gökyüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gökyüzü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2026 Çarşamba

14 Ekim Çarşamba

 Dün öğlen sularında yeni bir diş randevusu için Mecidiyeköy yollarındaydım. Bu defa erkence çıktığım için Kadıköy'den Beşiktaş'a vapurla geçtim, Beşiktaş'tan Taksim dolmuşuna bindim, Taksim'den metroya geçtim. 
Tam dişimin ölçü işi bitmiş, diş doktorumla yeni doğan ikiz torunları hakkında muhabbete başlamıştık ki telefonum çaldı. Açtım, annemin yardımcısı ağlamaklı bir sesle konuştu ve "abla, sanırım kolum kırıldı" dedi. Hemen doktorumuzun önerisini ilettim, buz koy dedim, geliyorum.

Okul çıkış saatine yakınız, karşıya geçmenin en pratik yolu metrobüs olacak. Kardeşimi aradım, o da sağ olsun "geliyorum abla" dedi. Gayet senkronize hareket etmişiz, Ünalan metro istasyonunda buluştuk.
Evde R.ciğimin yağmurluğunu sırtına attık ve bize en yakın hastaneye ulaştık.
Mesai saatinin sonuydu, ortopedi doktorları çıkmıştı, neyse ve çok şükür acildeki doktor ve ekip konuya sakince yaklaştı, röntgen çekildi, kırık oturtuldu, alçı yapıldı, tekrar röntgen çekildi ve eve döndük.
Haliyle ilk geceyi ağrı nedeniyle biraz zor geçerdi R.ciğim, sabah kahvaltıdan sonra kontrole gittik, ortopedi doktoru dikkat edilecek durumları söyledi ve on gün sonra kontrole gelin dedi.

Hani derler ya, kul kurar kader gülermiş, bizimki de o hesap. 
Dün ve bugün için hepimizin ayrı ayrı nice planlarımız vardı, bambaşka olaylar oldu.
Bu arada bugünkü fırtına ve yağmura da bir not düşmeden geçmeyeyim, nasıl yağıyor öyle!


Dün Beşiktaş vapurunda Kadıköy mendirek içinden tarihi yarımadaya bakış fotosu çekmiştim, 
Sonra fotoğraf programı onu suluboya resim yaptı, aslı çok gri renkliydi, bence böyle güzel oldu. 

6 Ekim 2026 Salı

6 Ekim Salı

 Geçen hafta ertelenen diş provası için bugün Mecidiyeköy'e geçmişken, günün bonusu S.ciğimle buluşmak oldu. Konuşmaya daldığımız için yolu kaçırarak Mecidiyeköy civarında "ayy burası da neresi böyle" diye diye bir tur attıktan sonra, şaşırarak günü geçirmeye devam ettik. 
Önce arabayla geçtiğimiz Osmanbey, Taksim, Tarlabaşı hattında  sonra yürüyerek geçtiğimiz Taksim Pera Müzesi arasında "ne kadar değişti buralar" diye söylenerek günü tamamladık. 
Geçen hafta Sultanahmet'te bir sene yaşadığım yurt binasını bulamayışıma benzer şekilde, arkadaşımın babasının iş yerinin olduğu Santral Han'ı bulamayışımız güne damgasını vurdu. meğer, Santral Han artık yokmuş, yıkılmış, yerine kim bilir ne zaman ne yapılacak?

Hayal kırıklıklarını geçersek, günün hoş tarafı uzun uzun sohbet etmek, Hayvore'de hamsi tava yemek, Pera Müzesi'nde yeni açılan Frank Bowling / Yaratım ve Yıkım ve Cumhuriyet'in Kamera Arkası başlıklı sergileri gezmek oldu.
Özellikle Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç tarafından oluşturulan negatif arşivinden seçilenlerle, gazete sayfaları örnekleriyle oluşturulmuş ve bir çeşit 1920 - 1950 arası yılların panoraması gibi olan sergi ilgimizi çekti.



Dönüş yolunda Kabataş iskelesinden ayrılan motorun dümen suyunun köpüklerini seyretmekten zevkli ne olabilir ki?

2 Ekim 2026 Cuma

2 Ekim Cuma

 Sabah metroya doğru yürürken yağmur hızla indirdi, durağa gidene dek şemsiyeye rağmen epey ıslandım.
İlk gelen metro dörtlüydü ve hiç binilesi değildi. Ardından gelen metro sekizliydi ve ayakta rahatça durulabiliyordu.
Vapura mı gitsem, metrobüse mi tereddüt ettim, daha hızlı olur düşüncesiyle metrobüsü tercih ettim. Ünalan'da aktarma yaparken bulutlar yükselmeye başlamıştı. 
Bu durakta da ikinci sıradaki  aracı bekledim, şansım yaver gitti, neyse ikinci metrobüs tıklım tıkış değildi.
Zincirlikuyu'da boş bir taksi bulunca, oh dedim, toplantıya gecikmiyorum.

Toplantıdan sonra düşündüm, bu güvenilmez havada oyalanmadan karşıya geçmek en iyisi. Hem öğleden sonra yağmur yağmazsa pazara da giderim. 
Dönüşte hiç değilse deniz sefası yapmış olmak için Beşiktaş iskelesine gittim ve motora bindim, sonra yine metro. Çıkışta yine yağmur serpiştirdi, neyse bu defa eve ıslanmadan ulaştım.

Öğleden sonra pazar alışverişi, ayıklama, yerleştirme ve aralarda bir süredir görüşmediğim arkadaşlarla telefonlaşarak geçti. Güneş yine açtı, sonra yağmur yine indirdi.




Saat 09:15, köprü üzerinde, metrobüs penceresinden boğaza bakış,

25 Eylül 2026 Cuma

25 Eylül Cuma

 Yahu daha dün sabah denizden gelen fışır fışır dalga sesi eşliğinde kahvaltı ediyordum, bu sabah korna sesiyle uyanmak şart mıydı? Şarttı. Çünkü bu şehirde kaç milyon insan yaşıyor, sen biliyor musun?
Diyerek, iç sesimle konuşa konuşa, şehrin gerekliliklerine dalıverdim.

Gelecek haftanın randevularını ayarla, bugünün işlerini sıraya sok, pazara git gel, aldıklarını yerleştir, yemek hazırla derken akşamı bulduk. 
Öğlende kardeşim uğradı, biraz onunla muhabbet ettik, anneme uğradım, siparişlerini ulaştırdım, bugün de böyle geçti.

Annem dün Eylül de bitti dedi diye itiraz etmiştim, daha bitmedi, bir hafta daha var demiştim. Günlerin geçiş hızına bakınca, anneme itirazım boşmuş, meğerse.
Ha bir de evin ışığı değişmiş, ben giderken yaz ışığı sürüyordu, şimdi evin içinde güz ışığı dolaşıyor.



Dün uçağın penceresine yapışmış, bulutların arasından aşağıda görünenlere bakıyordum, Sabiha Gökçen'e yaklaşırken alçaldık ve adaların üstünden geçtik.
Biraz puslu ama olsun, hayal gücünün yardımıyla bakarak ve Büyük, Heybeli, Burgaz, Kınalı diye uzandıklarını görmek, Anadolu kıyısında görünen silme beton yapılaşmanın yanında insana ferahlık veriyor.

23 Eylül 2026 Çarşamba

23 Eylül Çarşamba

Bugün ekinoks, 23 Eylül'de TSİ 00:06 itibariyle gece ve gündüz eşit oldu, şimdiden sonra geceler uzayacak günler kısalacak, ta ki 21 Aralık'taki gündönümune dek.
Yaz bitti, şimdiden sonrası sarı sonbahar.

Doğanın bildiğini biz insanlar yaşayarak öğrenmeye çalışıyoruz, eğer niyetimiz varsa.
Dün akşam İstanbul'da yağan yağmurda eve dönmeye çalışan gelinciğim, beni arayıp anne battaniyeler hangi dolapta diyen çiçeğim, bu sabah denize girerken rüzgâr denizi soğutmuş galiba diyen biz gibi...


Bulutlar Datça üzerinden kalkmış geliyor, yelkenliler pupa yelken seyirde...

22 Eylül 2026 Salı

22 Eylül Salı


Biraz rüzgâr yine eksik değildi, olsun varsın, denize girdik çıktık. 
Günün bonusu olarak Ms. Melty ziyarete geldi, sohbet ettik, denize girdik, hasret giderdik.

Burada insan plajda olsun yemek yerken olsun, pek de dip dibe oturmasa da bazen yüksek sesle konuşulduğu için bazen rüzgâr sesi taşıdığı için ilginç hikayeler duyuyor ki anlatsam dedikodu olur.
Neyse, insanoğlunun tuhaflıkları deyip geçiyoruz, bir de şu yukarıdaki fotoğraftaki bulutlara bakıyoruz.
Öyle işte...

20 Eylül 2026 Pazar

20 Eylül Pazar


Rüzgârlı bir gündü, yan taraftaki tatil köyünün su sporları bölümünden hareket eden yelkenliler pupa yelken gezinip durdular.
Rüzgâr çoğalınca bazı yelkenliler toparlanamadı ve kıyıdan yardım geldi, kimisinde çekildiler, kimisinde rotayı doğrulttular.
Bize gelince denizin çırpıntısında biraz çabalama kaptan ben gidemem usulü yüzmeye çalıştık.

19 Eylül 2026 Cumartesi

19 Eylül Cumartesi


Bol güneşli, bol rüzgârlı, eğlencesi de bol bir gündü.
Eğlence gerçek, akşamüstü kumsalda genç bir çiftin nikah töreni vardı. Plaj ahalisi denize girer, güneşlenirken sahile kurulu bir mini platform çiçeklerle süslendi, önüne sandalyeler dizildi. 
Davetliler şık şıkırdım giyinmiş halde geldiler, sandalyelere oturdular, nikah memuru geldi, nikah kıyıldı, balonlar havaya uçuruldu, fotoğraflar çekildi ve  çiftimiz muradlarına ererken  olayın gözlemcisi olan bizler kerevetine çıkmadık ama denize girdik.
Bundan keyifli eğlence olur mu?

18 Eylül 2026 Cuma

18 Eylül Cuma


Bugün  hava düne göre daha ılıktı, dünkü bulutlar yumuşak esen poyrazla dağılmış gitmişti.
Öğlende iki arkadaşımız geldi, birlikte deniz sefası yaptık. Akşamüstü başka iki arkadaşımız daha geldi, hep birlikte çay sefası yaptık.
Ehh, daha ne istenir Eylül denizinden.

17 Eylül 2026 Perşembe

17 Eylül Perşembe


Bugün bol yağmur bekleniyordu, karşımızda Datça yarımadası yağmurdan bol nasiplendi, oysa bize öğleden sonra yarım saat ince ince yağdı.
Biz de denize girdik çıktık, girdik çıktık, talihimiz için poseydona teşekkür ettik. 
Sonra da güneş batana dek sahilde oturduk.

16 Eylül 2026 Çarşamba

16 Eylül Çarşamba

Bugün hava sabahberi kapalı, durgun ve ılık.
Yağmur geliyor haberini alınca,  ilk düşünce deniz sefası yalan mı oldu idi. Olmamış. Deniz  çok güzeldi, kadife örtü hissi veriyordu.


İki ayrı kare ile çektiğim fotoğrafları bitleştirince, akşamüstü denize baktığımız açıdan karşıdaki yağmur bulutları  böyle gözüküyordu.
Solda Datça yarımadası üzerinde başlayıp, bize doğru Yalıçiftlik üzerine gelen yağmur bulutu, sağda uzakta Kos adası üzerindeki yağmurun görüntüsü.
İstanbul'da böyle geniş ufukla denize bakmak o kadar ender yapabildiğimiz bir eylem ki bugün burada bulutlara karşı oturmak şenlik gibiydi.

15 Eylül 2026 Salı

15 Eylül Salı


Bu sayfaya geldiyseniz, göreceğiniz ve okuyacağınız üzere, gayet istikrarlı bir şekilde "bir süre yazmayacağım" sözümün arkasında durmuyorum. 
Amann, zaten üç beş kişi okurdu, varsın şimdi de iki üç kişi okusun.  Neyse, konu o değil aslında.

Bugün rüzgar öğleden itibaren esti savurdu, nihayet akşamüstü lök gibi bulutları tepemize getirdi. Olsun. Sabah denize girmiştim, yani karpuz mevsimi biterken kabuğu suya düşmüş oldu.
Öğleden sonra denizin içi dışarıdan ılıktı, sudan çıkınca rüzgâr üşütüyordu.
Yarına bir ihtimal yağmur varmış, bakalım artık, hayırlısı.

Unutmuştum yazayım, fotoğraf akşamüstüne doğru rüzgârın nimetinden yararlanan bir grup sörfçü, kitecı ve yelkenliden yakalayabildiğim bir grubu gösteriyor.
Denizin üstünde öyle hızlı idiler ki...

9 Eylül 2026 Çarşamba

9 Eylül Çarşamba

 Bugün yine bir domates sosu yapma günüydü.
Sabah annemin ilaçlarını yazdırmaya giderken aklıma geldi,  "işim bitince ben neden blenderı alıp kardeşime gitmiyorum?"
Kardeşimi arayıp söyledim, "ısmarladığım blender bugün gelecek ama saati belli değil, gecikebilir, sana zor olmasın gelmek?"
Dedim atlar taksiye gelirim, zor olmaz. Netekim, doktordan hemen sonra eve uğradım, blenderı aldım, taksiyi aradım ve yola çıktım, yaklaşık yarım saat sonra görev yerine ulaşmıştım.

Önce birer kahve içtik, sonra domates yıkama, doğrama, bızzzttt yapma ve kaynatma işlerine başladık. Derken hızımızı alamadık gittik 5 kg domates daha aldık ve toplam 20 kg domatesi kışa hazırlamış olduk.
Olayda ana görevli kardeşimdi, benim işim domatesleri kesmek ve bızzttlanacak hale hazırlamakla sınırlı kaldı.

Eve döndükten sonra akşam yemeği için patlıcanlı pilav pişirdim, salata yaptım.
Arada sen neden Bodrum'a gelmedin, neredesin sorularına cevap olarak S.ciğim ve M.ciğim ile konuştum, gelişmeleri aktardım, dedim bekleyin geliyorum, azzz kaldı.



Fotoğraf dünden, biraz ayrıntı görebilmek için büyütmeniz gerekebilir.
Sağda Çamlıca Kulesinden solda Ortaköy Camiine uzanan arka planda boğaz köprüsü uzanan bol bulutlu İstanbul manzarası.

8 Eylül 2026 Salı

8 Eylül Salı

 Bugün yine karşının taksisi seferindeydim. 
Burada bir parantez açayım, en son geçen hafta bindiğim bir taksici bu meşhur İstanbul cümleciğini kullandı. Eskiden bir taksiye bindiğinizde şoför yolu bilmiyorsa, "karşının taksisiyim, yolu tarif eder misiniz" derdi. Adamcağız "karşının taksisiyim, yolu tarif eder misiniz" dedikten sonra "yoksa navigasyonu mu açayım" dedi. 
Teknolojik gelişme çağı bu, demek isterdim ama türlü türlü teknolojik gelişmeler bir yandan da hepimizi bağımlı hale getiriyor, endişem var. Şimdi parantezi kapatıyorum.

Diş doktoruna gitmek, eskiyen implantın tamir edilmesi ve sonra optisyenden gözlüklerin teslim alınması işlerini Mecidiyeköy ve Taksim güzergahında seri şekilde hallettim. 
Dedim kendime, bu defa Tünel'e yürümeyeyim, değişiklik yapayım, dolmuşla Beşiktaş'a ineyim, oradan vapur veya motor hangisine yetişirsen karşıya öyle döneyim. 



Kadıköy Beşiktaş hattında kural şudur; aaat başlarında ve buçuklarda motor, saate çeyrek kala ve çeyrek geçe vapur kalkar.
İkisi farklı iskelelerdedir, koşturarak beş altı dakikada gidersiniz. Oysa bu kuralı bilince koşturmaya gerek yoktur, zaman hangisine yakınsa doğrudan o iskeleye yollanırsınız. 

Yukarıda motorun üst yan güvertesindeyim, motor Beşiktaş iskelesinden ayrıldı, Kadıköy'e burnunu çevirmek üzere manevra yapıyor.
Uzakta arka planda, ufukta nokta büyüklüğünde Kız Kulesi beklemekte.



Artık yolculuğu yarılamışız, boğaz ve  köprüsü  geride kalmış, Kız Kulesi açıklarından Haydarpaşa limanına yaklaşıyoruz, biraz daha sonra Kadıköy mendireğine ulaşıp, iskeleye yanaşacağız.


7 Eylül 2026 Pazartesi

7 Eylül Pazartesi

 Dün gece geç vakte kadar Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonu olan takımımıza ait görüntüleri ve maçın yorumlarını izledikten sonra geç vakit uyudum, keyifli bir uykuya dalmış olmalıyım. 

Sabah pilatese giderken gözlük reçetemi de yanıma almıştım. Öğlen civarında metrobüsle karşıya geçtim, Taksim'e ulaştım. Yıllardır gözlüklerimi yapan optisyene gittim, derdimi anlattım. O da bana seçenekleri gösterdi ve sonuçta bir yakın bir uzak gözlüğü ısmarladım. Şimdi heyecanla yarını bekliyorum; yeni gözlüklerle nasıl göreceğim ve kolay alışacak mıyım?

Meydandaki işim bittiğinde İstiklal Caddesinde Tünel'e doğru yürümeye başladım.
Önce döviz bürosundaki tatlı genç kadına selam verdim. Son defa geldiğimde yoktunuz diye belirttim. Bu tarafa geldikçe uğrayın dedi. Tanışlık, göz aşinalığı böyle olmalı, yıllar içinde simalarımız değişse bile, insanların birbirine olan iyi duyguları değiştirmiyor, demek ki. 

Hayvore'ye epeydir uğramamıştım. Sokağın önünden geçerken acıktığım aklıma geldi. Kasada duran E. hanım içeriye girdiğimi görünce gülümseyerek karşıladı. Ayaküstü sohbet ettik, yemek yiyecek misiniz dedi, Pazılı kaygana ve hamsi buğulamayı gözüme kestirmiştim bile, tabii ki dedim ve yemeğin keyfini çıkardım.



 Metrobüs penceresinden Boğaziçine doğru bakış,
Bugün gökyüzü çalışkan bir hallacın köpürttüğü bulutlarla doluydu.

4 Eylül 2026 Cuma

4 Eylül Cuma

Blog işlerinde yeni bir aşamaya geldik, sanırım.
Bugün yorum yazamadım, ne arkadaşlarımın blogunda, ne de kendi blogumda.
Nedir bu işin esası, google blogları kapatmaya mı çalışıyor, acaba?
Bakalım bu yazı yayınlanabilecek mi?

 

Telefonlarımızın fotoğraf arşivi birilerinin ellerinde gibi hissediyorum.
Bugün 7 sene önce bugüne ait fotoğrafı çıkarttı önüme.
Sana ne kardeşim, diyesim geliyor.


28 Ağustos 2026 Cuma

28 Ağustos Cuma

Dün gecenin 3'ünde şiddetli rüzgâr açık pencereleri balkon kapılarını pat küt çarptı ve ardından şimşekli gök gürültülü yağmur başladı.

Gündüz zaman zaman parçalı bulutlu, bazen bol güneşliydi, akşam yine yağmur yağdı; serinliği iyi geldi.

İşi, hareketi bol bir gündü. Gurbet kuşlarım memleket xiyaretine geliyorlar. Hazırlık yapmak, heyecanlı koşuşturma içinde olmakla geçti gün.
Bir de haftanın son maçını kazanaydık, iyiydi.
Neyse artık, adım.adım gidiyoruz, olur öyle.


Bizimkilerin uçağı rötarlı kalkmıştı, iniş öncesi muhtemelen sıra beklerken Marmara üstünde turlamışlar.
Hava kontrol görevdeydi. 

26 Ağustos 2026 Çarşamba

26 Ağustos Çarşamba

 Günün haberi öğlene doğru kardeşimden geldi; leylekler gidiyorlar, hem de sürülerce!...
Sonra da yeğenimin çektiği videoyu gönderdi, gerçekten sürüler halinde leylekler görüntünün olduğu 30 saniye boyunca geçip gidiyordu. 
Ha, demeyin ki yaz bitti diye seviniyorsun, henüz ayağımı tuzlu suya sokmamışken, bütün yazı dizimi toparlamak peşinde geçirmişken nasıl sevineyim? 
Sadece doğanın canlılarla ilgili döngüsü devam ediyor ve artık sıcaklar biraz makul hale gelecek diye seviniyorum. Umarım güzel, uzun bir sarı yaz olacak.

Akşam kızların maçını seyrederken başta biraz endişe ile karışık bir heyecan oldu. Neyse, sonra işler yoluna girdi ve geriye grup maçlarında bir tane  kaldı. Yaşasın!



Yeğenimin çektiği videodan bir kare alıntıladım.
Leylekler nokta halinde duruyor, biraz büyütünce görülebileceğini umuyorum. 

16 Ağustos 2026 Pazar

16 Ağustos Pazar

 Bugün gökyüzünde pambık tarlası bulutlar vardı. Dünkü deli rüzgarın etkisi azalmıştı, daha mutedil esiyordu.

Bir grup arkadaşımızla görüntülü görüşme yaptık. Tam kaptırmış gidiyorduk ki R.ciğim yeteri kadar hastalık konuştuk, başka konulara geçelim dedi. Eh, dedim normal, yaşımız gereği olacak o kadar.

Araya benim çocukların görüntülü konuşmaları girdi, bazen böyle üst üste oluyor konuşmalar. Onlar bitti, başka bir arkadaşım aradı.

Ha, bir de televizyon yayınlarının uydu ayarları değişmiş, bir kaostur gidiyor. Önce annemin televizyonu ile uğraştım, eski televizyon zaten, beceremedim. Sonra bizimkinde denedim, onu da yapamadım. Müşteri hizmetlerinden destek istedim, güya online olarak  bağlayacaklardı, ama şu ana dek ses çıkmadı. 

Bu aralar böyle terslikler çok oluyor, dün ekmek kızartma makinesi kontak yaptı ve bir daha çalışmadı, şimdi yenisini almak gerekecek.



Leylekler dönmeye başlamış, henüz gökyüzünde leylek göremedim, 
Onun yerine bugünün bulutları var elimizde.

20 Temmuz 2026 Pazartesi

20 Temmuz Pazartesi

 Bugün havanın sıcaklığının arttığını, sabah erken saatte Aile Hekimliğine doğru yürürken bile hissettim. Oysa dün akşamüstü gurbet kuşlarımla mesajlaşırken,  havanın serinlediğini, önceki gece eve dönerken hissettikleri havaya soğuk bile denebileceğini söylediler, mevsim normallerine dönmüşler.

Aile Hekimimizle konuşurken, izne ne zaman çıkıyorsunuz demiş bulundum. O da Ağustos başı memlekete annemi görmeye gideceğim deyince, klasik soruyu sordum, "memleket nere hemşerim?" ve gerçekten hemşeri çıktık. Meğer Malatya'da doğmuş büyümüş, annesi depremden sonra Elazığ'a gitmiş, şimdi orada yaşıyormuş.

Bir de sabah apartman kapısında kardeşime ve bana yıllar önce ( ama neredeyse 30 sene önce ) temizliğe gelen İ. Hanımla karşılaştım. Ben ona kapıdan geçsin diye yol vermeye çalışırken, o bana adımla hitap edince şaşırdım. Kendisini tanıtınca kapı önünde epey bir konuştuk, yıllar içinde çok değişmiş, benim görsel hafızamdaki resmin bugünkü gerçekle ilgisi kalmamış. Meğer bizim apartmana yeni taşınan bir tanıdığa yardıma geliyormuş. İlginç bir tesadüf oldu.



Pencereden dışarı bakmayı seviyor Kontes hanım,
Güneş çekildikten sonra pervaza çıkıp  telin önünde durup kuşları seyrediyor.