anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2026 Perşembe

22 Ekim Perşembe

 Yeni bir (hatta iki) taksi şoförü gözlemim oldu, bugün. 
Rica edeceğim, taksicilere taktı demeyiniz, zira pandemiyle başlayan süreçte önce tabanvaycı olmuş ve sonrasında buna toplu taşımacılığı eklemiştim. Şimdilerde "aman dizim yorulmasıncı" oldum ve  bütçemi zorlayarak da olsa rahat ulaşım için yeniden taksiye binmeye başladım. 

Minibüs caddesine kadar yürüdüm, sonra yetişemeyeceğim galiba, endişesiyle boş bir taksiye el ettim, bindim. Direksiyondaki bey, omuzlarında hafif kırlaşmış saçlarıyla rock star etkisi veriyordu. Diğer yandan burnunun üzerindeki yakın gözlüğü "emekli" rock star olduğunu düşündürüyordu. 
Gayet kibar şekilde buyurun dedi, gideceğim yeri sordu, yola revan olduk.

Şoför bey, bir yandan araba kullanıyor, diğer yandan telefonundaki telsiz programından kendisine "başkanım" diye hitap eden durak arkadaşlarını işlere yönlendiriyor, öte taraftan bana trafik ve yol durumuyla ilgili düşüncelerini söylüyordu. 
Zaten yolumuzun değildi, bu eğlenceli yolculuk bitti.

Dönüş yolunda yeniden taksi avına çıktım, bu defaki taksici gençten biri, gideceğim yere navigasyondan baktı ve "iyi, uzak değilmiş" dedi ve telefon konuşmasına devam etti. Mecburen duyduğuma göre -ki konuşma bitince kendisi beni bilgilendirerek teyit etti- taksi almak ve ödemek konusunda konuşuyorlardı.

Konuşma bitince sordum, taksi mi alıyorsunuz, plaka mı?
Cevap şöyle geldi, "teyze, o paraya plaka alınır mı, taksi alacağız".
Plakalar ne kadar dedim, 12 milyonmuş, ooo ev parası dedim, valla paran varsa alırsın, beni de evlat edinirsin, sana gül gibi bakarım demez mi? Devam etti, evladın var mı, var şükür dedim, bak onlar sana bakmaz, ben çalışır bakarım dedi.
Bu evlat edinme konusuna nasıl geldik, hiç anlamadım ama neyse ki ineceğim yere geldik ve gül gibi evlatlarım daha fazla bahtı kara geleceğimin konusu olmadı, indim taksiden.



Terk edilmiş sandalyeler yeniden önüme çıkmaya başladı.
Bu defaki kaldırımın köşesine atılmıştı,  adeta yolun karşısına geçmek için bekleyen birisi için bekliyormuş gibi gibi...

21 Ekim 2026 Çarşamba

21 Ekim Çarşamba

 Dün annemle konuşmuştuk ve bu güne dair program yapmıştık; sabah bozuk rezervuar için tamirci gelecek, sonra markete gideceğim gerekenleri alacağım, sonra yemek yapacağım, öğleden sonra  ise annemin banyosuna yardımcı olacağım.

Oysa, anneme markete gidiyorum başka şey lazım mı demek için aramışken banyoya girmek üzere olduğunu öğrendim. Nasıl yani? Hani konuşmuştuk, program yapmıştık! Anam büyük bir özgüvenle "ben hallederim, sen işine bak" diyor. 
Nasıl bakayım işime? Bir tane tek elini kullanamayan kadıncağız, bir tane yıllardır ancak yardımla banyo yapan yaşlı insan ve ben onları bırakacağım, onlar işlerini halledecek!
Hani bir fıkra vardı ya, diye konuyu bağlamak isterdim ama olmadı, oluşabilecek tehlikeyi göze alamadım, kalktım gittim, banyo konusunu hal yoluna ulaştırdık.

Asıl komiği şu, banyo işleri bitti, annem giyindi filan ve o an dedi ki "aa! bugün çarşamba mıydı, ben perşembe sanmıştım".
Meğer, dün akşamki konuşma buhar olmuş uçmuş ve annem sabah kalkınca günü perşembe sanarak (çünkü perşembe onun banyo günü) işe girişmiş.

Bütün program tepe taklak olunca sonuç şu oldu, tüm öğleden sonrayı annemler ve bizim ev için yemekler yaparak geçirdim, sonunda mecalsiz kaldım. 



Fotoğraf geçen seneden, Fenerbahçe Parkında çekmiştim,
Bu mevsimin süslülerinden bu, saz püskülü / pampas otu.

20 Ekim 2026 Salı

20 Ekim Salı

 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü, Koreli yazar Han Kang'ın kitabı "Çocuk Geliyor"a başladım. 
Bu roman da "Veda Etmiyorum" gibi geçmişte yaşanan acı bir olayı anlatıyor, arka kapaktan kopya çektiğim kadarıyla. Han Kang'ı okumak romanlarında anlattığı olayların etkisi nedeniyle zor, ancak edebi zevki yüksek. Bakalım, bu kitap nasıl?

Bugün bindiğim bir taksinin şoförü, minibüs caddesindeki asfalt çalışması nedeniyle tıkandığını söylediği trafikten başladı ve devamla belediyeler için seçim yapılmasının gereksizliği, zira belediye işlerinin özel şirketlere verilmesi halinde herşeyin hallolacağı, çünkü mesela futbol kluplerinde bunun örneğinin olduğu gibi bağlantılarla beni serseme çevirdi, en son arabadan inerken de başınızı şişirdiysem kusura bakmayın deyiverdi.
Epey zamandır böylesine "gerçek" bir taksiciye denk düşmemiştim, ilginçti.

Öğleden sonra, eczane ve marketten aldıklarımı bırakmak üzere anneme uğradığımda, mutaden biraz da ağrı sızı konusu dinledim. Sonra eve gelip yemek yaptım ve az önce akşam ezanı okundu bile.



Apartmanın bahçesindeki yenidünya ağaçlarının çiçekleri tomurcuklanmaya başlamış bile.
Yakında açar, mis gibi kokarlar.
O zamana kadar balkondaki saksıda yaşayan reyhanın çiçeğiyle yetiniyoruz.

15 Ekim 2026 Perşembe

15 Ekim Perşembe

 Az önce biraz sızlanmalı bir yazıya başlamak üzereydim, sonra telefonum çaldı ve her şey değişti.
Diyecektim ki, şeytan dürttü ve fotoğraflarımı açtım, geçen sene bugün, bir önceki sene bugün, ondan önceki sene bugün neredeymişim, ne yapıyormuşum diye bakmaya başladım.

Geçen sene mavi kızlarıyla Sütlüce'deki Digital Deneyim Merkezinde Van Gogh sergisine gitmişiz.  
Bir önceki sene S.ciğimle İstanbul Modern'de ve Tophane-i Amire'deki fotoğraf sergilerine gitmişiz.
Ondan önceki senenin hareketi büyük, Ş.ciğimle Makedonya, Kosova gezisindeymişiz.
 
Sonra da kendi kendime "bak bu sene böylece oturup kaldım, hava erken soğudu ondan mı nedir" minvalinde dertleniyordum.
Tam o sırada Urfalı çocuğum V. aradı ve hatır sordu "teyze İstanbul'da sel olmuş,  nasılsınız?" Sağol V.ciğim, iyiyiz çok şükür, gerisi iyilik sağlık.



Fotoğraf 2023 Ekim'inden Üsküp'te afiyetle bürek yemişiz.

10 Ekim 2026 Cumartesi

10 Ekim Cumartesi

 Sabahki hareketlice (egzersiz, kahvaltı hazırlığı, alış verişe gidiş, düzenleme) saatlerden sonra önce balkonda öğlen güneşi iyice ısıtırken bir kahve içtim, sonra salonda öylece oturdum ve kitap okudum. 
Tatil günleri dışında pek fırsat bulup yaşamadığım bir lüks oldu, bu saatler benim için.



Pazarda kokulu Karadeniz üzümü adıyla satılan, kaç haftadır yolunu gözlediğim İsabella çıkmış.
Kızım dün rüyasını anlatırken, isabella üzümü diyordum dedi, aldım zaten onu görmüşsün dedim.
Sıra Mardin'in savrun üzümünde, o da başka güzel lezzetlidir.

8 Ekim 2026 Perşembe

8 Ekim Perşembe

 Bu hafta biraz nostalji haftası havasında geçiyor, şükür. Şükür, çünkü geçmişi birlikte anabileceğim, anılarımıza tanık, tanıdık olduğumuz, kaybolan zaman için birlikte hüzünlenebileceğim arkadaşlarım var.

Bugün çocukluğumda birlikte bisiklete bindiğim, oyunlar oynadığım, babalarımız aynı meslekten gelen, annelerimiz arkadaş olan F.cığımla buluştuk. Geçmiş, çocuklar, sinema, yolculuk anıları derken, çay kahve eşliğinde tatlı tatlı sohbet ettik.

İnsan sonbaharda parçalı bulutlu, hafif serin bir günden daha fazla ne bekleyebilir ki?



Oturduğumuz kafedeki masanın süsü sukulent saksıcığı,

7 Ekim 2026 Çarşamba

7 Ekim Çarşamba

 Dünkü karşı kıyı gezmesinden sonra bugün evde daha çok mutfak ana başlığı altında çeşitli işler yaptım ve dünkü adım sayısının üçte birini ancak atmışken, çok daha fazla yoruldum. Demek ki ev işi yapmak sağlığa uygun değil. Nasıl mantık çıkarımı ama? 

Akşamüstü televizyon seyrederken Eczacıbaşı ve  Vakıfbak arasında oynanan AXA Kupa Finaline denk geldim, özetini seyrettim. Takımlar rüya gibi, uluslararası turnuvalardaki yıldızların hepsi bizim ligde oynuyor adeta. Çekişmeli ve zevkli bir maç oldu. Böyle giderse hızımı alamayıp bu sene bizim voleybol ligi maçlarını da seyredeceğim. 

Bugün Elektramın doğum günüydü, aradım konuştuk. Sonunda, yıllardır Şulem ile arasında espri ve çekişme konusu olan girilen yaş mı söylenir bitirilen yaş mı söylenir konusu da bir çözüme ulaşmış gibi gözüküyor; gülüştük biraz.



Dünkü sergilerden Cumhuriyetin Kamera Arkası başlıklı olanı beni daha çok etkilemiş, üzerinde düşününce anlıyorum.
Üstteki fotoğraflar 1929 Ocak ayındaki Tatavla yangınına ait. Tatavla, Kurtuluş semtinin eski adı. 
Yakın tarihimizden pek çok konuyu ne kadar eksik bildiğimizi bir kez daha düşündüm.

6 Ekim 2026 Salı

6 Ekim Salı

 Geçen hafta ertelenen diş provası için bugün Mecidiyeköy'e geçmişken, günün bonusu S.ciğimle buluşmak oldu. Konuşmaya daldığımız için yolu kaçırarak Mecidiyeköy civarında "ayy burası da neresi böyle" diye diye bir tur attıktan sonra, şaşırarak günü geçirmeye devam ettik. 
Önce arabayla geçtiğimiz Osmanbey, Taksim, Tarlabaşı hattında  sonra yürüyerek geçtiğimiz Taksim Pera Müzesi arasında "ne kadar değişti buralar" diye söylenerek günü tamamladık. 
Geçen hafta Sultanahmet'te bir sene yaşadığım yurt binasını bulamayışıma benzer şekilde, arkadaşımın babasının iş yerinin olduğu Santral Han'ı bulamayışımız güne damgasını vurdu. meğer, Santral Han artık yokmuş, yıkılmış, yerine kim bilir ne zaman ne yapılacak?

Hayal kırıklıklarını geçersek, günün hoş tarafı uzun uzun sohbet etmek, Hayvore'de hamsi tava yemek, Pera Müzesi'nde yeni açılan Frank Bowling / Yaratım ve Yıkım ve Cumhuriyet'in Kamera Arkası başlıklı sergileri gezmek oldu.
Özellikle Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç tarafından oluşturulan negatif arşivinden seçilenlerle, gazete sayfaları örnekleriyle oluşturulmuş ve bir çeşit 1920 - 1950 arası yılların panoraması gibi olan sergi ilgimizi çekti.



Dönüş yolunda Kabataş iskelesinden ayrılan motorun dümen suyunun köpüklerini seyretmekten zevkli ne olabilir ki?

5 Ekim 2026 Pazartesi

5 Ekim Pazartesi

 Bindiğim taksinin şoförü evlere şenlik cinsindendi. 
Gideceğimiz yeri söylediğimde önce duymadı ya da anlamadı (belki biraz ağır işitiyordu) sonra semti tanımlamak için artık yıkılan bir binada olan eski fırının adını söyledi. Orası yıkıldı, ama evet o tarafa gideceğiz dedim. 
Dönmemiz gereken sokağı geçince, itiraz ettim, şoför bey kendinden emin şekilde "ama sen oraya gidiyorum dedin" buyurdu. Kısmen haklı olabilir, çünkü bizim semtin diğer belirteci olan diğer binanın tarafına gideceğimi (yine burası da uzun süre önce yıkıldı ve arsa olarak duruyor) söyleseydim bu karışıklık olmazdı. 
Neyse, oluyor bazen böyle, ineceğime yakın köşede indim ve bu sayede yaz boyu uğramadığım ciğerciye uğradım, alışveriş yaptım.

"Sığınağım ve Fırtınam" geldi. 
Elimdeki kitabı (Saç Örgüsü) hemen bitirdim ve A. Roy'un roman akıcılığındaki anılarına başladım. Sanıyorum, şimdilerde bu kitabı okuyan ve daha önce Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okuyarak hayran kalmış olanlar gibi, ben de bu kitabı bitirince dönüp o romanı tekrar okuyacağım.



Bu sabah minibüs caddesine doğru yürürken, köşedeki apartmanın bahçesinde gördüğüm güzel çiçeğin adı pek hoş, güz çiğdemi ya da sarı çiğdem deniyormuş.
İlkbaharda açan beyaz çiğdem nasıl havanın bahara dönüşünü haber veriyorsa, sarı çiğdem de artık sonbahar geldi der gibi açarmış. 
 

29 Eylül 2026 Salı

29 Eylül Salı

Nasıl gri bir sabahtı, değme kış sabahına taş çıkartır, üstelik soğuk denecek kadar serin. Sanırım yıllardır ilk kez bu mevsimde kalınca bir pardesü giydim.
Yağmur sabahki kadar kuvvetli değildi, yine de rüzgâr zaman zaman şemsiyeyi ters çeviriyordu.
Peki bu havada neden dışarı çıktım ve hatta karşıya geçtim dersiniz.

Bugün tatil arası verdiğim diş tedavisinde ölçü alma günüydü. Sevgili diş doktorumuz rahmetli babasıyla ilgili hikayeleri anlatırken (babası O. amca da diş hekimiydi ve aslında sert mizaçlı bir kişiydi) beni ve yardımcısını gülmekten iki büklüm hale getirdi. Esasen o sırada diş için ölçü alınıyordu ve zaman nasıl geçti anlamadım bile.

Eve dönüş yolunu biraz uzattım, itiraf ediyorum.
Önce efendi gibi Şişli'den metroya bindim, Şişhane'de indim, Tünelle Karaköy'e geçtim. 
Derken alt geçitte vapur iskelesine gitmek yerine tramvay durağına gitmek fikrine kapıldım ve kendimi Sultanahmet'e götürdüm.



Yukarıdaki vapura eve dönüş yolunda Eminönü iskelesinde bindim ve Kadıköy'e geçtim.

24 Eylül 2026 Perşembe

24 Eylül Perşembe

 Kürkçü dükkanına döndüm, hem de bol güneşli Bodrum'dan hareket ettikten yarım saat sonra bulutlardan yer görünmemeye başlayarak ve İstanbul'a inişte ise sağanak halinde yağmurla yere konarak.
Kısacası allahaısmarladık yaz, merhaba sonbahar!

Bir arkadaşım diyor ki, evden havaalanına git, bavul ver, güvenlikten geç, uçak bekle, bin git kon, tekrar bavul bekle, havaalanında tekrar bin gideceğin yere git, derken uçakla bir saatlik yolculuk altı saati buluyor, arabayla gitmek daha mantıklı. Çok da haksız değil esasında.

Eve dönüş arabayla veya uçakla hep aynı hissi veriyor, o ayrı. Zaman ne çabuk geçti, tatil bitti mi yani, ne çabuk, bir dahaki tatil ne zaman? Çeşit çeşit soru öbeği.



Bu sabaha ve önceki dokuz sabah boyunca bir benzeriyle güne başladığımız kahvaltı tabağı,
Lorlu, pişili, bahçeden zeytinli...


23 Eylül 2026 Çarşamba

23 Eylül Çarşamba

Bugün ekinoks, 23 Eylül'de TSİ 00:06 itibariyle gece ve gündüz eşit oldu, şimdiden sonra geceler uzayacak günler kısalacak, ta ki 21 Aralık'taki gündönümune dek.
Yaz bitti, şimdiden sonrası sarı sonbahar.

Doğanın bildiğini biz insanlar yaşayarak öğrenmeye çalışıyoruz, eğer niyetimiz varsa.
Dün akşam İstanbul'da yağan yağmurda eve dönmeye çalışan gelinciğim, beni arayıp anne battaniyeler hangi dolapta diyen çiçeğim, bu sabah denize girerken rüzgâr denizi soğutmuş galiba diyen biz gibi...


Bulutlar Datça üzerinden kalkmış geliyor, yelkenliler pupa yelken seyirde...

19 Eylül 2026 Cumartesi

19 Eylül Cumartesi


Bol güneşli, bol rüzgârlı, eğlencesi de bol bir gündü.
Eğlence gerçek, akşamüstü kumsalda genç bir çiftin nikah töreni vardı. Plaj ahalisi denize girer, güneşlenirken sahile kurulu bir mini platform çiçeklerle süslendi, önüne sandalyeler dizildi. 
Davetliler şık şıkırdım giyinmiş halde geldiler, sandalyelere oturdular, nikah memuru geldi, nikah kıyıldı, balonlar havaya uçuruldu, fotoğraflar çekildi ve  çiftimiz muradlarına ererken  olayın gözlemcisi olan bizler kerevetine çıkmadık ama denize girdik.
Bundan keyifli eğlence olur mu?

18 Eylül 2026 Cuma

18 Eylül Cuma


Bugün  hava düne göre daha ılıktı, dünkü bulutlar yumuşak esen poyrazla dağılmış gitmişti.
Öğlende iki arkadaşımız geldi, birlikte deniz sefası yaptık. Akşamüstü başka iki arkadaşımız daha geldi, hep birlikte çay sefası yaptık.
Ehh, daha ne istenir Eylül denizinden.

16 Eylül 2026 Çarşamba

16 Eylül Çarşamba

Bugün hava sabahberi kapalı, durgun ve ılık.
Yağmur geliyor haberini alınca,  ilk düşünce deniz sefası yalan mı oldu idi. Olmamış. Deniz  çok güzeldi, kadife örtü hissi veriyordu.


İki ayrı kare ile çektiğim fotoğrafları bitleştirince, akşamüstü denize baktığımız açıdan karşıdaki yağmur bulutları  böyle gözüküyordu.
Solda Datça yarımadası üzerinde başlayıp, bize doğru Yalıçiftlik üzerine gelen yağmur bulutu, sağda uzakta Kos adası üzerindeki yağmurun görüntüsü.
İstanbul'da böyle geniş ufukla denize bakmak o kadar ender yapabildiğimiz bir eylem ki bugün burada bulutlara karşı oturmak şenlik gibiydi.

15 Eylül 2026 Salı

15 Eylül Salı


Bu sayfaya geldiyseniz, göreceğiniz ve okuyacağınız üzere, gayet istikrarlı bir şekilde "bir süre yazmayacağım" sözümün arkasında durmuyorum. 
Amann, zaten üç beş kişi okurdu, varsın şimdi de iki üç kişi okusun.  Neyse, konu o değil aslında.

Bugün rüzgar öğleden itibaren esti savurdu, nihayet akşamüstü lök gibi bulutları tepemize getirdi. Olsun. Sabah denize girmiştim, yani karpuz mevsimi biterken kabuğu suya düşmüş oldu.
Öğleden sonra denizin içi dışarıdan ılıktı, sudan çıkınca rüzgâr üşütüyordu.
Yarına bir ihtimal yağmur varmış, bakalım artık, hayırlısı.

Unutmuştum yazayım, fotoğraf akşamüstüne doğru rüzgârın nimetinden yararlanan bir grup sörfçü, kitecı ve yelkenliden yakalayabildiğim bir grubu gösteriyor.
Denizin üstünde öyle hızlı idiler ki...

11 Eylül 2026 Cuma

11 Eylül Cuma

 Kontes kızın ev içindeki esrarengiz maceraları devam ediyor. 
Esrarengiz maceraların kapsamındaki ana konumuz  hangi nesneyi, ne zaman, nereye kaçıracağını bilememek. Geçenlerde mutfak tezgahı üzerinde duran kuru soğanı kaçırmış, kabuğunu ayrıca kenarda tutmuş ve kalanını yatağımın altına tıkalamıştı. Bir de mürdüm eriği kaçırmıştı, iki tanesini salonda ve koridorda bulmuştum, meğer bir tanesini de kızımın yatağının altına zulalamış. 

O zulayı nasıl keşfettiğim ise ayrı bir konu.
Geçende veteriner ziyaretine götürülmüş ve aşı olmuştu. Aşı onu 24 saat süreyle biraz halsiz ve hareketsiz kılmıştı. Nekahat dönemi geçince, biraz da öç alırcasına, zıp zıp zıplamaya çeşitli yaramazlıklar yapmaya başladı.

Dün sabah  Kontes ev içinde koşturup sabah egzersizleri niyetine yaramazlıkları yaparken, ben de salonda diz egzersizlerimi yapıyordum. İçerden tıkır pıkır sesler geldi ama aldırmadım, kendi işime devam ettim.
Sonra kahvaltımı yaptım, sokağa çıkmak üzere hazırlanıyorken çantamın yanına koyduğum yakın gözlüğümün yerinde olmadığını anladım.

Ara tara, gözlük ve kutusu yok. Zaten hafif bir gözlük ve plastik bir kutuydu. Kolayca patilemiş, çantanın yanından düşürmüş ve bir yere tıkmış, belli ki.
En yakın ihtimal yatak altı diye düşündüm, telefonun fenerini açtım, baktım, göremedim. Diğer yatakların altına baktım, göremedim. Ben bunları ararken Kontes hanım toz olmuş, hiç bir yerde gözükmüyor, sesleniyorum, sesimin tonundan anladı kızdığımı, ortaya çıkmıyor.
Nihayet halıyı kaldırdım, yatağı çektim ve gayet başarılı şekilde saklamış olduğu yerde gözlük kabını buldum.



Bunlar ise yatak altı araştırmaları esnasında kızımın yatağının altından çıkan zula,
Bir adet oyuncak maskot ve bir adet kuru erik.

10 Eylül 2026 Perşembe

10 Eylül Perşembe

 Annemin doktor kontrolleri ve tahlilleri evden dışarıya çıkmasına vesile oluyor. 
Oluyor olmasına da kardeşimle aramızda taktığımız isimle doktor gezmesi yapmak gerçek gezmenin yerini tutmuyor, haliyle. Ne var ki annemin çok rahat hareket edememesi de gerçek gezmede biraz sınırlı kurallı olmamamıza yol açıyor. 
Bu nedenle, bir kez dışarı çıkabilmişsek, doktor için de olsa, genellikle devamına biraz hava almak imkanı yaratacak bir faaliyet eklemeye çalışıyoruz.

Bu sabah hastaneye gidip doktorumuzun değerleri kontrol etmek için istediği tahlilleri verdikten sonra, güzel havayı değerlendirelim istedik. Anneme nereye gitmek istediğini sorduğumuzda, eskiden rahmetli ortanca dayımla gittikleri Dragos İBB sosyal Tesislerini söyledi. Haydi bakalım dedik, yola koyulduk.

Daha önce bu tesislerin hemen yanında olan Belturda oturmuşluğumuz vardı, yer  bulsak yine orada açık havada oturacaktık, ama masalar doluydu. Bunun üzerine lokantaya yöneldik ve kapıda yer gösteren birisi yerine rezervasyon yapan bir bilgisayarla karşılaştık. QR kod okutup rezervasyon yaptık, sıra numarası aldık ve beklemeye başladık. 

Yarım saatin sonunda, artık beklemekten sıkılan annemin sabrının iyice sonuna gelmişken, içeri girebileceğimiz mesajı telefonuma düştü. Annemin çabucak sıkılması konusu, ilginç bir çelişki aslında, vakitten bol hiç bir şeyi yok annemin, bir yere yetişmesi gerekmiyor filan, ama eski sabrından eser kalmadı ve her şey bir an önce olsun bitsin istiyor. Neyse, bundan sonrası Büyükada manzaralı bir parkın hemen arkasındaki lokantada yemeklerimizi yerken, kahvelerimizi içerken sohbet ederek güzelce geçti.


Yemek sonrası içtiğimiz kahvenin fincanını yapay zekadan suluboya tablo gibi yapmasını istemiştim, 
Beyaz fincanı rüyamsı bir fonla renklendirmiş,
Öyleyse annemin zamanında abisiyle orada bulunmasına atfen, bu kahve dayımın ruhuna değsin.

7 Eylül 2026 Pazartesi

7 Eylül Pazartesi

 Dün gece geç vakte kadar Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonu olan takımımıza ait görüntüleri ve maçın yorumlarını izledikten sonra geç vakit uyudum, keyifli bir uykuya dalmış olmalıyım. 

Sabah pilatese giderken gözlük reçetemi de yanıma almıştım. Öğlen civarında metrobüsle karşıya geçtim, Taksim'e ulaştım. Yıllardır gözlüklerimi yapan optisyene gittim, derdimi anlattım. O da bana seçenekleri gösterdi ve sonuçta bir yakın bir uzak gözlüğü ısmarladım. Şimdi heyecanla yarını bekliyorum; yeni gözlüklerle nasıl göreceğim ve kolay alışacak mıyım?

Meydandaki işim bittiğinde İstiklal Caddesinde Tünel'e doğru yürümeye başladım.
Önce döviz bürosundaki tatlı genç kadına selam verdim. Son defa geldiğimde yoktunuz diye belirttim. Bu tarafa geldikçe uğrayın dedi. Tanışlık, göz aşinalığı böyle olmalı, yıllar içinde simalarımız değişse bile, insanların birbirine olan iyi duyguları değiştirmiyor, demek ki. 

Hayvore'ye epeydir uğramamıştım. Sokağın önünden geçerken acıktığım aklıma geldi. Kasada duran E. hanım içeriye girdiğimi görünce gülümseyerek karşıladı. Ayaküstü sohbet ettik, yemek yiyecek misiniz dedi, Pazılı kaygana ve hamsi buğulamayı gözüme kestirmiştim bile, tabii ki dedim ve yemeğin keyfini çıkardım.



 Metrobüs penceresinden Boğaziçine doğru bakış,
Bugün gökyüzü çalışkan bir hallacın köpürttüğü bulutlarla doluydu.

6 Eylül 2026 Pazar

6 Eylül Pazar

Ne maçtı ama!
Öldük öldük dirildik; kâh umutsuzluk, bu iş bitti galiba endişesi kâh sevinçten zıp zıp zıplamalar...
Maçın bitiminde kızımla birbirimize sarıldık, zıpladık.
Bana maçları takip etme arzusunu aşılayan, ilk  motivasyonu veren kardeşimle sürekli yazıştik bir yandan ve günün sonunda annemin de maçı seyrettiğini öğrendik ki bu da bizi ayrıca mutlu etti. 
Sağolun kızlar, elinize emeğinize sağlık, yüzümüzü güldürdünüz. 

Şampiyonlarımıza...