Beklenen kar gelmedi. Pek kestirmeden gittim, hadi şöyle diyeyim, beklenen kar bizim kıyıya gelemedi.
Zaten ne zaman böyle davullarla tamtamlarla kar geliyor denilse, o beklenti fos çıkar, yine öyle oldu.
Ancak yağmurun hakkını yemeyeyim, sabahla öğlen arası güzel yağdı.
Elimde şemsiye olmasına rağmen, yine omuzlarım, kollarım su içinde kaldı. Bir de hava soğuktu, aman aman... Sıkı sıkı giyinmiş olmama rağmen soğuğu hissettim.
Akşamüstü bir film seyrettim, adı Anora.
Anora, 2024'de Cannes'de Altın Palmiye almış, üstelik 2025'de En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Yönetmen Oscarlarını alarak ortalığı yıkmış geçmiş.
Cahil kalmışım hiç ilgimi çekmemiş, bir eksiğimi tamamlayayım dedim. Yani, demez olaydım demeyeyim de bu filmin derdi ne, noktasında bir açıklama bulamadım.
Filmin sınıflandırma nitelemelerinin başında kara komedi yazıyor, sonra bir dolu türden söz ediliyor. Bunca ödül almış, böylesine ortaya karışık konulu filmi ben takdir edemedim sanırım.
Ya da yeni nesil Amerikan sineması bana hitap etmiyor.
Eskideler evde yemek olmadığında "a la minute" bir şeyler yaparız derlerdi.
Bugün öğlen yediğimi akşam tekrar yemeyeyim, ama ne yiyeyim diye bakınırken ve film seyretmek nedeniyle yemek hazırlaya geç kalmışken, dolaptaki mantarla omlet yapıverdim.
Yanına roka ve bir dilim ekmek, dakikada değilse de beş dakikada hazırdı.





