28 Şubat 2026 Cumartesi

28 Şubat Cumartesi

Bazı günler buraya böylece yazarken "ben şunu yaptım, buraya gittim, onu okudum  filan demek iyice anlamsız geliyor. 
Bu kadar çabalamasam mı acaba, öylece dursam mı, ne yapsam?
Baksana, çok yakınımızda yine savaş hareketleri, bombalar, ölen siviller, tamtamlar, kabarmalar, hayata aykırı şeyler olmakta.
Sabah haberi alınca kızıma sordum, Tahran'lı arkadaşı N.'ın ailesi nasılmış, ailesinden haber alabilmiş mi? Kızcağız ülkesi dışında, bir iş bulmuş, çalışmaya başlamış, ohh diyemeyecek bile şimdi, aklında ailesine ne olduğuna dair sorularla...

Dün gece kuzenim tatil dönüşü anneme vedaya gelmişti, giderayak kapı önünde fısıldadı, canı sıkılmış, bir tanıdığının tanıdığı kumar borcu nedeniyle intihar etmiş. Gazete haberi değil, olay yakınlarda olunca insan daha çok etkileniyor.

Dündü yine, akşamüstü Sirat filmini izledim. Neymiş bu film derseniz, geçen sene Cannes başta olmak üzere  pek çok festivalden ödül almış bir film, burada. 
Doğrusu filmi sevdim diyemiyorum. Filmin seyirciyi şok etmeyi başardığı kesin. Bu şok etkisi bir sinema dili veya anlatma yöntemi de olabilir, ama amaç neydi, neden şok geçirdik, işte onu tam anlayamadım.
Ben iyiden iyiye klasiklerde kalan bir insanım, sanırım.



Öğlende sahile yürüdüm, hava soğuktu, arada inceden spreylemece bir şeyler yağıyordu, deniz kenarı tenhaydı, martılar sahile yakın öylece duruyorlardı,  uzaklarda adalardan hemen önce güneş ışığı ince bir çizgi halinde denize düşüyordu.

27 Şubat 2026 Cuma

27 Şubat Cuma

On gün kadar önce, bir sayfada dolaşırken IQ testi yapmak ister misiniz gibi bir başlıkla karşılaştım. Merak bu ya, tıkladım ve üniversiteye girdiğim sene yaptığım genel yetenek testine çok benzeyen testi çabucak yaptım. 
Test bittikten sonra, hatta bir kaç kez aralarda, % şu kadar kişiden hızlı yapıyorsunuz, % şu kadar kişiden daha çok puan aldınız filan gibi uyarılar, notlar çıkmıştı. 
Test bitince "sadece bir aşama kaldı, şu kadar parayı şuraya gönderin, mailinize puanınızı bildirelim" yazısı çıkınca, nazik bir küfür eşliğinde sayfayı kapattım.
Böyle bir para konusu çıkacağı belliydi, şaşırmamak lazım fakat ilginç olan o tarihten beri her gün azimle mail gelmeye ve ne kadar muhteşem ve yetenekli olduğunuzu öğrenin lütfen, hadi hadi hadi demeye devam ediyorlar.
Sonunda bugün epostayı spam olarak işaretleyip listelerinden çıkmayı başardım.
Böyle bir iş için belki de yüzlerce insan istihdam ediliyor, birileri bu maillerin gönderilmesini sağlıyor ve muhtemelen bunun adı uzaktan çalışma, evden çalışma filan oluyor.
Garip bir dünyadayız, ya da bizim nesil dinozorlaşmaya başladı iyiden iyiye. 
Neyse işte, bugünün hikayesi de bu.
Bir de hava soğuktu ve öğlen civarı karımsı bir şeyler yağdı, geçti.



27 Şubat 2024'ten, iki sene önce bugünden, bir sahil yürüyüşünden,

26 Şubat 2026 Perşembe

26 Şubat Perşembe

Sabah sokağa çıkmadan önce biraz  vaktim vardı, müzik dinlemek istedim, youtube açtım, önüme Vivaldi'nin 4 Mevsim'i çıktı, hem de mevsimin göre değişen çok güzel İtalya manzaraları eşliğinde.
Müziğin yanında görüntülere hayran hayran bakarken, Milano'dan bir yapı dikkatimi çekti. 
Diğer şehirlerde çekilmiş onlarca tarihi yapı ve yüzlerce doğal güzellik yanında bu modern bir gökdelen idi ve fakat üzeri çeşitli bitki ve ağaçlarla kaplıydı.

Yapının adı Bosco Verticale imiş, yani Dikey Orman. 
İnşaatı 2014 yılında tamamlanmış, birisi 116 metre, diğeri 84  metre uzunluğunda iki gökdelen bunlar.
Üzerinde kaç çeşit bitki var, binada kaç kişi yaşıyor, neden böyle bir yapı sorularının cevaplarını bulmak isterseniz,  burada güzel bir kaynak var, tık lütfen. 
Biraz müzik dinleyeyim, keyifli vakit geçireyim arzusundan nerelere geldim, değil mi? Demek ki müzik ruhun her türlü gıdası. 

"Ben, Kirke"yi dinlemeyi bitirdim. 
Yıllar önce bir kez başlamış, sonra hatırlamadığım bir sebeple bırakmıştım, bu defa ilgiyle dinledim ve merak hissi tükenmeden sonuna geldim, bitti.
Sanırım, zamanında bir çeşit feminist özellikte roman olarak öne çıkarılmıştı ve çok beğenilmişti. 
Damla Sönmez'in seslendirmesi de kulağıma iyi geldi, memnunum.



Eski usul bir likör takımı olsa gerek, Piraye'de iç mekan süsü olmuş...

25 Şubat 2026 Çarşamba

25 Şubat Çarşamba

 Soğukça, biraz bulutlu, biraz güneşli, makul bir kış günü geçirdik; eski normallerimize benziyordu diyeyim.
İki ayın sonunda Hamburg'da hava normale döndü, bugün gurbet kuşlarımla neredeyse aynı derecelerdeydik.

Çocukluk arkadaşım F.cığım ile öğlende Kadıköy'de buluştuk, önce Baylan'da bir kahve içtik, sonra biraz sokak gezmesi yaptık ve ardından Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde Piraye Kafe'de oturduk, kış çaylarımız eşliğinde sohbet ettik. 

Akşamüstü kardeşim anneme geldi. Bir haftadır planı yapılan ıspanaklı gözleme yapılması ve yenilmesi projesi hayata geçirildi. R.ciğimin ellerine sağlık, hamuru incecik açmıştı, malzemesi boldu ve lezzeti yerindeydi.
Yemek üstüne Kontes hanım annemi ziyarete gelince ve bize hiç yapmadığı şekilde annemin kucağında sakin sakin oturunca, keyfimiz tam oldu.



Kadıköy sokaklarında dolaşırken, eski evlerin daha iyi korunmuş olması dileğini tekrarlayıp duruyorum.
Kim bilir, belki yakında bir gün, kıymet bilenler çoğalır.

24 Şubat 2026 Salı

24 Şubat Salı

Bugün Bayan E. ile konuşuyorduk, nasılsın dedi, uykusuzum dedim, ne oldu dedi, çiğ tavuk yedim de ondan dedim.
Tabii konuşma bu şifreli halinde kalmadı,  şimdi size açıklayacağım "çiğ tavuk yeme" konusunu ona da anlattım. 
Aslında cümlenin tamamı, evlat hatırına yediğim çiğ tavuk nedeniyle uykusuz kaldım, idi. 

Bana kalsa, hayatımın bu döneminde yavruluktan ergenliğe sıçrama yapmış bir kediciği eve almazdım, nitekim yıllardır kızımın tüm ısrarlarına direniyordum.
Derken analık dürtüm mü ağır bastı, ne olduysa oldu, kızıma iyi geleceğini gördüğüm için Kontes hanımın eve gelişine razı oldum.
Yavru kediyi bir paket olarak düşünün; eğlencesi, sevimliliği yanısıra, tıpkı yenidoğan bir bebek gibi onun size sizin ona alışmanız gerekiyor. Bir de kediniz ergenliğe geçmiş ve mevsim "Mart" ise işiniz iş, doğrusu.

İşte, dün gece kızım arkadaşında kalınca, Kontes hanımı uyku tutmayınca, evin içinde koştura koştura bir hal olduktan sonra, sokak kapısının önünde, koridor kapısının önünde bitmeyen bir mavlama ile ortalığı velveleye verince, benim uyku kaçtı gitti.
Şu mart ayını atlatsak ve Kontes yeterince büyüdüğünde ameliyatını olsa, hepimiz rahatlayacağız, umarım.



Günün keyif veren aktivitesi arkadaşımız B.cığın doğum gününü kutlamamızdı.
Vişneli ve çikolatalı pastası hafif ve lezizdi.
 

23 Şubat 2026 Pazartesi

23 Şubat Pazartesi

Kedi kızımız Kontes hanımın artık bir çipi ve bir pasaportu var. 
İlk kedimiz Mişa beyin bilgileri  ( hangi aşıyı ne zaman oldu vb.)  küçük bir defterde yazılıydı. Bir kaç senedir evde yaşayan kedi ve köpeklere çip takılması ve kayıt altına alınmaları zorunlu hale geldi.
Bugün kızım kedisini veterinere götürdü ve işlem yapıldı. 

Kontes'i taşıma kutusuna koymak tam bir savaş verilmesini gerektirdi. Ben kutuyu tuttum, kızım kedisini ve fakat kedicik yılan gibi kıvrılarak kendisini savurup attığı için, ilk bir kaç denemede ikisi birbirine denk gelemedi. 
Sonra ödül maması vererek kandırılan yavru kendini kutuda buluverdi.

Eve döndükten sonra çiçeğim dedi ki "kolum kırıldığında alçıya alırlarken neden sizi dışarıya çıkardıklarını anladım". Kedi kıza çip takılırken bizim kızın içi fena olmuş, gözleri dolmuş. 
Yavrum dedim, teyzeni hatırlasana, kuzeninin kaşı yarıldığında dikiş atarlarken nasıl bayılmıştı.
Geldik mi günün kıssadan hissesine, annelerimizden sık sık duyduğumuz  "yavrum, anne olunca anlarsınız!" noktasına...



Eskiden, yıllar yıllar önce, TRT'de artistik patinaj yarışmalarını seyretmenin en zevkli taraflarından birisi, yarışmalar tamamlandıktan sonra derece alan sporcuların ardarda yaptıkları gösterileri izlemekti.
Meğer, o "gala" geleneği devam ediyormuş, bu sene artistik patinaj yarışmalarını parça parça da olsa izlemiştim, galayı da izleyince tam nostalji oldu.
Fotoğrafların gerçek estetiği yansıtmadığını biliyorum, idare ediniz, televizyondan çektim, bu kadar oldu.

22 Şubat 2026 Pazar

22 Şubat Pazar

Bugün önceden planlanmamış şekilde bir aile yemeğine dahil olduk. Dayılarım ve kuzenim rahmetli ortanca dayımın eski evinde buluşmuşlar, oradaki işleri bitince annemi görmeye geleceklerdi. 
Sonra plan değişmiş, birlikte yemeğe gidelim demişler, anneme sen de gel dediler. Annem önce ayak diredi, gelemem, yürüyemem itirazlarıyla. Dediler ki A. gelir, kapıdan alır, getirir, ben de ısrar ettim "haydi"ledim, gittik. İyi de oldu.
O esnada anladım, yaşlı insanların yeni bir duruma adapte olmaları epey zorluyor onları. Mesela annem, dayımların bize geleceği fikrine göre aklını organize etmişti, kalkıp yemeğe gitme fikri onun deyimiyle "ambale etti" ve bu nedenle ayak diremiş oldu.
Neyse, sonuçtan memnunuz.

Akşamüstüne doğru yürüyüş için sokağa çıktım, şöyle sahile uzanayım diyordum. Nerdeee sahile uzanmak!? 
İyi giyinmiş olmama rağmen hava buz gibi gelince, sahilden vazgeçtim, Emin Ali Paşa'dan sağa çark ettim, cadde boyunca devam ettim, Kazasker'e çıktım. Oradan Şakacı sokağa kıvrılıp bizim mahalleye doğru döndüm.
İyi ki rotayı değiştirmişim, bir fırında pide gördüm aldım, annem iki gündür pide istiyordu, iyi oldu.



Bugünkü "soğuk havaya rağmen"in sürprizi, iki gün önceki bahar havasında açmış yaseminleri görmekti.