doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2026 Çarşamba

21 Ekim Çarşamba

 Dün annemle konuşmuştuk ve bu güne dair program yapmıştık; sabah bozuk rezervuar için tamirci gelecek, sonra markete gideceğim gerekenleri alacağım, sonra yemek yapacağım, öğleden sonra  ise annemin banyosuna yardımcı olacağım.

Oysa, anneme markete gidiyorum başka şey lazım mı demek için aramışken banyoya girmek üzere olduğunu öğrendim. Nasıl yani? Hani konuşmuştuk, program yapmıştık! Anam büyük bir özgüvenle "ben hallederim, sen işine bak" diyor. 
Nasıl bakayım işime? Bir tane tek elini kullanamayan kadıncağız, bir tane yıllardır ancak yardımla banyo yapan yaşlı insan ve ben onları bırakacağım, onlar işlerini halledecek!
Hani bir fıkra vardı ya, diye konuyu bağlamak isterdim ama olmadı, oluşabilecek tehlikeyi göze alamadım, kalktım gittim, banyo konusunu hal yoluna ulaştırdık.

Asıl komiği şu, banyo işleri bitti, annem giyindi filan ve o an dedi ki "aa! bugün çarşamba mıydı, ben perşembe sanmıştım".
Meğer, dün akşamki konuşma buhar olmuş uçmuş ve annem sabah kalkınca günü perşembe sanarak (çünkü perşembe onun banyo günü) işe girişmiş.

Bütün program tepe taklak olunca sonuç şu oldu, tüm öğleden sonrayı annemler ve bizim ev için yemekler yaparak geçirdim, sonunda mecalsiz kaldım. 



Fotoğraf geçen seneden, Fenerbahçe Parkında çekmiştim,
Bu mevsimin süslülerinden bu, saz püskülü / pampas otu.

20 Ekim 2026 Salı

20 Ekim Salı

 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü, Koreli yazar Han Kang'ın kitabı "Çocuk Geliyor"a başladım. 
Bu roman da "Veda Etmiyorum" gibi geçmişte yaşanan acı bir olayı anlatıyor, arka kapaktan kopya çektiğim kadarıyla. Han Kang'ı okumak romanlarında anlattığı olayların etkisi nedeniyle zor, ancak edebi zevki yüksek. Bakalım, bu kitap nasıl?

Bugün bindiğim bir taksinin şoförü, minibüs caddesindeki asfalt çalışması nedeniyle tıkandığını söylediği trafikten başladı ve devamla belediyeler için seçim yapılmasının gereksizliği, zira belediye işlerinin özel şirketlere verilmesi halinde herşeyin hallolacağı, çünkü mesela futbol kluplerinde bunun örneğinin olduğu gibi bağlantılarla beni serseme çevirdi, en son arabadan inerken de başınızı şişirdiysem kusura bakmayın deyiverdi.
Epey zamandır böylesine "gerçek" bir taksiciye denk düşmemiştim, ilginçti.

Öğleden sonra, eczane ve marketten aldıklarımı bırakmak üzere anneme uğradığımda, mutaden biraz da ağrı sızı konusu dinledim. Sonra eve gelip yemek yaptım ve az önce akşam ezanı okundu bile.



Apartmanın bahçesindeki yenidünya ağaçlarının çiçekleri tomurcuklanmaya başlamış bile.
Yakında açar, mis gibi kokarlar.
O zamana kadar balkondaki saksıda yaşayan reyhanın çiçeğiyle yetiniyoruz.

18 Ekim 2026 Pazar

18 Ekim Pazar

Vakit öğleden sonra oluncaya dek, günü cumartesi sandım. Bu hafta öyle bir geçti ki günler yetmemiş bana. 
Sabah nevresim değiştirdim, çamaşır yıkadım. Öğlenden itibaren annemde yemek yaptım; karışık komposto, brokoli çorbası, zeytinyağlı kereviz. Yanına destekle iki günü idare eder, düşüncesindeyim.

Akşamüstüne doğru çıkıp mahallede yürüdüm, hava tahminimden serin geldi. sabah biraz güneş vardı, ardından epey bulutlandı, rüzgarlandı.

Arundhati Roy'un "Sığınağım ve Fırtınam" anı kitabını bitirdim. Sonra biraz kitapta geçen yer adlarına, Hindistan coğrafyasına baktım, politik olaylara göz gezdirdim. Koskoca ülke, kıta büyüklüğünde neredeyse, daha çok bilgi edinmeli diye düşündüm.

Akşam Eczacı-Vakıf voleybol maçını izledim, çok çekişmeliydi ve iki takım da tam bir yıldızlar  geçidiydi. 



Artık solan begonvil ya da yağmurlara ve soğuğa rağmen açmaya devam eden begovil; bakış açısına göre değişir.

17 Ekim 2026 Cumartesi

17 Ekim Cumartesi

 Bu sabah anneme batın ultrasonu çekilmesi için randevumuz vardır. Yağmur, aşırı olur mu endişesiyle önce randevuyu ertelemeye uğraştım, sonra kardeşim yağmur sabah gözükmüyor, öğleden sonra artıyormuş deyince, geri manevra yaptım.
Neyse ki ertelediğim saat halen boştu, randevuyu geri aldım ve sabah hastaneye telaşlanmadan gittik, döndük. Şükür raporda ciddi bir sorun olmadığı sonucu çıkmış, bir de doktorla konuşalım hayırlısıyla.

Annemin evindeki destek ve yardım faaliyeti bittiğinde öğleni geçmişti ve benim pilim bitmek üzereydi. Tüm öğleden sonrayı televizyon karşısında dizi özeti izleyerek, çekirdek çitleyerek ve sakız çiğneyerek geçirdim, biraz gevşedim böylece.

Bugün Anadolu yakasında kuvvetli olacak tahmini yapılan yağış Adapazarı'na, Batı Karadeniz'e kaymış gibi gözüküyor. Haber özetlerinde sel felaketine uğrayan mahallelerden görüntülerine baktım, bir de şu haberi izledim. Konuyu derli toplu anlatıyor, dereleri kapatmak nerelere mal oluyor, anlayan olacak mı acaba?
Başka ülkelerde bu tür sel baskınlarından ders alıp, mesela derelerin üzerleri tekrar açılmış, fazla gelen ve akan suyun toplanması için toprağın suyu emmesini kolaylaştıran çalışmalar yapılmış. Hepsi işe yarar, iş ki yapılsın.



Bizim kuyruklukız bu aralar ne yediğimizle fazlaca ilgilenir oldu.
Kızımın yediği pizzayı görmek için epey uğraştı.
Biraz kokladı, yalandığına bakmayın, kafayı çevirdi, ilgilenmedi.

14 Ekim 2026 Çarşamba

14 Ekim Çarşamba

 Dün öğlen sularında yeni bir diş randevusu için Mecidiyeköy yollarındaydım. Bu defa erkence çıktığım için Kadıköy'den Beşiktaş'a vapurla geçtim, Beşiktaş'tan Taksim dolmuşuna bindim, Taksim'den metroya geçtim. 
Tam dişimin ölçü işi bitmiş, diş doktorumla yeni doğan ikiz torunları hakkında muhabbete başlamıştık ki telefonum çaldı. Açtım, annemin yardımcısı ağlamaklı bir sesle konuştu ve "abla, sanırım kolum kırıldı" dedi. Hemen doktorumuzun önerisini ilettim, buz koy dedim, geliyorum.

Okul çıkış saatine yakınız, karşıya geçmenin en pratik yolu metrobüs olacak. Kardeşimi aradım, o da sağ olsun "geliyorum abla" dedi. Gayet senkronize hareket etmişiz, Ünalan metro istasyonunda buluştuk.
Evde R.ciğimin yağmurluğunu sırtına attık ve bize en yakın hastaneye ulaştık.
Mesai saatinin sonuydu, ortopedi doktorları çıkmıştı, neyse ve çok şükür acildeki doktor ve ekip konuya sakince yaklaştı, röntgen çekildi, kırık oturtuldu, alçı yapıldı, tekrar röntgen çekildi ve eve döndük.
Haliyle ilk geceyi ağrı nedeniyle biraz zor geçerdi R.ciğim, sabah kahvaltıdan sonra kontrole gittik, ortopedi doktoru dikkat edilecek durumları söyledi ve on gün sonra kontrole gelin dedi.

Hani derler ya, kul kurar kader gülermiş, bizimki de o hesap. 
Dün ve bugün için hepimizin ayrı ayrı nice planlarımız vardı, bambaşka olaylar oldu.
Bu arada bugünkü fırtına ve yağmura da bir not düşmeden geçmeyeyim, nasıl yağıyor öyle!


Dün Beşiktaş vapurunda Kadıköy mendirek içinden tarihi yarımadaya bakış fotosu çekmiştim, 
Sonra fotoğraf programı onu suluboya resim yaptı, aslı çok gri renkliydi, bence böyle güzel oldu. 

13 Ekim 2026 Salı

13 Ekim Salı


Alt sokaktaki ağaçlarda mantarlar gördüm. Mevsim, mantar mevsimi. Acaba zehirli mi yenilebilir mi?
Tabii ki sadece uzaktan baktım, dokunmadım bile.
Yağmurlu hava mantarları çoğaltacak mı acaba?

11 Ekim 2026 Pazar

11 Ekim Pazar

 Saat 11:40 olmuş, ben henüz kahvaltı masasını kaldırmış, mutfağı topluyordum. Kızıma seslendim, "benim hemen çıkmam lazım yavrum".  Pazar sabahı olduğu için ağırdan almış, egzersize geç başlamıştım, ardından gelen her iş de ona göre uzayınca zaman geçivermiş.

Yoldayken aradım ve annemin hatırını sordum, bu günlerde uyuyamıyor, midesi pek rahat değil. Bizim günlük falda yarın yine doktor randevusu gözüküyor. 
Kardeşim ütüye girişecekmiş, tam pazar günü faaliyeti, yeğenim çalışıyormuş, bir diğer pazar günü faaliyeti daha.

Bir kaç gündür aklımdan bir kot pantolon alsam diye geçiriyordum, lacivert olmasın, mavi olmasın, füme olabilir diyordum. Kahve içtikten sonra eve dönerken önünden geçtiğimiz ihraç fazlası satış yapan mağazaya bir bakalım niyetiyle girdim ve tam aklımdan geçen giysiyi gördüm, askıdan aldım, o da ne beden numarası yazmıyor. Sordum, etiketi unutmuşlar cevabını aldım. Şöyle bir baktım, bu bana olur dedim, kabine gittim, denedim, oldu.
Gençler şimdilerde manifestlemek diyorlar ya, böyle bir şey sanırım. 



Balkondaki kaktüs diyor ki, yaz henüz bitmedi.
Gerçi bugünün hava sıcaklığı da aynını diyor ya...

10 Ekim 2026 Cumartesi

10 Ekim Cumartesi

 Sabahki hareketlice (egzersiz, kahvaltı hazırlığı, alış verişe gidiş, düzenleme) saatlerden sonra önce balkonda öğlen güneşi iyice ısıtırken bir kahve içtim, sonra salonda öylece oturdum ve kitap okudum. 
Tatil günleri dışında pek fırsat bulup yaşamadığım bir lüks oldu, bu saatler benim için.



Pazarda kokulu Karadeniz üzümü adıyla satılan, kaç haftadır yolunu gözlediğim İsabella çıkmış.
Kızım dün rüyasını anlatırken, isabella üzümü diyordum dedi, aldım zaten onu görmüşsün dedim.
Sıra Mardin'in savrun üzümünde, o da başka güzel lezzetlidir.

9 Ekim 2026 Cuma

9 Ekim Cuma

 Sıradan bir Cuma günüydü; geleneksel mi demeli, standart mı ya da?
Pazar alışverişi, ayıklama, yıkama, yerleştirme ve ek olarak salatalık turşusu kurma günün ana konularıydı.

Kardeşim annemi görmeye geldi, çay muhabbeti yaptık. O sırada annesini arayan büyük yeğenimle konuştuk, tam da annem beş dakika önce "arasak E.'i bulur muyuz" demişti, kardeşim de "bugün evden çalışıyor, soruyorum müsait mi" demişti, denk düştü, iyi oldu.

Bugün kızım ve İstanbul'daki küçük yeğenim de evden çalışıyorlardı, kızların ortak evden çalışma günü. Bizim zamanımızın Cuma günlerini düşüyorum da, hem iş yoğun olurdu hem arkasına bir program eklemeye çalışırdık, onun telaşı olurdu. Nerden nereye...



Pazardan aldığım limonlar iri, etli ve kalın kabuklu, tam limonçello yapmalık. 
İlaçsız olduklarından emin olsam yaparım, ancak bilemiyorum ki!

5 Ekim 2026 Pazartesi

5 Ekim Pazartesi

 Bindiğim taksinin şoförü evlere şenlik cinsindendi. 
Gideceğimiz yeri söylediğimde önce duymadı ya da anlamadı (belki biraz ağır işitiyordu) sonra semti tanımlamak için artık yıkılan bir binada olan eski fırının adını söyledi. Orası yıkıldı, ama evet o tarafa gideceğiz dedim. 
Dönmemiz gereken sokağı geçince, itiraz ettim, şoför bey kendinden emin şekilde "ama sen oraya gidiyorum dedin" buyurdu. Kısmen haklı olabilir, çünkü bizim semtin diğer belirteci olan diğer binanın tarafına gideceğimi (yine burası da uzun süre önce yıkıldı ve arsa olarak duruyor) söyleseydim bu karışıklık olmazdı. 
Neyse, oluyor bazen böyle, ineceğime yakın köşede indim ve bu sayede yaz boyu uğramadığım ciğerciye uğradım, alışveriş yaptım.

"Sığınağım ve Fırtınam" geldi. 
Elimdeki kitabı (Saç Örgüsü) hemen bitirdim ve A. Roy'un roman akıcılığındaki anılarına başladım. Sanıyorum, şimdilerde bu kitabı okuyan ve daha önce Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okuyarak hayran kalmış olanlar gibi, ben de bu kitabı bitirince dönüp o romanı tekrar okuyacağım.



Bu sabah minibüs caddesine doğru yürürken, köşedeki apartmanın bahçesinde gördüğüm güzel çiçeğin adı pek hoş, güz çiğdemi ya da sarı çiğdem deniyormuş.
İlkbaharda açan beyaz çiğdem nasıl havanın bahara dönüşünü haber veriyorsa, sarı çiğdem de artık sonbahar geldi der gibi açarmış. 
 

3 Ekim 2026 Cumartesi

3 Ekim Cumartesi

Yaz aylarının mutfaktaki ve salondaki demirbaşları olan  iki vantilatörümüzü bugün söktüm, temizledim, yeniden monte ettim, sardım sarmaladım ve gelecek yaza kısmet diyerek çocukların yatak bazalarının altına yerleştirdim.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçen sene vantilatörleri daha sonraki bir tarihte kaldırmıştım, bu sene on gündür yağmurla geçen günlerin ardından salondaki vantilatör gözüme komik bir unsur olarak gözükmeye başlamıştı, yahu nerdeyse kalorifer yanacak bu serinletme şeysi nedir, faslından.

Öğlene doğruydu, evi süpürmek ve diğer işler için enerji bulmaya çalışıyordum. Çocuklara mesaj attım, hoop hemen aradılar. Meğer kahvaltıyı bitirmiş, keyif çayı içiyorlarmış, tam sohbet zamanı oldu. Kedikız da kucağıma kuruldu, sohbete katıldı.
Meğer bugün iki Almanya'nın birleştiği günmüş ve tatilmiş. Marketler, dükkanlar kapalıymış, o nedenle dün herkes alışverişe hücum etmiş, kasa kuyrukları filan olmuş. Hepsi 1 gün ekstra tatil aslında, nasıl sistemleri varsa, aykırı bir şeyde panik oluyorlar, galiba.



Mahallede görüyorum, meleklerin borazanı açtı yine. 
Yazın açmışlardı, biraz ara verdiler, şimdi yine çiçeklendiler. 

2 Ekim 2026 Cuma

2 Ekim Cuma

 Sabah metroya doğru yürürken yağmur hızla indirdi, durağa gidene dek şemsiyeye rağmen epey ıslandım.
İlk gelen metro dörtlüydü ve hiç binilesi değildi. Ardından gelen metro sekizliydi ve ayakta rahatça durulabiliyordu.
Vapura mı gitsem, metrobüse mi tereddüt ettim, daha hızlı olur düşüncesiyle metrobüsü tercih ettim. Ünalan'da aktarma yaparken bulutlar yükselmeye başlamıştı. 
Bu durakta da ikinci sıradaki  aracı bekledim, şansım yaver gitti, neyse ikinci metrobüs tıklım tıkış değildi.
Zincirlikuyu'da boş bir taksi bulunca, oh dedim, toplantıya gecikmiyorum.

Toplantıdan sonra düşündüm, bu güvenilmez havada oyalanmadan karşıya geçmek en iyisi. Hem öğleden sonra yağmur yağmazsa pazara da giderim. 
Dönüşte hiç değilse deniz sefası yapmış olmak için Beşiktaş iskelesine gittim ve motora bindim, sonra yine metro. Çıkışta yine yağmur serpiştirdi, neyse bu defa eve ıslanmadan ulaştım.

Öğleden sonra pazar alışverişi, ayıklama, yerleştirme ve aralarda bir süredir görüşmediğim arkadaşlarla telefonlaşarak geçti. Güneş yine açtı, sonra yağmur yine indirdi.




Saat 09:15, köprü üzerinde, metrobüs penceresinden boğaza bakış,

1 Ekim 2026 Perşembe

1 Ekim Perşembe

 Geldik mi Ekim ayına? Geldik gerçekten! 
Yeni ay başladı, artık resmen sonbahardayız.

Bugünkü yağmurun bana armağanı, yoldan geçen bir arabının girdiği çukurdan sıçrayan sularla ıslanmam oldu. Sonuca bakınca, haliyle, "armağan" derken kinaye yaptığım anlaşılmıştır.
Pantalonuma yapışan ıslak ve soğuk histen kurtulmak için evde üstümü değişir değişmez çamaşır makinesini çalıştırdım.

Öğleden sonra yağmur bir hızlandı bir güneş açtı. İki yağmur arasında saçımı boyatmaya gittim. Deniz sonrası rengi açılan ve biraz da tarazlanan saçlarım hale yola girdi, nefes aldı adeta.



Nerdeyse bir haftadır aralıksız yağmur yağdığı için, ateş dikenlerinin kırmızı kırmızı parladıklarını ancak bugün güneş açınca görebildim.

30 Eylül 2026 Çarşamba

30 Eylül Çarşamba

 Öğlene doğru, Suadiye'de iki adımlık yerde, aniden bastıran ve çok hızlanan sağanakla neredeyse suya düşmüş gibi ıslanmak üzereydim. Geçmeyecek bu, kararını verdim ve en yakın mağazaya sığındım. İyi bir karar oldu, zira on dakika şiddetle yağmaya devam etti, sonra sakinledi. O sırada mağazanın sonbahar kış koleksiyonunu gözden geçirdim, fikir sahibi oldum. 
Düşündüm, eskiden bu ve benzeri mağazalara ne çok girer çıkar, alış veriş yapardım; kendim için daha az ama çoğunlukla kızım ve biraz da oğlum için.

Öğleden sonra o yağmur hiç yağmamış gibi, kaç günden sonra pırıl pırıl güneş açtı. Tam zamanına denk geldi, annem kaç gündür saçını kestirmek istiyordu. Yavaş yavaş yürüyerek çapraz karşı apartmanın altındaki kuaföre gittik, pamuk saçlar kısaltıldı.

Kedikıza ölçülü mama veriyoruz artık. Kızım veterinerle konuşmuş, yetişkin mamasına geçelim, ama onu da fazla yemesin kararına uygun davranmaya karar vermiş.
Şimdi beni mutfakta her gördüğünde acıklı bir miyav sesi çıkartıyor ve mama istiyor. Ne kadar miyavlasa nafile, şımarmasın, her sefer mama vermeyelim dedi kızım. Göriciiz.



Dünkü yağmurlu günde, iskelede vapur beklerken, karşıdaki iskeleler ve gemiler,

27 Eylül 2026 Pazar

27 Eylül Pazar

 Sabah çok hafif yağmur serpiştirmişti, hava durumu raporlarına göre asıl yağmurlu günler yarından sonra başlayıp hafta boyunca devam edecekmiş. 
Kızım dün gece yorgana geçti, annem ve ben nevresime battaniye geçirdik.
Bu ara mevsim böyle, nezle grip salgını ve vücut ağrılarının artması havanın soğumasıyla bağlantılı.
Öğlene doğru dışarı çıktım, ev içinde hırkayla dolaşıyordum, dışarıda terledim; içeriler dışarıdan serin oluyor.

Öğleden sonra yemek yaptım, bir süre. Hava soğuyunca can çorba çekiyor. Mercimekli hamur çorbası yaptım, içimiz ısındı.

Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Klavuzu'nun son 50 sayfasını bugün okudum, bitirdim. Tatildeyken tamamlayamamışım. Şükür, çeşitli badireler atlatıldı, sonunda Kuzgun ve Serçe Ege'de bir Yunan adasında kavuştular, rüya gibi, masalsı ya da...

 

Dün topladığım, mevsimin ilk  at kestaneleri, 

26 Eylül 2026 Cumartesi

26 Eylül Cumartesi

 Saçmalıklar devam ediyor pek muhterem bloggerda; günlerce yerinden oynamayan akış, bir kaç gün önce hareket etti şükür, ancak mesela benim kendi öz blogumun bağlantısında diğer blogumda hiç yeni yazı yokmuş gibi yenilenmemiş gibi bir duruş var.
Amannn! Nihan ol didemdemden blogger, ya da çek git uzaklara yapay zeka, bizi bizimle bırak giderken.
Ne diyeyim daha başka?

Hafta sonunun ilk gününü turşu kurarak değerlendirdim; önce yeşil domates, sonra pancar turşusu kurdum.
Arada bir de ekmek hamuru yoğurdum, umarım yokluğumda biraz yaşlanan mayamı canlandırmayı başarmışımdır ve piştiğinde ekmek güzelce kabarır. 

Ev içinde üşüyoruz ya,  bu mevsimin şöyle bir güzelliği var, sokağa çıkınca ısınıyor insan, tabii ki güneş varsa. Bir de at kestanelerinin meyveleri olmuş ve yerlere düşmeye başlamış, bir dolu toplarım yine.



Bizim metro durağının asansöründeki kediye bakar mısınız?
İnen çıkan, bavulunu sürükleyen filan umurunda değil, uykusuna devam ediyor, bir güzel.


23 Eylül 2026 Çarşamba

23 Eylül Çarşamba

Bugün ekinoks, 23 Eylül'de TSİ 00:06 itibariyle gece ve gündüz eşit oldu, şimdiden sonra geceler uzayacak günler kısalacak, ta ki 21 Aralık'taki gündönümune dek.
Yaz bitti, şimdiden sonrası sarı sonbahar.

Doğanın bildiğini biz insanlar yaşayarak öğrenmeye çalışıyoruz, eğer niyetimiz varsa.
Dün akşam İstanbul'da yağan yağmurda eve dönmeye çalışan gelinciğim, beni arayıp anne battaniyeler hangi dolapta diyen çiçeğim, bu sabah denize girerken rüzgâr denizi soğutmuş galiba diyen biz gibi...


Bulutlar Datça üzerinden kalkmış geliyor, yelkenliler pupa yelken seyirde...

22 Eylül 2026 Salı

22 Eylül Salı


Biraz rüzgâr yine eksik değildi, olsun varsın, denize girdik çıktık. 
Günün bonusu olarak Ms. Melty ziyarete geldi, sohbet ettik, denize girdik, hasret giderdik.

Burada insan plajda olsun yemek yerken olsun, pek de dip dibe oturmasa da bazen yüksek sesle konuşulduğu için bazen rüzgâr sesi taşıdığı için ilginç hikayeler duyuyor ki anlatsam dedikodu olur.
Neyse, insanoğlunun tuhaflıkları deyip geçiyoruz, bir de şu yukarıdaki fotoğraftaki bulutlara bakıyoruz.
Öyle işte...

20 Eylül 2026 Pazar

20 Eylül Pazar


Rüzgârlı bir gündü, yan taraftaki tatil köyünün su sporları bölümünden hareket eden yelkenliler pupa yelken gezinip durdular.
Rüzgâr çoğalınca bazı yelkenliler toparlanamadı ve kıyıdan yardım geldi, kimisinde çekildiler, kimisinde rotayı doğrulttular.
Bize gelince denizin çırpıntısında biraz çabalama kaptan ben gidemem usulü yüzmeye çalıştık.

19 Eylül 2026 Cumartesi

19 Eylül Cumartesi


Bol güneşli, bol rüzgârlı, eğlencesi de bol bir gündü.
Eğlence gerçek, akşamüstü kumsalda genç bir çiftin nikah töreni vardı. Plaj ahalisi denize girer, güneşlenirken sahile kurulu bir mini platform çiçeklerle süslendi, önüne sandalyeler dizildi. 
Davetliler şık şıkırdım giyinmiş halde geldiler, sandalyelere oturdular, nikah memuru geldi, nikah kıyıldı, balonlar havaya uçuruldu, fotoğraflar çekildi ve  çiftimiz muradlarına ererken  olayın gözlemcisi olan bizler kerevetine çıkmadık ama denize girdik.
Bundan keyifli eğlence olur mu?