7 Temmuz 2026 Salı

7 Temmuz Salı

 Dün akşam kızımla konuşuyorduk, yeşil eriği bizim gibi tuzlayıp yiyen millet var mıdır acaba, diyorduk.
Ortadoğu'da yeniyor galiba dedi kızım, bir de İran'da. Yunanlı arkadaşlarıma sordum, onlar yemiyormuş, sadece Giritli arkadaşı, biz yeriz demiş. 
Bence yeşil erik yemeyenler, ille de tuzlamayanlar çok şey kaybediyorlar.

Çocuklukta bir arkadaşım vardı, sadece eriği değil vişneyi de tuzlayarak yerdi. Önce garipsemiştim, sonra bir defa denedim, hoşuma gitmişti.
Bir de çocukken limonu keser, üzerine tuz döker, suyunu çıkara çıkara, dudaklarımın kenarı kızara kızara yerdim. Haliyle, büyüdüm ve bu alışkanlıktan vazgeçtim. 
Yıllar sonra kızım da üstelik benden görmemişken, aynısını yapmaya, limonu tuzlayarak yemeye başladı. Kan mı çekiyor, genetik kodlar mı istiyor, bilemedim.



Geçende kızımla gittiğimiz mahalle kebapçısında biz adet olduğu üzere gavurdağı salatası istemişken, garson "sadece bu mevsim bulunuyor" diyerek yeşil erikli semizotu salatası önerdi.
Doğrusu pek lezzetliydi, ekşi seviyorsanız erikler kızarmadan ve semizotu bolken deneyin derim.
 

6 Temmuz 2026 Pazartesi

6 Temmuz Pazartesi

 Bugün kızımın evden çalışma günüydü. Meğer kuzenleri E. ve C. de ayrı ayrı evden çalışıyormuş.
Kardeşim sabah aradı, araba varken anneme geleyim, alınacak edilecek var mı dedi. Annem karpuz diyordu, ötesini sorarız dedim. 

Fizik tedaviden sonra eve geldim, öğlen için patatesli yumurta yaptım, yemekten sonra zeytinyağlı çalı fasulyeyi ocağa koydum. O sırada kardeşim geldi, kızımın yeni odasına baktı. Anneme çıktık, çay içtik, hasbıhal ettik.
Akşamüstü markete gittik, Adana karpuzları kocamandı, 8 - 9 kg karpuz annemle paylaşsak bile çok geliyor, yemesi uzun zaman alıyor. Çekirdeksiz karpuzlar daha küçüktü, birer tane aldık, diğer alış verişleri de yaptık, arabaya yükledik, eve getirdik.



Çiçeğimin mesaisi bitince mahallemizin perdecisine gittik. Perde tipleri ve fikirleriyle aldık verdik, en sonunda evde renklere bakmak ve karar vermek üzere iki kumaş kartelasını yanımıza aldık.
Eve dönmeden önce mahallemizin balıkçısına gittik, karnımızı doyurduk bir güzel. Yukarıda gördüğünüz sardalye ızgara aslında bir duvar süsü

5 Temmuz 2026 Pazar

5 Temmuz Pazar

 Bir vakitler bir video vardı, küçük bir kız bir şeyler için uğraşıyor ve sonunda yabbbdııım diye sevinçle bağırıyordu. Elektram hatırlayacaktır, bir vakitler aramızda bu konuda epey şakalaşırdık. 
Neyse, geçmiş zaman, günümüzle ilgisi nedir derseniz, kaç zamandır bizim evin yılan hikayesine dönen konusunu bugün tamama erdirdik ve oğlum ile kızımın odalarını yatakları, dolap içleri, eşyaları derken değiştirdik. O nedenle içimde bir yabbbdııım sevinci oluştu.
Bir iki kalem iş kaldı, perde yenilemek, kapı kilidini tamir ettirmek gibi, onları da peyderpey tamamlarız.

Aslında yükün çoğunu -gerçek anlamda yük taşıma, resmen hamallık yaptı zira- kızım sırtlandı, ben dizimi sürüyerek teferruatla uğraştım, yıkama, kaldırma işlerini yaptım.
Konunun beni doğrudan ilgilendiren kısmı, çalışma masası olarak kullandığım oğlumun odasındaki masadan kızımın odasındaki masaya taşınmam oldu. 
Tebdili mekanda ferahlık olsun, tüm ailemize ve yeni  işine başlayacak olan kızıma diyerek konuyu bağlayayım.



 Günün sürprizi, baza altlarından bir yerden çıkıveren Felix oldu. 
Felix kedisi, kızımın üç yaşından beri yatağının yanından olmadı kitaplığından ayırmadığı bir peluş oyuncaktı, sonraları yatak altına kalkmıştı.
Yıllar sonra kızımın görünce aşık olduğu ve eve aldığı kedisi Kontes bire bir Felix'in görüntüsünde. Sanki oyuncak kedi Felix, gerçek kedi Kontes'in prototipi gibi.
Ne denir buna? Hayat!

4 Temmuz 2026 Cumartesi

4 Temmuz Cumartesi


Bu sene daha mı bir coşkulu açtılar nedir,  fizik tedaviye gider gelirken, ev ile hastane arasındaki apartman bahçelerinde açmış zakkumların kokusunu içime çekerek yürüyorum.
Bir de bugün yağmur uzun uzun ve ne güzel yağdı, değil mi?
Bugünlük maruzatım budur.

3 Temmuz 2026 Cuma

3 Temmuz Cuma

Günün rutini fizik tedaviyle başladı, sonra pazar işleriyle devam etti.
Yıkama, yerleştirme sonrasında bezelye ayıklamayı da bitirince Özcan Alper'in son filmi   Erken Kış'ı seyrettim. 
Geçende Leylakcığım da  izlemiş ve beğenmişti, ondan kopya çektim, syrettim, ben de beğendim.

Aşağıdaki resmin, filmde bir rüya sahnesi anlatılırken adı geçiyordu. Geçen sene gurbet kuşlarımı ziyaret için Hamburg'a gittiğimde sanat müzesinde görmüştüm.
Gerçekten, rüyaya uygun bir resim bu, insanları çeşitli şekillerde etkiliyor, sanırım.



Bulutların Üzerinde  Yolculuk /  Caspar David Friedrich
Hamburg / Kuntshalle

2 Temmuz 2026 Perşembe

2 Temmuz Perşembe

 Dün akşam boynumun biraz altında bir kaşıntı hissettim, kaşıdım ve cildim yanmaya başladı. Neymiş bu dedim, aynaya baktım, yan yana iki adet şey şişmiş kızarmış. Hemen soğuk suyla yıkadım, kızımın önerisiyle sensiderm krem sürdüm, biraz yatıştı. Gece yine kaşıntı tutunca bir alerji ilacı aldım, öyle yattım. Sabah üzerine biraz buz torbası tuttum, o da iyi geldi. Teorim şöyle, sıcaktan ve terlemekten ötürü cildim alerjik bir reaksiyon gösterdi. 

Bugün fizik tedavi sonrası bir iki ufak alışveriş yaptım ve cayır cayır yanıyor hissi veren sokaktan eve döndüğümde sudur, sodadır, buzlu kahvedir ne bulduysam içtim. İçim ancak ferahladı.

Öğleden sonra oturdum, kaç zamandır izlemek istediğim Manevi Değer  / Sentimental Value filmini izledim. Filmdeki baba  kız ilişkisinden daha çok ya da onun yanı sıra kızkardeşlerin ilişkisi etkileyici geldi bana. Yönetmen Joachim Trier'in Oslo Üçlemesi'nden sonra bu film de  anlatım tarzıyla göz dolduruyor ve seyir zevki veriyor.



Pek utangaç ve yabancı sevmez bildiğimiz Luna hanım kendini bahçeye atmış, evden kaçmış ve henüz dönmemiş.  Bekliyoruz Luniş, dön artık. 

1 Temmuz 2026 Çarşamba

1 Temmuz Çarşamba

 Mutfak masasından bildiriyorum:
Bugün çocukların oda değiş tokuşu işlerinin büyük bir aşamasını geçtik, dolapları elden geçirdik, atılacakları attık, pazarlık konusu olanlar için çözümler bulduk ve eşyaları yeni yerlerine yerleştirdik. 
Şu anda masa üstleri henüz dağınık olduğu için bana yazı yazacak yer kalmadı ve mutfak masasına sığındım, orada yazıyorum. 
Doğrusu bu işe İstanbul'un son zamanlardaki en sıcak gününde kalkışmamız da takdire şayan oldu. Ama olsun, havaya rağmen sonuç olumlu.
Bir de yatakların transferini tamamlayınca (onunla da bitmiyor gerçi, perde taşınması ya da yenisinin yaptırılması gibi konular var ufukta) oldu bitti maşallah diyeceğiz.

Sabah fizik tedavinin ilk seansına gittim, tatlı bir fizyoterapist benimle ilgileniyor. Adım Ceren dedi, ben de 96 doğumlu musunuz dedim. Zira yeğenim ve gelinciğim de Ceren ve onlar 96'lı. Meğer yeni Ceren 98'li imiş. Ceren isminin popülerliği bir kaç sene devam etmiş olmalı.

Akşamüstü dinlenirken Bambaşka Sohbetlerde Ceyda Düvenci'nin Sinan Canan'la yaptığı sohbeti izledim, iyi geldi. Sinan Canan kendi programında alıştığım hızından daha sakin tonda konuşuyordu, Ceyda Düvenci konuğundan daha çok konuşmuyordu, konu "anda olmak" güzeldi.



Günün renkleri sardunyadan geliyor...