güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel şeyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2026 Perşembe

22 Ekim Perşembe

 Yeni bir (hatta iki) taksi şoförü gözlemim oldu, bugün. 
Rica edeceğim, taksicilere taktı demeyiniz, zira pandemiyle başlayan süreçte önce tabanvaycı olmuş ve sonrasında buna toplu taşımacılığı eklemiştim. Şimdilerde "aman dizim yorulmasıncı" oldum ve  bütçemi zorlayarak da olsa rahat ulaşım için yeniden taksiye binmeye başladım. 

Minibüs caddesine kadar yürüdüm, sonra yetişemeyeceğim galiba, endişesiyle boş bir taksiye el ettim, bindim. Direksiyondaki bey, omuzlarında hafif kırlaşmış saçlarıyla rock star etkisi veriyordu. Diğer yandan burnunun üzerindeki yakın gözlüğü "emekli" rock star olduğunu düşündürüyordu. 
Gayet kibar şekilde buyurun dedi, gideceğim yeri sordu, yola revan olduk.

Şoför bey, bir yandan araba kullanıyor, diğer yandan telefonundaki telsiz programından kendisine "başkanım" diye hitap eden durak arkadaşlarını işlere yönlendiriyor, öte taraftan bana trafik ve yol durumuyla ilgili düşüncelerini söylüyordu. 
Zaten yolumuzun değildi, bu eğlenceli yolculuk bitti.

Dönüş yolunda yeniden taksi avına çıktım, bu defaki taksici gençten biri, gideceğim yere navigasyondan baktı ve "iyi, uzak değilmiş" dedi ve telefon konuşmasına devam etti. Mecburen duyduğuma göre -ki konuşma bitince kendisi beni bilgilendirerek teyit etti- taksi almak ve ödemek konusunda konuşuyorlardı.

Konuşma bitince sordum, taksi mi alıyorsunuz, plaka mı?
Cevap şöyle geldi, "teyze, o paraya plaka alınır mı, taksi alacağız".
Plakalar ne kadar dedim, 12 milyonmuş, ooo ev parası dedim, valla paran varsa alırsın, beni de evlat edinirsin, sana gül gibi bakarım demez mi? Devam etti, evladın var mı, var şükür dedim, bak onlar sana bakmaz, ben çalışır bakarım dedi.
Bu evlat edinme konusuna nasıl geldik, hiç anlamadım ama neyse ki ineceğim yere geldik ve gül gibi evlatlarım daha fazla bahtı kara geleceğimin konusu olmadı, indim taksiden.



Terk edilmiş sandalyeler yeniden önüme çıkmaya başladı.
Bu defaki kaldırımın köşesine atılmıştı,  adeta yolun karşısına geçmek için bekleyen birisi için bekliyormuş gibi gibi...

21 Ekim 2026 Çarşamba

21 Ekim Çarşamba

 Dün annemle konuşmuştuk ve bu güne dair program yapmıştık; sabah bozuk rezervuar için tamirci gelecek, sonra markete gideceğim gerekenleri alacağım, sonra yemek yapacağım, öğleden sonra  ise annemin banyosuna yardımcı olacağım.

Oysa, anneme markete gidiyorum başka şey lazım mı demek için aramışken banyoya girmek üzere olduğunu öğrendim. Nasıl yani? Hani konuşmuştuk, program yapmıştık! Anam büyük bir özgüvenle "ben hallederim, sen işine bak" diyor. 
Nasıl bakayım işime? Bir tane tek elini kullanamayan kadıncağız, bir tane yıllardır ancak yardımla banyo yapan yaşlı insan ve ben onları bırakacağım, onlar işlerini halledecek!
Hani bir fıkra vardı ya, diye konuyu bağlamak isterdim ama olmadı, oluşabilecek tehlikeyi göze alamadım, kalktım gittim, banyo konusunu hal yoluna ulaştırdık.

Asıl komiği şu, banyo işleri bitti, annem giyindi filan ve o an dedi ki "aa! bugün çarşamba mıydı, ben perşembe sanmıştım".
Meğer, dün akşamki konuşma buhar olmuş uçmuş ve annem sabah kalkınca günü perşembe sanarak (çünkü perşembe onun banyo günü) işe girişmiş.

Bütün program tepe taklak olunca sonuç şu oldu, tüm öğleden sonrayı annemler ve bizim ev için yemekler yaparak geçirdim, sonunda mecalsiz kaldım. 



Fotoğraf geçen seneden, Fenerbahçe Parkında çekmiştim,
Bu mevsimin süslülerinden bu, saz püskülü / pampas otu.

20 Ekim 2026 Salı

20 Ekim Salı

 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü, Koreli yazar Han Kang'ın kitabı "Çocuk Geliyor"a başladım. 
Bu roman da "Veda Etmiyorum" gibi geçmişte yaşanan acı bir olayı anlatıyor, arka kapaktan kopya çektiğim kadarıyla. Han Kang'ı okumak romanlarında anlattığı olayların etkisi nedeniyle zor, ancak edebi zevki yüksek. Bakalım, bu kitap nasıl?

Bugün bindiğim bir taksinin şoförü, minibüs caddesindeki asfalt çalışması nedeniyle tıkandığını söylediği trafikten başladı ve devamla belediyeler için seçim yapılmasının gereksizliği, zira belediye işlerinin özel şirketlere verilmesi halinde herşeyin hallolacağı, çünkü mesela futbol kluplerinde bunun örneğinin olduğu gibi bağlantılarla beni serseme çevirdi, en son arabadan inerken de başınızı şişirdiysem kusura bakmayın deyiverdi.
Epey zamandır böylesine "gerçek" bir taksiciye denk düşmemiştim, ilginçti.

Öğleden sonra, eczane ve marketten aldıklarımı bırakmak üzere anneme uğradığımda, mutaden biraz da ağrı sızı konusu dinledim. Sonra eve gelip yemek yaptım ve az önce akşam ezanı okundu bile.



Apartmanın bahçesindeki yenidünya ağaçlarının çiçekleri tomurcuklanmaya başlamış bile.
Yakında açar, mis gibi kokarlar.
O zamana kadar balkondaki saksıda yaşayan reyhanın çiçeğiyle yetiniyoruz.

19 Ekim 2026 Pazartesi

19 Ekim Pazartesi

 Çoklu hareketlerle dolu bir gündü. 
Sabah Aile Hekimi; ilaçlar yazdırıldı, aşı ne olacak sorusuna cevap olark "eczaneden aşı var bilgisi alırsanız aşı yazalım" tavsiyesi alındı.
Öğlen civarı evde; çorba kaynadı, reçe fokurdadıl, yemek pişti.
Öğlenden hemen sonra; butik AVM'mizde blue kızları buluşması, önce kahveler, sohbet devam ederken tatlılar, ardından küçük alışverişler ve veda vakti, iyi ki buluştuk.
Akşamüstü kuzene sorduğum "nasılsınız, Fransa karışmış, annem sizi merak etti" sorusunun cevabı olarak, yarım saatlik açıklamalı telefon konuşması daha doğrusu dinlemesi.



Çöp konteyneri  bekçisinin çalışma mekanı, diye ad versem bu fotiye... 
Olur herhalde, ne dersiniz?

18 Ekim 2026 Pazar

18 Ekim Pazar

Vakit öğleden sonra oluncaya dek, günü cumartesi sandım. Bu hafta öyle bir geçti ki günler yetmemiş bana. 
Sabah nevresim değiştirdim, çamaşır yıkadım. Öğlenden itibaren annemde yemek yaptım; karışık komposto, brokoli çorbası, zeytinyağlı kereviz. Yanına destekle iki günü idare eder, düşüncesindeyim.

Akşamüstüne doğru çıkıp mahallede yürüdüm, hava tahminimden serin geldi. sabah biraz güneş vardı, ardından epey bulutlandı, rüzgarlandı.

Arundhati Roy'un "Sığınağım ve Fırtınam" anı kitabını bitirdim. Sonra biraz kitapta geçen yer adlarına, Hindistan coğrafyasına baktım, politik olaylara göz gezdirdim. Koskoca ülke, kıta büyüklüğünde neredeyse, daha çok bilgi edinmeli diye düşündüm.

Akşam Eczacı-Vakıf voleybol maçını izledim, çok çekişmeliydi ve iki takım da tam bir yıldızlar  geçidiydi. 



Artık solan begonvil ya da yağmurlara ve soğuğa rağmen açmaya devam eden begovil; bakış açısına göre değişir.

17 Ekim 2026 Cumartesi

17 Ekim Cumartesi

 Bu sabah anneme batın ultrasonu çekilmesi için randevumuz vardır. Yağmur, aşırı olur mu endişesiyle önce randevuyu ertelemeye uğraştım, sonra kardeşim yağmur sabah gözükmüyor, öğleden sonra artıyormuş deyince, geri manevra yaptım.
Neyse ki ertelediğim saat halen boştu, randevuyu geri aldım ve sabah hastaneye telaşlanmadan gittik, döndük. Şükür raporda ciddi bir sorun olmadığı sonucu çıkmış, bir de doktorla konuşalım hayırlısıyla.

Annemin evindeki destek ve yardım faaliyeti bittiğinde öğleni geçmişti ve benim pilim bitmek üzereydi. Tüm öğleden sonrayı televizyon karşısında dizi özeti izleyerek, çekirdek çitleyerek ve sakız çiğneyerek geçirdim, biraz gevşedim böylece.

Bugün Anadolu yakasında kuvvetli olacak tahmini yapılan yağış Adapazarı'na, Batı Karadeniz'e kaymış gibi gözüküyor. Haber özetlerinde sel felaketine uğrayan mahallelerden görüntülerine baktım, bir de şu haberi izledim. Konuyu derli toplu anlatıyor, dereleri kapatmak nerelere mal oluyor, anlayan olacak mı acaba?
Başka ülkelerde bu tür sel baskınlarından ders alıp, mesela derelerin üzerleri tekrar açılmış, fazla gelen ve akan suyun toplanması için toprağın suyu emmesini kolaylaştıran çalışmalar yapılmış. Hepsi işe yarar, iş ki yapılsın.



Bizim kuyruklukız bu aralar ne yediğimizle fazlaca ilgilenir oldu.
Kızımın yediği pizzayı görmek için epey uğraştı.
Biraz kokladı, yalandığına bakmayın, kafayı çevirdi, ilgilenmedi.

16 Ekim 2026 Cuma

16 Ekim Cuma

 İki günde barajlardaki suyu %10 artıran ama beri yandan da cana ve mala çok zarar veren yağmur bugün biraz mola verdi. Gökyüzü kapalıydı, ama arada serpiştirdi geçti, pazar alışverişine dokunmadı.
 
Pazar demişken, bugün öğlene doğru pazara gittim yine, sonra akşamüstü başka bir yere gitmek için pazardan geçtim ve fiyatlara inanamadım, sabahkine kıyasla onar yirmişer ucuzlamıştı fiyatlar. 
Satıcıların dolu dolu tezgahlarının boşaldığını, mallarını sattıklarını görünce sevindim doğrusu. Onca emek veriyorlar, karşılığını tam alabiliyorlar mı bilmem, hiç değilse satmış olsunlar.

Bu hafta balık tezgahlarının efendisi yine palamuttu, bolluğuyla bereketiyle insanları balığa doyurdu bu sonbahar.


Masada ne varmış, ne yiyor bunlar yine?
Amann bu da yenilecek şey mi? 
Benim mis gibi mamam var, neyse.

15 Ekim 2026 Perşembe

15 Ekim Perşembe

 Az önce biraz sızlanmalı bir yazıya başlamak üzereydim, sonra telefonum çaldı ve her şey değişti.
Diyecektim ki, şeytan dürttü ve fotoğraflarımı açtım, geçen sene bugün, bir önceki sene bugün, ondan önceki sene bugün neredeymişim, ne yapıyormuşum diye bakmaya başladım.

Geçen sene mavi kızlarıyla Sütlüce'deki Digital Deneyim Merkezinde Van Gogh sergisine gitmişiz.  
Bir önceki sene S.ciğimle İstanbul Modern'de ve Tophane-i Amire'deki fotoğraf sergilerine gitmişiz.
Ondan önceki senenin hareketi büyük, Ş.ciğimle Makedonya, Kosova gezisindeymişiz.
 
Sonra da kendi kendime "bak bu sene böylece oturup kaldım, hava erken soğudu ondan mı nedir" minvalinde dertleniyordum.
Tam o sırada Urfalı çocuğum V. aradı ve hatır sordu "teyze İstanbul'da sel olmuş,  nasılsınız?" Sağol V.ciğim, iyiyiz çok şükür, gerisi iyilik sağlık.



Fotoğraf 2023 Ekim'inden Üsküp'te afiyetle bürek yemişiz.

14 Ekim 2026 Çarşamba

14 Ekim Çarşamba

 Dün öğlen sularında yeni bir diş randevusu için Mecidiyeköy yollarındaydım. Bu defa erkence çıktığım için Kadıköy'den Beşiktaş'a vapurla geçtim, Beşiktaş'tan Taksim dolmuşuna bindim, Taksim'den metroya geçtim. 
Tam dişimin ölçü işi bitmiş, diş doktorumla yeni doğan ikiz torunları hakkında muhabbete başlamıştık ki telefonum çaldı. Açtım, annemin yardımcısı ağlamaklı bir sesle konuştu ve "abla, sanırım kolum kırıldı" dedi. Hemen doktorumuzun önerisini ilettim, buz koy dedim, geliyorum.

Okul çıkış saatine yakınız, karşıya geçmenin en pratik yolu metrobüs olacak. Kardeşimi aradım, o da sağ olsun "geliyorum abla" dedi. Gayet senkronize hareket etmişiz, Ünalan metro istasyonunda buluştuk.
Evde R.ciğimin yağmurluğunu sırtına attık ve bize en yakın hastaneye ulaştık.
Mesai saatinin sonuydu, ortopedi doktorları çıkmıştı, neyse ve çok şükür acildeki doktor ve ekip konuya sakince yaklaştı, röntgen çekildi, kırık oturtuldu, alçı yapıldı, tekrar röntgen çekildi ve eve döndük.
Haliyle ilk geceyi ağrı nedeniyle biraz zor geçerdi R.ciğim, sabah kahvaltıdan sonra kontrole gittik, ortopedi doktoru dikkat edilecek durumları söyledi ve on gün sonra kontrole gelin dedi.

Hani derler ya, kul kurar kader gülermiş, bizimki de o hesap. 
Dün ve bugün için hepimizin ayrı ayrı nice planlarımız vardı, bambaşka olaylar oldu.
Bu arada bugünkü fırtına ve yağmura da bir not düşmeden geçmeyeyim, nasıl yağıyor öyle!


Dün Beşiktaş vapurunda Kadıköy mendirek içinden tarihi yarımadaya bakış fotosu çekmiştim, 
Sonra fotoğraf programı onu suluboya resim yaptı, aslı çok gri renkliydi, bence böyle güzel oldu. 

13 Ekim 2026 Salı

13 Ekim Salı


Alt sokaktaki ağaçlarda mantarlar gördüm. Mevsim, mantar mevsimi. Acaba zehirli mi yenilebilir mi?
Tabii ki sadece uzaktan baktım, dokunmadım bile.
Yağmurlu hava mantarları çoğaltacak mı acaba?

12 Ekim 2026 Pazartesi

12 Ekim Pazartesi

 Dün akşam kızımın önerisi ve bulduğu biletlerle Akbank Caz Festivali'nin kapanış konserine gittik. Galiba bu senenin konser sezonu başlamış oldu, umarım ve dilerim haftada olmasa da ayda bir konserle devamını getiririm. 

Akbank Caz Festivali bu sene 36 yaşındaydı. Bizim Galatasaray'da Yeniçarşı Caddesinde  yaşadığımız yıllardayız, İstiklal Caddesinde sanat canlanıyor, filmler, konserler peşinde koşuyoruz. Hey gidi günler, hey gidi gençlik. Şimdiki zamanda gençler elimizden tutarsa konsere gidebiliyoruz, bak sen olana!

Konserde  Yunanlı sanatçı Savina Yannatou ve  Primavera en Salonico orkestrası ile Tunus'lu şarkıcı Lamia Bedioui su üzerine şarkılar konulu bir konser verdiler. 
Çok tatlı ve güçlü sesleri olan iki kadın sanatçı Akdeniz havzasından çeşitli coğrafyalardan şarkılar söyledi. Meditasyon gibiydi, dinlerken mutlu olduk.



Konserden bir an, bir anı...

11 Ekim 2026 Pazar

11 Ekim Pazar

 Saat 11:40 olmuş, ben henüz kahvaltı masasını kaldırmış, mutfağı topluyordum. Kızıma seslendim, "benim hemen çıkmam lazım yavrum".  Pazar sabahı olduğu için ağırdan almış, egzersize geç başlamıştım, ardından gelen her iş de ona göre uzayınca zaman geçivermiş.

Yoldayken aradım ve annemin hatırını sordum, bu günlerde uyuyamıyor, midesi pek rahat değil. Bizim günlük falda yarın yine doktor randevusu gözüküyor. 
Kardeşim ütüye girişecekmiş, tam pazar günü faaliyeti, yeğenim çalışıyormuş, bir diğer pazar günü faaliyeti daha.

Bir kaç gündür aklımdan bir kot pantolon alsam diye geçiriyordum, lacivert olmasın, mavi olmasın, füme olabilir diyordum. Kahve içtikten sonra eve dönerken önünden geçtiğimiz ihraç fazlası satış yapan mağazaya bir bakalım niyetiyle girdim ve tam aklımdan geçen giysiyi gördüm, askıdan aldım, o da ne beden numarası yazmıyor. Sordum, etiketi unutmuşlar cevabını aldım. Şöyle bir baktım, bu bana olur dedim, kabine gittim, denedim, oldu.
Gençler şimdilerde manifestlemek diyorlar ya, böyle bir şey sanırım. 



Balkondaki kaktüs diyor ki, yaz henüz bitmedi.
Gerçi bugünün hava sıcaklığı da aynını diyor ya...

10 Ekim 2026 Cumartesi

10 Ekim Cumartesi

 Sabahki hareketlice (egzersiz, kahvaltı hazırlığı, alış verişe gidiş, düzenleme) saatlerden sonra önce balkonda öğlen güneşi iyice ısıtırken bir kahve içtim, sonra salonda öylece oturdum ve kitap okudum. 
Tatil günleri dışında pek fırsat bulup yaşamadığım bir lüks oldu, bu saatler benim için.



Pazarda kokulu Karadeniz üzümü adıyla satılan, kaç haftadır yolunu gözlediğim İsabella çıkmış.
Kızım dün rüyasını anlatırken, isabella üzümü diyordum dedi, aldım zaten onu görmüşsün dedim.
Sıra Mardin'in savrun üzümünde, o da başka güzel lezzetlidir.

9 Ekim 2026 Cuma

9 Ekim Cuma

 Sıradan bir Cuma günüydü; geleneksel mi demeli, standart mı ya da?
Pazar alışverişi, ayıklama, yıkama, yerleştirme ve ek olarak salatalık turşusu kurma günün ana konularıydı.

Kardeşim annemi görmeye geldi, çay muhabbeti yaptık. O sırada annesini arayan büyük yeğenimle konuştuk, tam da annem beş dakika önce "arasak E.'i bulur muyuz" demişti, kardeşim de "bugün evden çalışıyor, soruyorum müsait mi" demişti, denk düştü, iyi oldu.

Bugün kızım ve İstanbul'daki küçük yeğenim de evden çalışıyorlardı, kızların ortak evden çalışma günü. Bizim zamanımızın Cuma günlerini düşüyorum da, hem iş yoğun olurdu hem arkasına bir program eklemeye çalışırdık, onun telaşı olurdu. Nerden nereye...



Pazardan aldığım limonlar iri, etli ve kalın kabuklu, tam limonçello yapmalık. 
İlaçsız olduklarından emin olsam yaparım, ancak bilemiyorum ki!

8 Ekim 2026 Perşembe

8 Ekim Perşembe

 Bu hafta biraz nostalji haftası havasında geçiyor, şükür. Şükür, çünkü geçmişi birlikte anabileceğim, anılarımıza tanık, tanıdık olduğumuz, kaybolan zaman için birlikte hüzünlenebileceğim arkadaşlarım var.

Bugün çocukluğumda birlikte bisiklete bindiğim, oyunlar oynadığım, babalarımız aynı meslekten gelen, annelerimiz arkadaş olan F.cığımla buluştuk. Geçmiş, çocuklar, sinema, yolculuk anıları derken, çay kahve eşliğinde tatlı tatlı sohbet ettik.

İnsan sonbaharda parçalı bulutlu, hafif serin bir günden daha fazla ne bekleyebilir ki?



Oturduğumuz kafedeki masanın süsü sukulent saksıcığı,

7 Ekim 2026 Çarşamba

7 Ekim Çarşamba

 Dünkü karşı kıyı gezmesinden sonra bugün evde daha çok mutfak ana başlığı altında çeşitli işler yaptım ve dünkü adım sayısının üçte birini ancak atmışken, çok daha fazla yoruldum. Demek ki ev işi yapmak sağlığa uygun değil. Nasıl mantık çıkarımı ama? 

Akşamüstü televizyon seyrederken Eczacıbaşı ve  Vakıfbak arasında oynanan AXA Kupa Finaline denk geldim, özetini seyrettim. Takımlar rüya gibi, uluslararası turnuvalardaki yıldızların hepsi bizim ligde oynuyor adeta. Çekişmeli ve zevkli bir maç oldu. Böyle giderse hızımı alamayıp bu sene bizim voleybol ligi maçlarını da seyredeceğim. 

Bugün Elektramın doğum günüydü, aradım konuştuk. Sonunda, yıllardır Şulem ile arasında espri ve çekişme konusu olan girilen yaş mı söylenir bitirilen yaş mı söylenir konusu da bir çözüme ulaşmış gibi gözüküyor; gülüştük biraz.



Dünkü sergilerden Cumhuriyetin Kamera Arkası başlıklı olanı beni daha çok etkilemiş, üzerinde düşününce anlıyorum.
Üstteki fotoğraflar 1929 Ocak ayındaki Tatavla yangınına ait. Tatavla, Kurtuluş semtinin eski adı. 
Yakın tarihimizden pek çok konuyu ne kadar eksik bildiğimizi bir kez daha düşündüm.

6 Ekim 2026 Salı

6 Ekim Salı

 Geçen hafta ertelenen diş provası için bugün Mecidiyeköy'e geçmişken, günün bonusu S.ciğimle buluşmak oldu. Konuşmaya daldığımız için yolu kaçırarak Mecidiyeköy civarında "ayy burası da neresi böyle" diye diye bir tur attıktan sonra, şaşırarak günü geçirmeye devam ettik. 
Önce arabayla geçtiğimiz Osmanbey, Taksim, Tarlabaşı hattında  sonra yürüyerek geçtiğimiz Taksim Pera Müzesi arasında "ne kadar değişti buralar" diye söylenerek günü tamamladık. 
Geçen hafta Sultanahmet'te bir sene yaşadığım yurt binasını bulamayışıma benzer şekilde, arkadaşımın babasının iş yerinin olduğu Santral Han'ı bulamayışımız güne damgasını vurdu. meğer, Santral Han artık yokmuş, yıkılmış, yerine kim bilir ne zaman ne yapılacak?

Hayal kırıklıklarını geçersek, günün hoş tarafı uzun uzun sohbet etmek, Hayvore'de hamsi tava yemek, Pera Müzesi'nde yeni açılan Frank Bowling / Yaratım ve Yıkım ve Cumhuriyet'in Kamera Arkası başlıklı sergileri gezmek oldu.
Özellikle Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç tarafından oluşturulan negatif arşivinden seçilenlerle, gazete sayfaları örnekleriyle oluşturulmuş ve bir çeşit 1920 - 1950 arası yılların panoraması gibi olan sergi ilgimizi çekti.



Dönüş yolunda Kabataş iskelesinden ayrılan motorun dümen suyunun köpüklerini seyretmekten zevkli ne olabilir ki?

5 Ekim 2026 Pazartesi

5 Ekim Pazartesi

 Bindiğim taksinin şoförü evlere şenlik cinsindendi. 
Gideceğimiz yeri söylediğimde önce duymadı ya da anlamadı (belki biraz ağır işitiyordu) sonra semti tanımlamak için artık yıkılan bir binada olan eski fırının adını söyledi. Orası yıkıldı, ama evet o tarafa gideceğiz dedim. 
Dönmemiz gereken sokağı geçince, itiraz ettim, şoför bey kendinden emin şekilde "ama sen oraya gidiyorum dedin" buyurdu. Kısmen haklı olabilir, çünkü bizim semtin diğer belirteci olan diğer binanın tarafına gideceğimi (yine burası da uzun süre önce yıkıldı ve arsa olarak duruyor) söyleseydim bu karışıklık olmazdı. 
Neyse, oluyor bazen böyle, ineceğime yakın köşede indim ve bu sayede yaz boyu uğramadığım ciğerciye uğradım, alışveriş yaptım.

"Sığınağım ve Fırtınam" geldi. 
Elimdeki kitabı (Saç Örgüsü) hemen bitirdim ve A. Roy'un roman akıcılığındaki anılarına başladım. Sanıyorum, şimdilerde bu kitabı okuyan ve daha önce Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okuyarak hayran kalmış olanlar gibi, ben de bu kitabı bitirince dönüp o romanı tekrar okuyacağım.



Bu sabah minibüs caddesine doğru yürürken, köşedeki apartmanın bahçesinde gördüğüm güzel çiçeğin adı pek hoş, güz çiğdemi ya da sarı çiğdem deniyormuş.
İlkbaharda açan beyaz çiğdem nasıl havanın bahara dönüşünü haber veriyorsa, sarı çiğdem de artık sonbahar geldi der gibi açarmış. 
 

4 Ekim 2026 Pazar

4 Ekim Pazar

Apartman toplantısı, komşumuzun taşınması, evdeki işler derken pazarın akışı  gayet hızlı  oldu. Neyse işte, bu ara böyle...

Arundhati Roy'un kitabı Sığınağım ve Fırtınam'ı merak ediyorum, sipariş verdim. 
O gelene dek elimdeki kitabı (Saç Örgüsü)  bitiririm, sanıyorum. Dünyanın üç ayrı ülkesinden üç kadının hikayeleri, sırayla anlatılmış, sonunda nerede bağlanacak, anlayacağım, umarım. 

Sinema Ekimi başladı, bilet almaya teşebbüs bile etmedim. Eskiden olsa, günler öncesinden çalışıp liste yapmış, film seçmiş olurdum.
Dijital platformlar mı tembelleştirdi bizi yoksa bende mi iş yok, emin değilim.



Akşamüstü elmalı kek yaptım, epeydir yapmamıştım, tarçın mis gibi koktu.
Tarçın mis gibi diyorum ama tarçın sevmeyen arkadaşlarım var, bazı kokular kimi insanlara iyi gelmiyor. 


3 Ekim 2026 Cumartesi

3 Ekim Cumartesi

Yaz aylarının mutfaktaki ve salondaki demirbaşları olan  iki vantilatörümüzü bugün söktüm, temizledim, yeniden monte ettim, sardım sarmaladım ve gelecek yaza kısmet diyerek çocukların yatak bazalarının altına yerleştirdim.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene vantilatörleri daha sonraki bir tarihte kaldırmıştım, bu sene on gündür yağmurla geçen günlerin ardından salondaki vantilatör gözüme komik bir unsur olarak gözükmeye başlamıştı, yahu nerdeyse kalorifer yanacak bu serinletme şeysi nedir, faslından.

Öğlene doğruydu, evi süpürmek ve diğer işler için enerji bulmaya çalışıyordum. Çocuklara mesaj attım, hoop hemen aradılar. Meğer kahvaltıyı bitirmiş, keyif çayı içiyorlarmış, tam sohbet zamanı oldu. Kedikız da kucağıma kuruldu, sohbete katıldı.
Meğer bugün iki Almanya'nın birleştiği günmüş ve tatilmiş. Marketler, dükkanlar kapalıymış, o nedenle dün herkes alışverişe hücum etmiş, kasa kuyrukları filan olmuş. Hepsi 1 gün ekstra tatil aslında, nasıl sistemleri varsa, aykırı bir şeyde panik oluyorlar, galiba.



Mahallede görüyorum, meleklerin borazanı açtı yine. 
Yazın açmışlardı, biraz ara verdiler, şimdi yine çiçeklendiler.