1 Ocak 2026 Perşembe

1 Ocak Perşembe

Her Güne Üç Güzel Şey 5 yaşında! 
Blog manifestosu niyetine yazdığımdan sonra tarihini attığım ilk yazı 1 Ocak 2021'den beri burada. 

Bu gün yaptıklarımın bir benzerini o gün de yaparak 2021'e  başlamışım.
O gün mahallede yürümüşüm, bugün sahile indim, hava buz gibiydi, kar öncesi soğuğu vardı.
O gün Viyana Filarmoni Konserini izlemiş ve konserin günün koşullarına uyduğunu yazmışım, muhtemelen pandemi senesi olduğu için seyircisiz bir konserdi.  
Bugün neşeli ve tam olması gerektiği gibi bir konser vardı.  Şef  Yannick Nézet-Séguin güler yüzüyle keyifli bir konser yönetti.

Dün akşam, bizim için bir aile geleneği olduğu haliyle kardeşimin evindeydik. Bizim çekirdek çiğdem aile annem, çiçek kızım ve ben misafirliğin tadını çıkardık. Büyük yeğenim, her sene olduğu gibi bu sene de, yılbaşı için Londra'dan gelmişti. Onlar  dört kişi ve evdeki iki kediyle kadroyu tamamladılar. 
Benim gurbet kuşlarıyla görüntülü konuştuk, aile büyüklerini aradık, iyi seneler diledik. Yine bir yılbaşı akşamı klasiği olarak tombala oynadık ve gece yarısından sonra evimize döndük.



Sahile doğru yürümeye başladığımda bizim mahalle pırıl pırıl güneşliydi.
O sırada kardeşim kendi evinin penceresinden çektiği kar manzarasını gönderdi, buraya gelmez o kar dedim.
Eve dönerken kar atıştırmaya başladı, uçuşan beyaz şeyler gördüm, diye sevindim.
Meğer, daha çoğunu görecekmişiz, Viyana Filarmoni konseri izlediğimiz süre içinde kar bir güzel yağdı, ağaçlar beyazladı.

30 Aralık 2025 Salı

30 Aralık Salı

Dışarıda giderek deliren bir lodos var, kızım şimdi sahilden video gönderdi, martılar uçamıyor adeta.
Sabah caddeye doğru yürürken, rüzgar önce üşütüyordu, sonra güneş parlamaya başladı, bu defa sıcak bastı, zira dünden kalan üşümek  korkuyla kalın giyinmiştim. Öğleden sonra dönüşte ise tam tersi oldu, rüzgar yeniden bulut getirdi ve hava soğudu.
Sonra akşamüstü aynı senaryo tekrarlandı, önce açtı, sonra bulutlandı.



Senenin son ekmeğini önceki gün mayalamış, dün pişirmiştim, bu sabah da dilimledim.
Senenin son kitabını iki gün önce bitirdim, yenisine başladım, ama yeni seneye sarkacak o, besbelli.
Storytel'de Anne Bronte'nin Agnes Grey isimli romanını dinliyorum. Evet haklısınız, aklım İngiltere'de kaldı, bir süre daha böyle gidecek gibi.



Fundacığımın pek çoğunu yayınlandığında okuduğum, bazısını ilk defa okuduğum yavaş yavaş tadını çıkararak okuduğum güzel kitabı senenin son kitabıydı.
Okuyunuz. 

29 Aralık 2025 Pazartesi

29 Aralık Pazartesi

Güne annemin dün akşam pat diye kesiliveren televizyonunu canlandırma çalışmalarıyla başladım. Televizyoncu "abla dükkana getirirsen bakarım, yarım saat buradayım" dedi. 
Getirirsen bakarım dediği televizyon değil, uydudan televizyona yayın aktaran ve benim olsa olsa bu bozuldu hükmüne vardığım küçük kutu. 
Netekim, aletin adaptörü yanmış, yenisini alabilirmişiz ama zaten kutu da gitti gider halde imiş. Dolayısıyla yeni bir yayın aktarıcısı aldım, televizyoncu bir şeyleri ayarladı, götürüp takın, çalışır dedi.
Netekim, çalıştı.

Güne böyle hızlı bir başlangıç yaptıktan sonra pilatese gittim, bedenimi çalıştırarak kafamı rahatlattım.
Tam eve doğru yola çıkmak üzereyken Şulem mesaj attı. Bir 5 o'clock tea içsek, sen alışmışsındır yazdı, 5 geç dersen 4 da olur, hatta çay içmem dersen salep de olur, dedi. Sonra da ben bu minvalde devam edersem olay Laz fıkrasına dönecek diye ekledi. 
İnsanın arkadaşından gelen mesajla gülümsemesi, günün devamının aydınlanıvermesi var ya, işte o paha biçilmez. 
Dedim ki zaten sizin mahalleye geliyordum, o tarafta işim var, istersen sana geleyim. Böylece, çayı da salebi de es geçtik ve günün içeceği kahve oldu. 



Bir şemsiyeci dükkanının önünden geçiyordum,
Eski usul bir dükkandı, vitrinde rengarenk şemsiyeler, içeride çeşit çeşit bastonlar,
Baba oğul dükkan sahipleri müşterilerle tatlı tatlı konuşuyor,
Güzeldi ve olay Londra'da geçiyordu.
Keşke bizde de bu eski usul dükkanlar böylece kalsa diye düşünmeden edemedim.

28 Aralık 2025 Pazar

28 Aralık Pazar

Bugün hava dünden de soğuktu, oğluma dedim ki kutup soğuğu Hamburg üzerinden bize gelmiş. 
Ne iş merakıyla hava durumuna bakmış, hayretini belirtir bir nida ekledi mesajına. 

Yürüyüşe çıkarken sıkı giyindim, şemsiyemi aldım. Bu defa şemsiye almış olmak totem ötesine geçti, işe yaradı, yağmur inceden ama rüzgarla savrularak yağdı yol boyunca. 
Eve dönüşte alt sokaktayken kesildi. 

Şart mıydı sokağa çıkmak? Değildi. 
Almam gereken bir şey vardı, onu bahane ettim. Neden?
Çünkü soğuk havada yürümeyi severim. 
Yazın sıcakta terleye bayıla yürüdüğüm yollarda bir de üşüyerek yürümeli ki yaşamın akışı, doğanın verdiği hisler eksik kalmasın.
Tabii bunun bir de ilk ve son baharları var; ılık havalar, yeşeren ağaçlar ya da serin rüzgarların başlaması yaprakların sararması, kızarması, dökülmesi.

Daha bir hafta öncesine kadar yapraklarla dolu olan alt sokaktaki çınar ağaçları, artık nerdeyse çıplak kalmak üzereler.
Bu sene hava ılık giderken, ne zaman kış gelecek diye düşünürken, bir kaç gündür yılbaşına beyazlar içinde gireceğiz ihtimali belirdi. Düne kadar bana inandırıcı gelmeyen bir ihtimal şimdi oldukça yakında, sanırım.



Mevsimin güzellerinden, güzelliklerinden sıklamenler,
Tam olması gerektiği renk ve canlılıkta...

27 Aralık 2025 Cumartesi

27 Aralık Cumartesi

İstanbul'un soğuk ve yağmurlu bir gününde, yılbaşı öncesi  kalabalığı olan bir cumartesi trafiğinde köprüden karşıya geçmek istemezsiniz. Bilirsiniz, trafikte çok zaman geçecek, yorucu olacak, gözünüz ürker böyle bir plandan.

Bugün tüm bu olumsuz koşullar varken, biz yine de cümbür cemaat karşıya geçtik, trafiğin özellikle kıpırdamayı sevmediği Bebek'e gittik ve bunu istekle yaptık. 
Öyle ki, mesela annemi başka hiç bir kuvvet o kadar basamak tırmanmaya razı edemezdi.
Buluşma konumuz, ailemizin en büyüğü, annemin büyük abisinin ve onun oğlu kuzenimizin çifte doğum günlerini kutlamaktı.  
Böylece bu aile buluşması vesilesiyle, yeni yıl öncesi bir çeşit yılbaşı kutlaması da yapmış olduk. 

 

Bir manzara göründüğü yok, ama hava ve yol durumu bakımından bir fikir versin diyerek...

26 Aralık 2025 Cuma

26 Aralık Cuma

Gün saatlerin bir türlü yetmediği, bir iş bitince arkasından gelenin de peşine kabak bağladığı bir gün oldu.

Gerçekten uzun uzun anlatmaya mecalim kalmadı, sadece şunları not edeyim hiç değilse:
Gün içinde toplam 15.984 adım atmışım, pilatese git gel, pazara iki tur git gel, bankaya git gel, gibi başlıklar altında sürekli hareket halindeydim.
Haliyle dizlerime buz koyup ayağımı uzatıp oturdum bir yarım saat.
Yeşillikleri yıkamak, sirkeli suya yatırmak, beklemek, kurutmak için iki saat harcamışım.
Akşam yemeği için fırında levrek yanında yeşil salata yaptım, yapmışım değil yaptım, bu konuda bilinçliyim.
Dün gece normal  sayılacak şekilde uyudum, bu geceden de benzer bir beklentim var.
Notlar bu kadar sanırım.



Sabah yürürken, sonunda kış soğuğu duygusu veren bir gün diye düşündüm.
Oysa, minibüs caddesinde köşedeki spor salonunun önündeki süsenler Aralık ayına geldiğimizden habersizmiş gibi açmaya devam ediyorlar. 
Öyle de güzeller ki...