yine.

Sabah kahvesi saatinde Şulem uğradı, bahçeden toplanmış limonları getirdi. Meğer limonları da sarartmak için elma ya da muzla birlikte tutmak gerekirmiş. Hemen sardım sarmaladım, sararsınlar ki renkleri çıksın altın sarısı. 



Yeşil papağanlar sadece İstanbul'da değiller, kardeşim Londra'dan gönderdi fotoğrafı,
Yeğenimin evinin balkon demirinde bir çift yeşil papağan tünemiş.

 

28 Ekim 2026 Çarşamba

28 Ekim Çarşamba

 Dün Afiyet Börek'te ayçekirdekli kuru pasta alırken, uzun boylu bir bey tezgahına arkasına geçti, tezgahtaki gençlerden birisi "ne oldu abi, neye geldin, bir şey mi lazımdı" gibi sözler söyledi. Adamcağız da "postacıya izin vermişler çıkmış mahallede dolaşmış, benimki de biraz öyle oldu galiba" dedi. Bu sözü o kadar içten söyledi ki ben de gülümsedim. Belki de kendi hallerimle bağlantı kurdum kafamda. 
Çünkü ben de son senelerde serbest zamanlarımda pek o kadar uzaklara gidemiyorum, yine mahalllede bir tur atıp eve dönüyorum. 

Bugün de pilates sonrası mahallede tur attım, eczane, yufkacı, market üçlüsüne uğradım, eve döndüm. 
Yarın anneme misafir gelecek. Ben de bugünden kek börek işine giriştim, sabah sabah telaş olmasın diyerek. 



Son günlerde yağmur, rüzgar derken yapraklar hızla dökülmeye başladı.
Dün mahallemizin temizlik işçileri yaprakları süpürmek konusunda fazla mesai yapıyor gibiydiler.