25 Şubat 2026 Çarşamba

25 Şubat Çarşamba

 Soğukça, biraz bulutlu, biraz güneşli, makul bir kış günü geçirdik; eski normallerimize benziyordu diyeyim.
İki ayın sonunda Hamburg'da hava normale döndü, bugün gurbet kuşlarımla neredeyse aynı derecelerdeydik.

Çocukluk arkadaşım F.cığım ile öğlende Kadıköy'de buluştuk, önce Baylan'da bir kahve içtik, sonra biraz sokak gezmesi yaptık ve ardından Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde Piraye Kafe'de oturduk, kış çaylarımız eşliğinde sohbet ettik. 

Akşamüstü kardeşim anneme geldi. Bir haftadır planı yapılan ıspanaklı gözleme yapılması ve yenilmesi projesi hayata geçirildi. R.ciğimin ellerine sağlık, hamuru incecik açmıştı, malzemesi boldu ve lezzeti yerindeydi.
Yemek üstüne Kontes hanım annemi ziyarete gelince ve bize hiç yapmadığı şekilde annemin kucağında sakin sakin oturunca, keyfimiz tam oldu.



Kadıköy sokaklarında dolaşırken, eski evlerin daha iyi korunmuş olması dileğini tekrarlayıp duruyorum.
Kim bilir, belki yakında bir gün, kıymet bilenler çoğalır.

24 Şubat 2026 Salı

24 Şubat Salı

Bugün Bayan E. ile konuşuyorduk, nasılsın dedi, uykusuzum dedim, ne oldu dedi, çiğ tavuk yedim de ondan dedim.
Tabii konuşma bu şifreli halinde kalmadı,  şimdi size açıklayacağım "çiğ tavuk yeme" konusunu ona da anlattım. 
Aslında cümlenin tamamı, evlat hatırına yediğim çiğ tavuk nedeniyle uykusuz kaldım, idi. 

Bana kalsa, hayatımın bu döneminde yavruluktan ergenliğe sıçrama yapmış bir kediciği eve almazdım, nitekim yıllardır kızımın tüm ısrarlarına direniyordum.
Derken analık dürtüm mü ağır bastı, ne olduysa oldu, kızıma iyi geleceğini gördüğüm için Kontes hanımın eve gelişine razı oldum.
Yavru kediyi bir paket olarak düşünün; eğlencesi, sevimliliği yanısıra, tıpkı yenidoğan bir bebek gibi onun size sizin ona alışmanız gerekiyor. Bir de kediniz ergenliğe geçmiş ve mevsim "Mart" ise işiniz iş, doğrusu.

İşte, dün gece kızım arkadaşında kalınca, Kontes hanımı uyku tutmayınca, evin içinde koştura koştura bir hal olduktan sonra, sokak kapısının önünde, koridor kapısının önünde bitmeyen bir mavlama ile ortalığı velveleye verince, benim uyku kaçtı gitti.
Şu mart ayını atlatsak ve Kontes yeterince büyüdüğünde ameliyatını olsa, hepimiz rahatlayacağız, umarım.



Günün keyif veren aktivitesi arkadaşımız B.cığın doğum gününü kutlamamızdı.
Vişneli ve çikolatalı pastası hafif ve lezizdi.
 

23 Şubat 2026 Pazartesi

23 Şubat Pazartesi

Kedi kızımız Kontes hanımın artık bir çipi ve bir pasaportu var. 
İlk kedimiz Mişa beyin bilgileri  ( hangi aşıyı ne zaman oldu vb.)  küçük bir defterde yazılıydı. Bir kaç senedir evde yaşayan kedi ve köpeklere çip takılması ve kayıt altına alınmaları zorunlu hale geldi.
Bugün kızım kedisini veterinere götürdü ve işlem yapıldı. 

Kontes'i taşıma kutusuna koymak tam bir savaş verilmesini gerektirdi. Ben kutuyu tuttum, kızım kedisini ve fakat kedicik yılan gibi kıvrılarak kendisini savurup attığı için, ilk bir kaç denemede ikisi birbirine denk gelemedi. 
Sonra ödül maması vererek kandırılan yavru kendini kutuda buluverdi.

Eve döndükten sonra çiçeğim dedi ki "kolum kırıldığında alçıya alırlarken neden sizi dışarıya çıkardıklarını anladım". Kedi kıza çip takılırken bizim kızın içi fena olmuş, gözleri dolmuş. 
Yavrum dedim, teyzeni hatırlasana, kuzeninin kaşı yarıldığında dikiş atarlarken nasıl bayılmıştı.
Geldik mi günün kıssadan hissesine, annelerimizden sık sık duyduğumuz  "yavrum, anne olunca anlarsınız!" noktasına...



Eskiden, yıllar yıllar önce, TRT'de artistik patinaj yarışmalarını seyretmenin en zevkli taraflarından birisi, yarışmalar tamamlandıktan sonra derece alan sporcuların ardarda yaptıkları gösterileri izlemekti.
Meğer, o "gala" geleneği devam ediyormuş, bu sene artistik patinaj yarışmalarını parça parça da olsa izlemiştim, galayı da izleyince tam nostalji oldu.
Fotoğrafların gerçek estetiği yansıtmadığını biliyorum, idare ediniz, televizyondan çektim, bu kadar oldu.

22 Şubat 2026 Pazar

22 Şubat Pazar

Bugün önceden planlanmamış şekilde bir aile yemeğine dahil olduk. Dayılarım ve kuzenim rahmetli ortanca dayımın eski evinde buluşmuşlar, oradaki işleri bitince annemi görmeye geleceklerdi. 
Sonra plan değişmiş, birlikte yemeğe gidelim demişler, anneme sen de gel dediler. Annem önce ayak diredi, gelemem, yürüyemem itirazlarıyla. Dediler ki A. gelir, kapıdan alır, getirir, ben de ısrar ettim "haydi"ledim, gittik. İyi de oldu.
O esnada anladım, yaşlı insanların yeni bir duruma adapte olmaları epey zorluyor onları. Mesela annem, dayımların bize geleceği fikrine göre aklını organize etmişti, kalkıp yemeğe gitme fikri onun deyimiyle "ambale etti" ve bu nedenle ayak diremiş oldu.
Neyse, sonuçtan memnunuz.

Akşamüstüne doğru yürüyüş için sokağa çıktım, şöyle sahile uzanayım diyordum. Nerdeee sahile uzanmak!? 
İyi giyinmiş olmama rağmen hava buz gibi gelince, sahilden vazgeçtim, Emin Ali Paşa'dan sağa çark ettim, cadde boyunca devam ettim, Kazasker'e çıktım. Oradan Şakacı sokağa kıvrılıp bizim mahalleye doğru döndüm.
İyi ki rotayı değiştirmişim, bir fırında pide gördüm aldım, annem iki gündür pide istiyordu, iyi oldu.



Bugünkü "soğuk havaya rağmen"in sürprizi, iki gün önceki bahar havasında açmış yaseminleri görmekti.

21 Şubat 2026 Cumartesi

21 Şubat Cumartesi


Masumiyet Müzesi dizisini bitirdim. 
Gerçekten çok güzel çekilmiş, oyunculuklar çok başarılı, dönem nefis anlatılmış.
Herşey çok iyi, fakat seyir sonunda tum izleme sırasında içimi kaplayan huzursuzluk zirve yaptı. 
Soru şu:
Nasıl olur da koskoca romandan sadece Kemal'in yıllar boyunca haftada bir kaç kere Füsunların evine yaptığı ziyaretler -ki, bu bölümler beni çok sıkmıştı- dışında hiç bir şey hatirlamıyorum.
Gerçekten  tam da analiz gerektiren bir ruh hali, değil mi?

Günün diğer olayı ilk kez çatcipiti ile sohbet etmemdi. İlk tecrübe için ilginç diyebilirim, galiba devam edeceğim.



Konu mankenimiz tatlı yiyelim, tatlı konuşalım içün...

20 Şubat 2026 Cuma

20 Şubat Cuma

Şarkı diyor ya "ama karar ver, tutamıyorum zamanı!" hah, tam öyle işte. Bugün de zaman uçtu gitti.
Ne yaptım diye bakınca boş durmadım bir kere, oysa dön arkana bak ne kalmış geriye?

Sabah uyandığımda "dün gece bizim kedikız pek kapı önü ağlaması yapmadı, uslu uslu uyudu galiba, ne güzel" diye düşünmüştüm. 
Heyhatt! Erken karar vermişim, yanlış düşünmüşüm.
Salonda masanın üzerinde duran kuru çiçekler (neyse ki bir kaç sap idi, bir demet değil) parça pinçik edilmiş şekilde yere saçılmıştı. 
Tuvaletine çiş yapmış ama biraz da yerdeki havlu nasibini almıştı, ayrıca her zaman olduğu gibi tuvaletindeki kumlar etrafa bolca saçılmıştı. Bu durumda, sabah sabah bir temizlik hareketi kaçınılmaz oldu.

Ortalığı toparlayıp, acele bir kahvaltı yaptıktan sonra dün gidemediğim için bugüne alınan pilates dersine gittim. Eve döndükten sonra biraz nefeslendim, annemin pazar alışverişi listesini aldım ve alışveriş işlerini tamamladım.
Sonrası alınanları yıkamak, yerleştirmek, balık ayıklamak, yemek yapmak ve bir on dakika kestirmek diye gitti.
Buyurunuz, gün bitti bile.



Minibüs caddesi üzerinde, köşedeki okulun yanındaki apartmanın bahçesindeki mimoza,
Ne yazık ki çiçekleri gerçekte olduğu gibi sarı yıldızlar gibi çıkmamış,
Kızımın dediği doğru sanırım, telefonumun kamerası su koymaya başladı.

19 Şubat 2026 Perşembe

19 Şubat Perşembe

Bir günlük kış mevsimi sonrasında bugün yeniden bahara döndük. Hava durumu tahminlerine bakılırsa hafta sonu yeniden aynı minvalde bir kış gösterisi ve ardından bahar havası olacak gibi duruyor.

Kuşluk vaktiydi, kardeşim geldi, annemi kan tahliline götürdük. Eve dönüp biraz oturduk, çorba içtik. Kardeşim evine döndü, ben yürüyüşe çıktım, kızım arkadaşına gitti.

Eve döndükten sonra Masumiyet Müzesi'nden iki bölüm daha seyrettim. Çok garip, kitaptaki olayların akışını unutmuşum. Evet aradan yıllar geçti ama, aklımda kalan tek önemli ayrıntı  her akşam televizyon seyretmekle ilgili sıkıcı bir tekrar. 



Bir rivayete göre bugün, değilse yarın, ilk cemrenin düşmesi zamanı.
İnanmayan, kaldırım kenarlarında açmaya başlayan kara hindibalar baksın.