28 Ekim 2026 Çarşamba

28 Ekim Çarşamba

 Dün Afiyet Börek'te ayçekirdekli kuru pasta alırken, uzun boylu bir bey tezgahına arkasına geçti, tezgahtaki gençlerden birisi "ne oldu abi, neye geldin, bir şey mi lazımdı" gibi sözler söyledi. Adamcağız da "postacıya izin vermişler çıkmış mahallede dolaşmış, benimki de biraz öyle oldu galiba" dedi. Bu sözü o kadar içten söyledi ki ben de gülümsedim. Belki de kendi hallerimle bağlantı kurdum kafamda. 
Çünkü ben de son senelerde serbest zamanlarımda pek o kadar uzaklara gidemiyorum, yine mahalllede bir tur atıp eve dönüyorum. 

Bugün de pilates sonrası mahallede tur attım, eczane, yufkacı, market üçlüsüne uğradım, eve döndüm. 
Yarın anneme misafir gelecek. Ben de bugünden kek börek işine giriştim, sabah sabah telaş olmasın diyerek. 



Son günlerde yağmur, rüzgar derken yapraklar hızla dökülmeye başladı.
Dün mahallemizin temizlik işçileri yaprakları süpürmek konusunda fazla mesai yapıyor gibiydiler.

27 Ekim 2026 Salı

27 Ekim Salı

 Yağmurun sesini sabaha karşı uykumun arasında duydum, sabah kalktığımızda hava kapkaranlıktı, bulutlar alçaktı demek ki. Sonra öğlen civarı ince ince serpiştirdi ve durdu.

Gün boyu bir koşturmaca halindeydim; akşam yemeği için ciğer aldım, annemin sevdiği ayçiçekli ve susamlı kurabiyelerden ısmarladım (zira , Afiyet Börek'te her ürünün geliş saati farklı)  aile hekiminde ilaç yazdırdım, anneme geçen hafta aldığım ama keyfine uygun gelmeyen pijamayı iade ettim,  eczaneden ilaçları aldım, eve uğradığım bir ara akşam yemeği için patates salatası yaptım, en sonunda ısmarladığım kurabiyeleri almaya gittim, yemek yaptım, annemler geldi, yedik, sofrayı kaldırdım.
Artık oturup ayaklarımı uzatabilirim, sanırım. 
 


Mahallemizin mini parkındaki sığla ağaçlarının (Amerikan sığla ağacı) yaprakları kızarmaya başladı. 
Yağmurdan sonra pek hoş duruyorlardı.

26 Ekim 2026 Pazartesi

26 Ekim Pazartesi

 Yine bir karşı kıyı günüydü, bir süredir devam eden diş işleri nihayete erdi, sanırım.

Karşıya geçerken hızlı hareket etmek için metrobüsü tercih etmiştim, eve dönerken vapura yöneldim.
Karaköy'e inmek amacıyla Tünel'e bindim, vagon sakindi, boş bir yere oturdum. Karşımdaki sıranın arkasında bana bakan ve gülümseyen bir yüz gördüm. Ben de gülümsedim, hani verilen selam alınmalı düşüncesiyle. 
Karşımdaki ufak tefek kadın "tanıdınız mı" dedi. Yabancı gelmiyorsunuz, ama... deyince, elini başının çevresine götürdü ve bonus kafa işareti yaptı; havuç kafalı bir kıvırcıktı oğulcuğu.
O vakit anladım, oğlumun ilkokul arkadaşı E.'nın annesi karşımda. Bravo valla, beni nasıl tanıdıysa, aradan 20 sene mi geçmiş, nedir?
Meğer o da Kadıköy'e geçiyormuş, iskeleden vapura bindik, çocuklardan, kentsel dönüşümden filan konuşarak, vapurdaki müzisyenleri dinleyerek bizim kıyıyı bulduk. 
Belki yine bir yerde karşılaşırız, diyerek vedalaştık.



Metrobüsle köprüye doğru giderken, çevre yolu kenarındaki sarmaşıklar alev alev olmuştu, pek güzeldi renkleri.
Buncağız da bizim mahalledeki sarmaşık, bir kaç güne onlar da tamamen kızarır.


25 Ekim 2026 Pazar

25 Ekim Pazar

 Bugün yine bir Haliç yolculuğu yaptım, baro seçimlerinde oy kullandım, döndüm.
Giderken yol boyu bir yandan denizi seyrederken diğer yandan erken giden, geç gelecek olan arkadaşlarla görüşebilir miyiz konulu mesajlaştık ve sonunda vakitler denk düşmedi, yüz yüze görüşemedik. 
Ben bu satırları yazarken sonuç belli olmuştu bile. Eski dönemlerde ( 2010 - 2016 arasında) başkanlık yapmış Ü. Kocasakal başkan seçildi, hayırlısı olsun.

Dünkü arada yüzünü gösteren güneş, bulutların hışmına uğramış gibiydi, gökyüzü oldukça gri suratlıydı. 
Haliç'te kürek çekenleri seyretmek zevkliydi. Karabataklar görev yerlerinde, mesela  köprü ayaklarında sıralanmışlardı.
Sığırcıklar gelmeye başlamışlar. O güzelim danslarıyla salınacak kadar çoklu gruplar görmedim ama küçük gruplar halinde uçuşuyorlardı.

Dönüşte Üsküdar motoru önce gelince fazla beklemeyeyim diye düşündüm, dönüşü Üsküdar'dan yaptım. Motorun yanaştığı Eminönü Karaköy iskelesi ile diğer uçtaki Beşiktaş iskelesi arasında oy kullanmak için bir sonraki motoru bekleyen meslektaşlar yürü yürü sonu gelmez uzunlukta bir kuyruk oluşturmuşlardı. İyi ki erken gitmişim dedim, içimden.



Haliç Kongre Merkezinin hemen yanındaki tarihi yapı, sonradan onarılan eski Sütlüce Mezbahası,
Haliç'in kürekçileri ve martısı da kadraja girmiş.

24 Ekim 2026 Cumartesi

24 Ekim Cumartesi

 Bugün Kadıköy'den bindiğim deniz motoru Haliç Kongre Merkezi'nin rıhtımına yanaştığında, arkadaş, tanıdık kimleri görebileceğimi düşünüyordum.
O kadar büyük kalabalık vardı ki, üç eski çalışma arkadaşımı ve bir üstadı gördüm diye kendimi şanslı saydım. Bürodaki son dönem çalışma arkadaşlarımdan ikisi erken gelmiş, çabuk dönmüş, birisi daha geç saatte gelebilecekmiş. 
İstanbul Barosu'nun Genel Kurulu'nun ikinci haftasının ilk günündeydik, yarın yeni başkanımızı seçmek için oy kullanacağız. Baroya kayıtlı 67 bin küsur avukat var, geçen sene seçime katılım oranı % 40 civarında olmuş. Bakalım bu sene daha çok ilgi olacak mı?

Öğleden sonra köyümüzde bahardan beri görüşemediğimiz bir küçük grup arkadaşımızla buluştuk. Birşeyler yedik, sohbet ettik, bol bol güldük. 
Bu buluşma ruhuma ilaç gibi geldi.



Haliç Kongre Merkezi'nin rıhtımında dönüş için Kadıköy motorunu beklerken, Beşiktaş motoru iskeleden ayrılmış, manevra yapıyor. 
Arka planda Eyüp mezarlığının olduğu yamaç, tepelerde bir yerde Piyer Loti Kahvesi var.


23 Ekim 2026 Cuma

23 Ekim Cuma

 Harala gürele geçen, çalışması bol bir gündü. 
R.ciğimin kırığı için doktor kontrolü, iki evin pazar alışverişi, yemek hazırlığı, arkadaşlarla buluşmak için plan yapma çalışmaları, evden çalışma günündeki kızımın arada çıkan öf pöf bitmiyor sesleri, kardeşimin evinden bizim eve benzer durumlarla ilgili haberler derken akşamı bulduk işte.

Pazarda palamut boldu yine. Öyle ki yanında başka balıklar pahalı duruyordu.
Akşama sofrada palamut var kısacası. 

Akşamüstü hava iyice kapattı, yağmur gelecek galiba. Oysa öğlende gayet ılıktı hava. Dün akşam ve bu sabah ise gayet durgun ve kötü kokuluydu.



Bugün de ağaca bakalım biraz, ferahlık versin...

22 Ekim 2026 Perşembe

22 Ekim Perşembe

 Yeni bir (hatta iki) taksi şoförü gözlemim oldu, bugün. 
Rica edeceğim, taksicilere taktı demeyiniz, zira pandemiyle başlayan süreçte önce tabanvaycı olmuş ve sonrasında buna toplu taşımacılığı eklemiştim. Şimdilerde "aman dizim yorulmasıncı" oldum ve  bütçemi zorlayarak da olsa rahat ulaşım için yeniden taksiye binmeye başladım. 

Minibüs caddesine kadar yürüdüm, sonra yetişemeyeceğim galiba, endişesiyle boş bir taksiye el ettim, bindim. Direksiyondaki bey, omuzlarında hafif kırlaşmış saçlarıyla rock star etkisi veriyordu. Diğer yandan burnunun üzerindeki yakın gözlüğü "emekli" rock star olduğunu düşündürüyordu. 
Gayet kibar şekilde buyurun dedi, gideceğim yeri sordu, yola revan olduk.

Şoför bey, bir yandan araba kullanıyor, diğer yandan telefonundaki telsiz programından kendisine "başkanım" diye hitap eden durak arkadaşlarını işlere yönlendiriyor, öte taraftan bana trafik ve yol durumuyla ilgili düşüncelerini söylüyordu. 
Zaten yolumuzun değildi, bu eğlenceli yolculuk bitti.

Dönüş yolunda yeniden taksi avına çıktım, bu defaki taksici gençten biri, gideceğim yere navigasyondan baktı ve "iyi, uzak değilmiş" dedi ve telefon konuşmasına devam etti. Mecburen duyduğuma göre -ki konuşma bitince kendisi beni bilgilendirerek teyit etti- taksi almak ve ödemek konusunda konuşuyorlardı.

Konuşma bitince sordum, taksi mi alıyorsunuz, plaka mı?
Cevap şöyle geldi, "teyze, o paraya plaka alınır mı, taksi alacağız".
Plakalar ne kadar dedim, 12 milyonmuş, ooo ev parası dedim, valla paran varsa alırsın, beni de evlat edinirsin, sana gül gibi bakarım demez mi? Devam etti, evladın var mı, var şükür dedim, bak onlar sana bakmaz, ben çalışır bakarım dedi.
Bu evlat edinme konusuna nasıl geldik, hiç anlamadım ama neyse ki ineceğim yere geldik ve gül gibi evlatlarım daha fazla bahtı kara geleceğimin konusu olmadı, indim taksiden.



Terk edilmiş sandalyeler yeniden önüme çıkmaya başladı.
Bu defaki kaldırımın köşesine atılmıştı,  adeta yolun karşısına geçmek için bekleyen birisi için bekliyormuş gibi gibi...