9 Nisan 2026 Perşembe

9 Nisan Perşembe

Bu sabah güne güneşle başlayınca, hani hava serinleyecekti dedim. Sokakta yürürken sırtımdan vuran güneş iliklerimi ısıttı. Sonra eve dönüş yolunda rüzgarın getirdiği bulutları ve hatta bir kaç damla atıştıran yağmuru hissedince, tahminler doğruymuş dedim. 

Eve dönüş yolunda çingene vapuru gibiydim, oraya uğra bunu al, şuraya uğra sipariş ver, eczaneye de gitmem lazım diye diye evin yolunu ancak buldum.
Evde yemek yapmak, makineye çamaşır atmak asmak, derken bir yorgunluk banyosu yapmaya ancak fırsat buldum.

Yeni dikey süpürgenin marifetlerini tamamen anlayamadım, henüz. Fakat, kullandığımız kadarıyla iyi bir alışveriş olduğu kanaatine vardı.
Ayrıca, makine çalışınca yaramaz kedimizin ortalıktan toz olması ek bir fayda, diyebilirim. Şaka bir yana, ameliyat sonrası bandajı açılınca, sürekli bandaj civarındaki tüylerini yalamaktan ve fazla yaladığı tüyleri kusmaktan kurtuldu yavrucak.



Dünkü sergiden bir otoportre,
Semiha Berksoy henüz 18 yaşında, resim çalışmalarının başında belki...

8 Nisan 2026 Çarşamba

8 Nisan Çarşamba

Parmak hesabı yaptım, inanamadım; son defa İstanbul Modern'e gittiğimde Ağustos sonuydu ve bin senelik arkadaşım S.ciğimle Eylül ayında Bodrum'da görüşmüştük. 
Bugün araya giren sonbahar ve kış aylarından sonra nihayet hem İstanbul Modern'e gittim, hem. S ile müzede buluştuk ve sergi gezdik.



Amacımız, öncelikli olarak, Ocak ayında açılan ve Eylül'e kadar devam edecek olan "Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası"   sergisini gezmekti, sonra da oturup sohbet edecek ve geçen zamana dair arayı kapatmaya çalışacaktık, öyle de oldu.

Sergi, tahmin etmediğim kadar geniş kapsamlı, güzel ve etkileyiciydi.
Semiha Berksoy'un ressam annesini çok küçük yaşında kaybetmesi, kendini sanatçı olmaya adaması, babası ve kızıyla ilişkileri, opera ve resim sanatındaki başarıları, izleyenin onun kişiliğini anlayabilmesini sağlayacak ayrıntılarla sergileniyordu.

Sergiden sonra S.ciğimle oturduk bir şeyler yedik, üstüne kahve içtik, sohbet, muhabbet derken üç saat nasıl geçti anlamadık bile.



Gökyüzünü parlatan kuvvetli poyrazla İstanbul pek güzel ışıklanmıştı.
İlk fotoğrafta İstanbul Modern'in terasından görünen manzara, ikincisinde Karaköy iskelesinden Beyazıt kulesi, Galata köprüsünün siluetleri bulutlarla köşe kapmaca oynar gibi.

7 Nisan 2026 Salı

7 Nisan Salı

Annemin nöroloji ilaçlarının raporu bitmişti, hem de doktoruna senelik kontrole gitmemiz gerekiyordu. Kardeşim öğlene doğru geldi, annemle beni aldı, fazla uzak olmayan hastaneye gittik.
Doktorun bizden önceki hastasının çıkması biraz uzun sürdü, annem bir kaç kez içeride hasta var mı, doktor yerinde mi sorularını sordu. 
Dikkatimi çekiyor, annemin sabrı giderek azalıyor ki eskiden sabır taşı oluşuyla övünürdü. 
Mesela bugün başka bir durum da şöyleydi, kardeşim arabayı park edip gelene dek fazladan beş dakika geçti, nerede kaldı, ara bakalım deyiverdi.
Neyse, muayene tamamlandı, rapor yazıldı, ödememizi yaptık ve güneşli havada kendimizi bostancı yollarına attık.

Annem Malatya pazarından bir şeyler istiyordu, kardeşim hazır araba varken önce sahile inelim, bir nefeslenirsin, çay içeriz, dönüşte alışveriş yaparız dedi.
Suadiye Beltur'da otoparkta annemin az yürüyeceği bir noktada arabadan indik, oturmak için uygun bir masa aradık. 
Hava biraz esintili geldi anneme, içeride deniz gören bir cam kenarı masada oturduk. 
Annem çay içti, yarım tost yedi, biz iki kardeş kahve içtik. 
Dönüşte alışverişimizi yaptık, evlere dağıldık.



Bugün Suadiye Beltur'dan adalar böyle görünüyordu, havada bahar rengi var sanki...

6 Nisan 2026 Pazartesi

6 Nisan Pazartesi

Bugün pilatesten dönerken her zaman geçmediğim yollara saptım ve sokakta karşıdan karşıya geçerken benden yardım isteyen yaşlıca bir hanımla bir süre yürüdüm, sohbet ettik, günlük hayattaki sevdiğim ilginç tesadüfler bunlar.

Hanımefendi edebiyat öğretmeniymiş, lise müdürlüğü yapmış. Bana siz de öğretmen misiniz dedi. Nedense, hep bunu sorarlar ve avukatım dediğimde yaa öyle mi diye tepki verirler. Neden böyle bir tepki olduğunu düşündüm ve zaman içinde karar verdim ki avukat kadınlar hep biraz daha gösterişli veya iddialı tavırlı oluyor diye kategorize ediliyor. 

Yürümekte epey güçlük çekiyordu, koluma girdi, öğrencilerini anlattı, çocuğunu anlattı. Yaşı tahminimden daha gençti, çok yıprandım, badireler atlattım dedi. Şık gözükmek için topuklu ayakkabılar giyerdim, şimdi o yüzden dizlerim zorlanıyor, yürüyemiyorum dedi. 

Erenköy istasyonuna kadar yürüdük, alt geçitten geçmesine eşlik ettim, ben buradan hat boyunca yürüyeceğim, dönüşte öğretmen arkadaşımın çocuğu eve bırakacak dedi. 
Trene binmiş Suadiye'ye doğru giderken aklım takıldı, rahatça ulaşacak mı acaba arkadaşına?



Öğretmen hanımla karşılaşmadan önce gördüğüm, etrafında döndüğüm ve Ekmekçikız'da yazdığım  köşk,
Arkasındaki koca apartmanın yerinde belki onun bir benzeri vardı, belki o binanın olduğu yer de eskiden köşkün bahçesine dahildi.

5 Nisan 2026 Pazar

5 Nisan Pazar

Sabah annemle kahvaltı yaptıktan sonra  eve döndüm, Kontes hanımı kolaçan ettim, tuvaletini temizledim ve kızımın dün akşam "anne bu dikilir mi? " sorusuna olumlu cevap vermem üzerine bıraktığı tişörtünü aldım, tekrar anneme çıktım ve sökük yeri dikmeye başladım.

Tişört, tam olarak "giysilerdeki etiket sorunsalı"nın kurbanı olmuştu.
İncecik, zarif kumaşlarda yapılmış olsun, ya da yünlü, pamuklu  giysiler olsun, hiç fark etmiyor. Tekstil endüstrisi giysilerin hemen hepsine, insanın sırtına ya da yan tarafta ise bedenine batan, kaşındıran kocaman etiketler dikiyor. Etiket küçük olsa bile dikilen iplik nylondan yapılmış ve sert oluyor, o da kaşındırıyor.
Kızım tişörtünün yan tarafındaki etiketi kolayca çıkacak sanarak çekiştirmiş ve bu arada, buluzün yan tarafından bir kısım dikişleri sökülmüş. Neyse, olduğunca diktim, kapattım.



Öğleden sonra yürüyüşe çıktım, sahile indim.
Caddeler araba, kaldırımlar insan doluydu.
Güzel havayı ve hafta sonunu fırsat bilen insanlar kendilerini dışarı atmıştı.
Bir süre sonra kalabalık fazla geldi, sahil yürüyüşünü fazla uzatmadım, rotayı dönüş yoluna çevirdim. 
 

4 Nisan 2026 Cumartesi

4 Nisan Cumartesi

İki seneden fazla oldu, annem Balkan lutenitsasına düştü. İlk kez Makendonya gezisinden dönerken almıştım, çok hoşuna gitti. Bitince üzüldüğünü görünce, "ne var canım, yaparım bunu" dedim ve o gün bu gündür, yapıyorum, kavanozluyorum ve annem sabah kahvaltısında ekmeğine sürüyor, yiyor. 

Genellikle yaptığım tarif şöyle; önce kırmızı kapya biber ve patlıcan közleniyor, sonra ince doğranmış soğan ve sarımsağı zeytinyağında çeviriyorum, blenderda çektiğim biberleri ve patlıcanı ekliyorum, en son domates püresi ve tuz, karabiber, kırmızı biber ekliyorum, suyunu çekince sıcakken küçük kavanozlara koyuyorum, kapakları kapatıyorum. Buzdolabında, kapakları açılana dek en az  dört haftaya kadar sapasağlam duruyor. 

Bugünlerde geceleri Harry Potter serisini dinlemeye devam ediyorum, Ateş Kadehi'ne geldim.
Sadece yatmadan önce kitap okumaya fırsat buluyorum, gün içinde internetten haber okumak dışında kitap okumaya fazla bir zaman bulamıyorum.



Bugünlerde okuduğum kitap, Dr. Talat Kırış'ın yelkencilik ve yolculuk anıları, Başucumda Deniz.
Okuduklarımdan çıkardığım sonuç şu, yelkencilik gerçekten zor iş, sahiden gönül vermeden yapmak mümkün değil, diye düşündüm. 

3 Nisan 2026 Cuma

3 Nisan Cuma

Bugün pazar işleri günün çoğunu kapladı, yine.
Her haftaki geleneksel sebze, meyve alışverişi dışında bir de elektrik süpürgesi parçası peşine düşünce, iki tur attım.
Sonrasında ayıkla, yıka, yerleştir, yemek yap derken yine akşamı kolayca buldum.

Evdeki ameliyatlı miniğin iyileşme süreci devam ediyor, biraz halsiz ve canı sıkın gibi.
Yarınki antibiyotiğini de olunca daha çabuk toparlanacağını umuyoruz.



Bu fotoğraf eski yıllardan, yine Nisan başı günlerinde bir pazar alışverişinden,
Yine benzer bir alışveriş yaptım, yeşil soğan, sarımsak, tere, kuzukulağı, semizotu, marul aldım, reyhan, kekik, nane almadım.