19 Ocak 2026 Pazartesi

19 Ocak Pazartesi

Bugün blue monday / hüzünlü pazartesi imiş. Ben demiyorum, birileri  gözlemiş düşünmüş taşınmış, budur demiş. 
Kısaca şöyle ifade edeyim, yılın üçüncü haftasının  pazartesi günü, insanların bir sene içinde kendilerini en depresif hissettiği günü imiş. 

Bizim hüzünlü pazartesimiz, günü kar yağışını seyrederek geçirince, sanki biraz neş'eli oldu.  Ne de olsa kar insana çocukça bir keyif ve eğlence hissi veriyor.
Sabah uyandığımda kar yağmış, hem de ağaçların üstünü biraz beyazlamış görünce şaşırdım, birazdan durur diye düşündüm.
Dışarı çıkacaktım, göz tedavisi ve ardından pilates dersi vardı, çıktım. Biraz kar, biraz sulu kar derken öğleden sonra eve dönüş yolunda kar oldukça hızlı ve bol yağdı. Bu sene kar yağarken yürümedim, diyemem, şemsiyemin üstü bembeyaz oldu.

Akşamüstü kar kesildiğinde youtube'da çıtır çıtır odun yanan şömine görüntüsü üzerine Chopin dinleyerek ve kabak çekirdeği çitleyerek kar romantizmini sürdürdüm.
Daha ne isterim?



İşte kar evden böyle gözüküyordu,
Akşamüstü sulu kar yağınca o beyazlar da eridi gitti.

18 Ocak 2026 Pazar

18 Ocak Pazar

Sabah annemde kahvaltıyı hazırlarken mutfak penceresinden gördüm, kar hafif hafif atıştırmaya başlamıştı.
Öğlende dışarı çıktığımda hava güneşliydi, bir saat bile olmamıştı, dönerken yine kar atıştırmaya başlamıştı. 
Şimdi dışarıda kar taneleri nazlı nazlı havada uçuşmakta. 
Bu sene bizim kısmetimize düşen bu olmalı, havada kar taneleri var, yerde, ağaçta, çatıda  beyazlık görünmüyor.

Öğleden sonra annemle beraber çocuklarla konuştuk; bu hafta Hamburg bir öncekine göre daha yumuşak geçti dediler. Önceki hafta kar fırtınası olmuştu, hava çok soğumuştu.

Kestane almıştım pazardan, ancak henüz kebap haline getiremedim. Önce biraz suda bekletip, sonra kesip pişirince daha iyi sonuç alınıyor.
Ve fakat, hiç bir usulde sokakta kestane kebap satanların yaptıklarının yerini tutmuyor, bence. 



Bugün sahile inmedim, Kozyatağı tarafındaydım.
Havanın griliği böyle olmalı diye düşündüm.
Bir de deniz kenarındaki sazlar hoş gözüktü, gözüme.

17 Ocak 2026 Cumartesi

17 Ocak Cumartesi

Dünden daha gri, dünden daha soğuk bir günü geride bırakıyoruz. 
Öğlene doğru yürüyüşe çıktığımda 7 derece olan sıcaklık değeri dönüşte 4 dereceye düştü, şimdi 2 derce gösteriyor. 

Yürüyüş sırasında Şulemin sevgili ablası Şefocuğumla karşılaştık, ilginç bir bakışma anıydı. Ben karşıda duran kadın bana bakıyor, neden acaba, tanıdık mı diye düşünürken, meğer o da benzer şekilde düşünüyormuş; karşıdan gelen Sevin'e benziyor, beni tanırsa odur, diyerek.
Bu anında tanıyamama haline sebep, soğuk nedeniyle sıkı giyinmiş ve berelerimizi gözlerimize kadar indirmiş olmamız, haliyle. 
Neyse, sarıldık, öpüştük, ayaküstü sohbet ettik, arkadaşı gelince ayrıldık.

Dün akşam, kızım, uzun süredir umutla beklediği ve olumlu olmasını arzuladığı bir haberin maalesef olumsuz şekilde sonuçlandığını öğrendi. 
Onun üzüntüsünü teselli etme isteği bir yandan, onun üzülmesine üzülmek diğer yandan çelişkili duygular yaşadım. 
Bu sabah, artık önümüzdeki maçlara bakacağız diyerek teselli olmaya çalışıyordu.



Dünkü sahil yürüyüşünden,  ana kız olduklarını düşündüğüm, 
Hık demiş diğerinin burnundan düşmüş, biri büyük biri ufarak iki kedi.

16 Ocak 2026 Cuma

16 Ocak Cuma

Sabah çok bulutlu ve güneşsiz bir güne başladık, ama hava soğuk sayılmazdı. Öğleden itibaren ince ince yağmur başladı  ve hava epey soğudu.
Hafta sonu sulu kar ve kar ihtimalleri gündemde. Her zaman olduğu gibi yağsın da ne olsa razıyım.

Öğlende pazara gittim, iki evin haftalık alış verişini yaptım. 
Sonra alınanları yerleştirme, balık ayıklama derken zaman geçti bile.


Sabah göz tedavisinden dönüşte sahilden yürüdüm.
Gökyüzü, deniz gri, gri ve griydi.
Ağacın arkasında adalar gizli, görünüyorlar.

15 Ocak 2026 Perşembe

15 Ocak Perşembe

Bugünün önemli işi, anneme geçen hafta verilen ilk demir serumunun tekrarını sağlamaktı. Geçen haftaki işlemden sonra araya giren soğuk ve yağışlı havaların ardından, ilk uygun zaman bugün oldu.
Kardeşim öğlene doğru geldi, hastaneye gittik, geçen defakinin aksine pek kalabalık yoktu, fazla beklemeden serum verildi.
Hastane dönüşü evde biraz sohbet, biraz çorba içmektir, üstüne çay da içelim derken, akşamüstünü bulduk.

Dün sabah radyo dinlerken çok eskilerden bir parçaya denk geldim. Eskiler derken çocukluk zamanı. Dinleyelim, hatırlayacaksınız. 
Şarkıyı dinlediğim gün blog mailimde bir eposta buldum. Yerköy'deki çocukluk zamanlarımla ilgili paylaşımlarımı blogda okuyan bir kişi, bunları facebook grubunda paylaşmak için izin istiyordu.
Nasıl bir tesadüfse, o yılların kendini tekrar hatırlatması?...



Nostaljiye devam edelim.
Çocukken sokakta oynamaya çıktığımızda bakkaldan bir çay bardağı ölçüsünde ayçekirdeği alır elbiselerimizin cebine doldururduk. Sonra çitleye çitleye oynar, zıplardık.
Kabakçekirdeğini daha az severdim, şimdilerde ise tersine kabakçekirdeğini daha çok tercih ederim, sanki.
Siz hangisini seversiniz?

14 Ocak 2026 Çarşamba

14 Ocak Çarşamba

 Günün sonunda Mayıs'tan sonra ilk kez tam kadro bizbize grubumuzla buluştuk. 
Yemek yedik, sohbet ettik, güldük, eğlendik.

Beş sene öncesine dek bu buluşmaları onbeşte bir hiç olmadı ayda bir yapardık.
Ah pandemi vah pandemi! Onunla birlikte ve sonrasında hayatlarımızda ne çok denge  değişti. 



Geçen hafta çektiğim martılı fotoğrafı telefonumdaki program benim için yeniden düzenlemiş.
Bir de böyle bakalım, hatırı kalmasın. 

13 Ocak 2026 Salı

13 Ocak Salı

Sabahtan öğlene dek bazı resmi sayılabilecek evrak işleriyle meşguldüm. Eskiden olsa o kuruma git şu yazıyı al, bu resmi direye git öbür evrakı al işleri şimdi E devlet üzerinden hallolabiliyor. 
İyi güzel de, bu defa E devlet bir işler çıkartıyor, yok şifreni değiştir, yok o şifre güçlü değil yenisini dene filan. 
Neyse, bizim yaş grubu iyi kötü internet üzerinden iş görmeye aşina, fakat bizden beş yaş büyüklerin özellikle çalışma hayatı olmayanların  işi zor. Onlar sanırım internetten bir iş yaptırabilmek için torun peşine düşüyorlar, mecburen.

Öğleden sonra Kadıköy'e gittim. 
Hava güneşli ama ayaza çekmiş, buz gibiydi. İyi giyinmiştim, üşümedim.
Bu hafta geçen haftaki gibi bir vapur gezmesi için vaktim yoktu. Efendice gittim, 65 yaş üstü İstanbul kartımı aldım, çarşıda kısa bir tur attım, eve döndüm.
Metrodan çıkarken önümsıra yürüyen genç kız önce telefonunu düşürdü. İki üç kişi seslendik, duymadı, meğer kulaklığı kulağındaymış. Telefonunu aldı, yeniden önüme geçti, bu defa ruj ya da parfüm gibi bir eşyasını düşürdü. Yürüyen merdivenden çıkarken neredeyse kaşkolunu düşürüyordu, son anda yakaladı.
Artık kafası mı meşguldü, dikkati mi dağınıktı, bir halleri vardı.

Üç sene önce bugün benim gurbet kuşları yavrularımı havaalanından geçirmeye gitmişiz, aileler olarak. Önüme fotoğraflar çıkınca tarihi hatırladım, çocuklara gönderdim, onlar da geçen zamana inanamadı. 
Hangimiz zamanı tutabiliyoruz ki?!



Haydarpaşa'ya, arkasındaki limana Kadıköy'den iskeleler hizasından bakarken...