Bugün çocukluk arkadaşım F.cığım ile Feneryolu istasyonunda buluştuk ve Kalamış Fenerbahçe sahilinde yürüdük de yürüdük.
Attığım toplam adıma 20bin beşyüz bişey diyor, benim adım sayar, 16 km mi ediyormuş, neymiş.
Yoruldukça, bazen güneşin altında bir bankta oturup denize baktık, birinde oturduk sandviç yedik, diğerinde çay içtik, bol bol sohbet ettik, annelerimizle olan ortak anıları yadettik ve derken gezme tur atma gününü yorgun argın tamamladık.
Biraz daha gözümüz gönlümüz açılsın isterseniz Ekmekcikız'a bakabilirsiniz, burada.
Bu eski yapıları, köşkleri mor salkımla sarılmış görünce, Halide Edip'in "Mor Salkımlı Ev" romanı geliyor aklıma.

Ay bu blogtaki fotoğraf da ayrı güzelmiş!!!!!!! Ne şanslı insanlar yahu, umarım balkona çıkıp bir çay kahve içiyorlardır!
YanıtlaSilPek bakımlı duruyor bina, içinde yaşam olmalı ve umarım keyfini çıkartıyorlardır. :)
Silgerçekten ne şahane bir köşk bu. bayıldım...ortaokul-lisedeyken en çok yürüdüğümüz yollardan biriydi bu fenerbahçe-kalamış arası, çok severim.
YanıtlaSilAh o zamanlar nasıl da sakin ve tenhaydı. Şimdilerde özellikle hafta sonları kaldırımlardaki kalabalık yorucu olabiliyor.
Sil